Haziran 27, 2011

Aşk Kalpte başlar, nerede bittiği umrumda değil!


Çok zilli bi giriş yapasım var, bunu düşünürken-nasıl başlasam diye- az daha yazmaktan vazgeçecektim. Neyse başladık di mi, ışık, makyaj, kameraaaaa, çekimdeyiz, şak! -siz o efekti verin burada- :) Sabah kalktım ve okula gittim, şaşırtıcı biliyorum, aldık kepi cüppeyi, haziranda yağan o aptal yağmurda okula gittik, hani 4 sene boyunca okuduk, ilerde çoluk çocuk sorarsa; "anne senin niye üniversite fotografın yok, hayırdır hacı bizi mi kekliyosun" diye-yalnız benim çocukların konuşma tarzına da bakın hele :)- bi iki albüm yapalım dedik, atladık zıpladık sıralara dizildik derken 2 saati bu çekimle geçirdik. Şİmdilik fotograf yok canlar, irtibatta olalım :) Okuldan çıkış ve doğruuuuu kapalı çarşı, ardından mahmutpaşa, tahtakale-eminönü. Hastasıyım şu istikametin. O boncukçular, kumaşçılar, ıvırittizıvıritticiler, çerçiler, peynirciler, abla gelinlik lazımmıcılar, kahveciler, o yeah! İşte onların arasında geçirdim yaklaşık 4 saatimi. Sonra Beşiktaş' a gittim ufak tefek işlerimi halletmek için. Yazı seviyorum, yaza aşığım, yaz kadınıyım, yaz perisiyim, yaza dair her şeyim ben. Ama yazın toplu taşımaya karşıyım! Hiç yakışıyor mu şu güzel ağzıma küfür, ha sorarım size, ama ben cevaplarım; cıks, yakışmıyor. Ama arkadaşım; şu lanetler sigaranın 1 paketine verdiğin paraya 1 alana 1 bedava dedorant satıyorlar yahu! "Taksiye bin o zaman hanım kızım!" diceksiniz, demeyin. Canım çünkü; 1. Bu vatandaş öğrenci, yahu ne öğrencisi! ne öğrenci ne de para kazanan sivil! sanırım hayatımın en sıfatsız dönemine bi sayfa açıyorum, umarım çabuk kapanır. 2. Tramvay, metro vs benzeri toplu taşıma araçları, istanbul trafiğinde taksiden daha hızlı. Bak bu yaptığım savunma da ayrı bi psikoloji:) meslektaş arkadaşlar bilir, bilmeyenler için açıklama yapıp da kendimi ele vermeyeceğim :)

Dün İstiklalde Gay Parade vardı, katıldık, destekledik, gümbür gümbür yürüdük. Önyargıları kırmaya çalıştık, körün gözüne parmak soktuk, varlar, varız, yanınızdayız dedik. Çok da renki gençti. Yabancı kanallardan bi sürü kamera vardı ama türk haber kanallarından gördüğüm olmadı. Bir şeyleri, gerçekleri görmezden gelmek, o görmezden geldiklerimizin olmadığı anlamına gelmez! Bizim toplumumuz homofobik arkadaş! Bizim, cinsellikle sorunlarımız var. Aç bizim millet ve de önyargılı. Hani şöyle düşünün, ben biriyle tanıştığımda kimse beni cinsel tercihlerim doğrultusunda değerlendirmiyor, nasıl seviştiğim değil aklına ilk gelen, okuduğum bölümle, kitapla, dinlediğim müzikle, gittiğim mekanlarla değerlendiriyor değil mi, Evet! Ama söz konusu gay/lezbiyen olunca, ilk etiket vuruluyor, sonra o insanın sanatı, duruşu, bölümü, işi, en sevdiği yemek, boş vakit uğraşı vs. her neyse, hepsi kulağa takılan kulaklığın geçirdiği ses kadar duyuluyor! Duyuluyor mu o bile muamma! Canım yurdum insanı, yen şu fobini, düşünme insanların yatakta, kiminle, ne yaptığını! Bak sinir yaptım, tamam geçecek kızım, sakin ol, 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1. Geçti.

Gay arkadaşlarımı seviyorum, hem de çok. O kadar güzel arkadaşlıkları var ki her şeyi çok rahat konuşabildiğim. Ve o kadar zarifler ki!! Bi çok erkeğin sırf bir sonraki admın hesabını yaparak getirdiği çiçeği, hediyeyi sırf beni sadece mutlu etmek için, evime ilk defa geldiği için ya da , ya dası yok işte sebepsiz alıyor anlatabildim mi...
Homoseksüellite, cinsel hazzın nesnesi meselesidir; ancak Homofobi hastalıktır, tedavi edilmesi gerekir. Bence...

Hadi bu konuyu bi kez daha düşünelim
"insan"a değer verelim
Homofobiyi yenelim!
Günün parçasını dinleyelim:) - tık- Depeche mode- free love


Keyifle...

Haziran 25, 2011

Bol Köpüklü Türk Kahvesi



Uykum var ama uyuyamıyorum. Mezuniyet balosuna, kep törenine ve annemlerin gelişine günler kaldı. Annemi 5 aydır görmüyorum, kız kardeşim-kimine göre ikizim- Gülşah'ı da. Bence bir kızın kız kardeşinin olması muhteşem! hele bir de yaşları birbirlerine yakınsa, değmeyin o kardeşlerin keyfine:) Ortanca kardeşim Gülşah, hakkaten ortanca çiçeği gibidir:) Bir de dünyalar cadısı bi o kadar da tatlısı"son numara, ama on numara"mız var:) Neyse ki buluşmamıza az kaldı, hazır konu gelmişken söyleyeyim, gelmemişse de konuyu oraya getireyim: 1 Temmuz cuma günü İÜ Beyazıt Kampüsünde saat 18.00-20.00 arasında kep atma törenim var. Aman da kızımız büyümüş de mezun olmuş, ay nasıl da geçti onca yıl, adam olacak bu kız, kaçıramam ayşe' nin kep seramonisini, of ne güzel fotograf çekerim gibi isteklerin/nidaların/iç çekişlerin varsa; "kim olursan gel":)

Son on gündür mezuniyet balosu için elbise arayışlarındaydım. Kesin kurallarım vardı, mangoya girmem, zaraya bakmam, çok para vermem gibi. Zara' ya baktım, Mango'ya girdim:) Hattaaaaaaaa elbiseni de mango' dan aldım. Şimdi söyle ki, bu lafları edişlerimin nedeni pişti olma ihtimaliydi tabii ki. Ama arkadaş piyasada öyle ziyan tasarımlar var kiiiii, o satılan kumaşa, ona elbise diyen dillere, elbiseye emeği geçen ellere acıyorsun! Nereleri dolaştım anlatamam. Tamam anlatırım:) Nİşantaşı, osmanbey, elbet ki taksim, cihangir, kadıköy veeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee küçükçekmecedeki bi butiğe kadar gittim. Ya çok pahalı ya çok taşlı ya da hep aynı tip kıyafetler. Aklımda tek bir şey vardı: çok sade hani masal gibi olmalıydı her ne arıyorsam! Buldum, mangoda buldum ve de vuruldum. Çıkmadı aklımdan, gezdim, tozdum, kıvrandım üstüne gül koklayamadım. Bir de siz bakın bakalım!-buraya tık- sayfadaki ilk elbise:) Yalnız elbiseyi giyen hanım kızımız da derin bir iç çektiriyor di mi:) Dün aldım, şimdi terzide, yakında dolabımda. Ama canım kardeşim, bitmiyor ki bi elbiseyle; ay bunun küpesi, ay ayakkabısı, ay saçımı ne yapsam, makyajımı kime yaptırsam... Geçtim ben bunları, kısmet! Veeeeeeeeeeeeeeeee senenin başından beri konuşulan, yanıma yakıştırmalarda bulunulan, dedikodular yapılan, iddiaları havada uçuşturan konu: "Ay acaba ayşe mezuniyete kimle gidecek" :) ta ta ta tammmmmmmm! Yapılan oylama ve istatistik değerlendirmeleri sonucuna göre... :) yok artık! YOk, hakkaten ben kendi kafamda adayları seçtim, biçtim, oyladım. En birinciye ödülü yolladım:) Adı bende saklı kalsın, buradan yolladığım öpücükleri alsın:) Ha bu dünya hali, şöyle diyelim yine de "bir aksilik çıkmaz ise"

Sınavlarımı bitiridim- en azından büte kadar:)-, elbisemi aldım, ayakkabılar hazır. Her şey tam takır. Yorgunluk gitti, bol köpüklü türk kahvesi içme vakti!

Bu da günaydın parçası olsun hadi-tık-
Hadi kalın keyifle...

Haziran 24, 2011

cap ou pas cap?

Çıplak ayakla dolaşma kalbimin üstünde
daha yeni temizledim ben oraları
iz bırakırsın...

Haziran 19, 2011

Ni la bombe atomique, Un amor piatonique (Liraboma tomik Enamu platonik:))

Hayatının geri kalanı boyunca, o büyük aşkı arayacak olan güzel küçük kız çocuğu için çalıyor bu kez çanlar...

Elektra KOmpleksi bu; kız çocuğun 6 yaş civarında babaya duyduğu aşk! Halk arasında da şu şekilde çevirisi vardır; kız çocuğu babaya düşkün olur. Olmasın mı arkadaş, hayatındaki ilk erkek bi kere o adam! İlkler özeldir, güzeldir. Hele ki bu ilk adam, esas kızı pamuklara sarmalamış sarmış, elleriyle beslemiş, gözlerine içten bakmış, yalanlarla kandırmamıştır! Böylesi adama aşık olunmaz mı, ha sorarım canlar size
Ta ta ta taaaaaaaaaaaam ama bir problem var; ne demiş yıldız tilbe-İki kadın bir adam :) :) Selam prenses, bak bu rakip çok da yabancı değil ve hakikaten güçlü, EVET O ANNEN!
hımmmm... ok! memnun oldum.

Daha güzel olabilirsin, daha çıtır olabilirsin, o esas adamla daha çok vakit geçiriyor da olabilirsin! ama üzgünüm bebeğim, o rakip kadın annen ve inan ki aynı kulvarda bile değilsiniz :)

Annenin ayakkabıları giyiliyor, rujlar, ojeler sürülüyor, kadınlar arası ilk rekabet de böyle başlıyor; babaya sahip olma arzusu! Ama bebeğim! bebeğim! bebeğim! Bile bile lades demek bu! Küçük prenses yılmıyor, babaya olan aşkta galip gelecek:) Sonuç: ilk platonik aşk! ilk vazgeçiş, ölümüne isyan:)

Evet prenses, o yakışıklı erkek baban! gözlerini açar açmaz karşılaştığın, sıcacık ellerini tutan, derin bir sevgiyle bakan, dırdırına sesini çıkarmayan, evdeki 10 ayakkabıya rağmen yeni bir çift daha almana ses çıkarmayan, gece üstünü örten, saçlarını okşayan, sen uykuda olsan bile derin derin koklayarak öpen, hastalandığında gözleri dolan, seninle gülüp ağlayan o adam senin baban! Hep o adamı düşünüyoruz ve nihayetinde düşümüzden ayrı kalıyoruz.

İlk karşılıksız aşkla başladı zaten evrenin tüm problemi; baba gibi birine aşık olmak! O yüzden saçımızı okşayan, derin öpücüklere boğan, gözlerinin içine bakan erkeğe aşık olıuyoruz, hani bir ihtimal o ilk aşkın yerini doldurur diye...

Tüm prensesler olarak seni öpüyoruz Freud!
Bu da en baba, en analiz edilesi, durumu en özet edesi parça! Tam bir elektra problematiği :)

Hey kızlar!
Hepimize en baba aşklar :)


Keyifle...

Hayatımın Erkeği


Nisan 1988.
Gözümü açtım hayata, hayatımdaki ilk erkek karşımda.
"Hey sen heyecanlı adam" dedim içimden,
"maceraya hazır mısın" :)

O kadar hazırmış ki...

İlk erkek, ilk aşk...

Odaya girdim, koltuğun üzerinde, çok istediğim oyuncak bebek-yaş 6
Hadi Ayşe'm Hadi kızım, oku bakayım burada ne yazıyor- yaş 7/ okumayı öğreniyorum
bisikletimin 3. tekerini çıkardık ama arkamda babam vardı -yaş 8
Ben "şekerim" demeyi babamdan öğrendim, şeker gibi adamdır. Çok güzel dinler, akıl verir, muhteşem benzetmeleri vardır. "Eğer" diyemez "ener" der :)Dili dönmüyor nedense bu kelimeye :) Babam çok güzel yemek yapar, ama özellikle pazar kahvaltılarımızı hazırlamaktan keyif alır. O pazar günleri güzel tostlar yapar, fırında közler yapar
, çayı demler, yeşil salata hazırlar, zeytin yağı, tazecik ekmek... Sonra hepimize öpücük verir, sofrada yerimizi alırız.

Nasıl özledim...

Şİmdi bi toparlayamadım yazmak istediklerimi, ifade edemedim hiçbir şeyi. Hep askıda havada kaldı yazmak istediklerim.

Bi keresinde otogardayız, istanbul' a döneceğim. Tüm aile fertleri bekliyoruz otobüsü, karşımızda küçük bi oğlan çocuğu, gülümseyerek bakıyor babam ona (Ha biz 3 kız kardeşiz). Hani içten içe bi erkek evlat sahibi olma isteği vardır babamın illa ki ama bunu bize hiç yansıtmadı, söylemedi. Babamın öyle baktığını görünce o oğlan çocuğuna bi tuhaf oldum. Baba, dedim. "Erkek evladın olmadı ama umarım torunun olur". 3 erkek çocuğu verseler benim 3 kızımdan biri kadar bile değerli olamaz, dedi. o yeah adamım, o yeah, dedim içimden :)


.
.
.

Babam...

Nasıl dolu dolu, nasıl neşeli, nasıl güçlü bir adamsın.
Şimdi ben nasıl güzel, güçlü, kendinden emin bir kız çocuğu oldum sayende. Ve evet, hala küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum saçımı okşadığında.

Babam...

Yazacak, anlatacak ne çok şey varken, sustuklarımla çoğalttığımsın.
Hayata dair güzel masallar anlatanımsın.
Yoluma ışık tutanımsın.

Babam...
İyi ki varsın...

Bunlar da günün parçaları olsun:)
1. tık!
2. tık!

Haziran 16, 2011

İncir Reçeli ve Yan Etkileri

Sol gözüm acıyor, yanıyor, yaş geliyor. İncir Reçeli' ni izledim. Gözümden inen yaşın filmle alakası yok. İnan ki yok! İzlediniz mi, şöyle bi derinden "oooo nooo shit!" dediniz mi, evet! Sol gözümden inen yaşın, filmle alakası yok, olsa yalnız bırakmazdı sağ gözüm solu. Bana duygusal, aşklı, böcekli, ihtiraslı filmler olsun yeter ki, hiç acımam ağlarım. Ağlamaya yer de ararım.

Film beraberinde aklımda bin soru bıraktı;

1. sevişmeden aşk olur mu
2. SEvişince aşk olur mu
3. fuckbuddy kimdir, hakları nelerdir, nereye kadar yolu vardır
4. hugbuddy kimdir, "söz veriyorum sadece uyicaz" vaadinin telif hakkına mı sahiptir
5. İncir Reçeliyle birlikte feetbuddy çıktı başımıza, caiz midir ve de cazip mi :)

İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, bol şans!

p.s-1: cevapları bilen- bulan- çalan olursa haber versin, hepimiz öğrenelim.
p.s-2: bu haftaki blog başlıkları da kahvaltı masası gibi oldu; yanık tost, otlu peynir, incir reçeli... O zaman ben bi çay demleyeyim :) Ben çay demlerken siz de şunu dinleyebilirsiniz zira bekletmekten hoşlanmam:)

Sol gözüm acıyor

anlatsana
nasıl aşık oldun bana
ııı şey beni bennn
seni
sana
yalan söyledim.

Bi de bunu dinlesene

Keyifle...

hamam hamamamammamam mamma mia!


Pamuklara sarıp sarmalayıp saklayasım var kendimi! Sanki hamur gibi yoğruldum, içine de bade dolduruldum:)

Öğlen sınavdan çıktıktan sonra, sevdayla sarıyer yolunu tuttuk, hani hamama gidecektik ya, ha gittik, tarihi sarıyer hamamına. Şimdi canlar, eğer ilk defa hamama gidecekseniz doğru adres değil tarihi sarıyer hamamı. Şahsen ben ilk deneyimimi çemberlitaş hamamında edindim ki, muhteşemdi! Çemberli taş hamamı, tarihi, görkemli, kocaman lakin eğer sık sık ziyaret edip alışkanlık haline getirecekseniz, biraz tuzluya mal olabilir. Bugün gittiğimiz hamam ise, kendi halinde bi' yer. İçeri ilk girdik ya, bi' darlandım, kalp atışım hızlandı. Göbek taşına bi uzandık kiiiiiiiiii, sonrası bende kalsın, ama nasıl bi keyf-i sefadır anlatamam. Sonra bir kese, oh mis! öyle pürüzsüz oluyorsun ki, koala tutunmak istese vücuduna, tutunamaz kayar gider ;) Var ya, kuş gibi hafif hissediyorum, yüzüm gözüm, tenim ışıldıyor! Nasıl anlatsam, hani derler ya "bal dök yala", oha bu çok müstehcen mi oldu, fesat düşünmeyin ulennnnnnnn! Tamam şöyle diyelim; pammık gibi oldum, yeniden doğdum, 3 gün yumoşta bekletilmiş gibiyim :)
Neyse efendim hamamdan çıktık, resmen hamam havası çarptı zaten beni. Ama hakkaten ışıldadık, fotograf çekseydim sanki güneşe karşı çekmiş gibi olurdu, bilmem anlatabildim mi...Aslı-çağdaş-roland, bu noktada destek verebilirsiniz. Ay ardından bi açlık geldi, bozdum diyeti, yedim spagetti bolonezi:) ardından açık havada bi türk kahvesi derken, ay tutulmasını izleyelim dedik cihangirde bedri'ye misafir olduk, biralarımızı içerken muhabbete koyulduk, ay tutulmasını da, güzelim terası da unuttuk:) Sonuç; 1 birayla sersemledim resmen! Yarın yoğunum, yazamayabilirim, hepinizi öperim.Öp öpü öpüjem dedim :)

Bi sonraki yazı; mezuniyet balom, ve kavalye adaylarım!

Keyifle...

Haziran 15, 2011

yanık tost ve sütlü kahve

1. Tostun tek tarafını yaktım az önce, o zaman canlar, aba' ya sahip çıkalım!
Tamam, daha uyanamadım. Evet, tost otlu peynirli ve domatesli ve çok lezzetli! Burdan nereye bağlayacağım diye merak edenler varsa, önceki yazılarda da uyardığım gibi tekrar söyleyeyim; Dikkat! bu blog konular arası bağlantı problemleri yaşamaktadır, lakin bu problemlerle mutludur! Ha bağlayacağım en net sonuç da "tostumu yedim, bekliyorum" olur :)

2. Sütlü kahve muhteşem değil mi
Hele ki kahve gold ise mmmmmmmmmmmmmmmmm nefis! sanırım kahve afrodizyak özelliği taşıyor. Ya da bu benim kahveyle aramdaki mesele. benim meselemmmm, benim meselemmmmm! :) me-se-le, çok değişik bir kelime mesela.

3. Dün miray için taksi bekliyorduk, kaldırıma oturduk akşam. Yaşlı bir amca geldi "allah gönlüne göre versin" ded. E tabi baktı para dilendiğimiz yok, ne desin garibim! saol dayı! Gönlüne bereket! ama tam da o konudan konuşuyorduk mirayla. Hoş oldu, zamanlaması güzeldi.

4. Bugün hamama gideceğiz Sevdayla, zaten beyazım, çamaşır suyuna batırılmış gibi olurum artık. Of nasıl güzel olacak, hamur gibi gevşerim, eve gelir direkt yatarım. Benden haber alamazsanız ey dostlar, meraklanmayın. Düşlerimin huzur bahçelerinde dolaşıyor olacağım. "düşlerimin huzur bahçeleri" zincirleme isim tamlaması mı, soru işareti

5. Bugünlerde fazlaca oldu blogdaki yazı sayısı. Aşağıdakilerden hangisi son günlerde artan blog yazı sayısının nedenidir

a. sebebi koparılan çiçekler
b. serdar ortaç' ın muhteşem yorumunun, genç kızlarda yarattığı psikolojik problem
c. sınav dönemi, final polemiği
d. beni bu güzel havalar mahvetti

Cevabı bilip bana bildirene, ay dur olmadı; bana bildirip cevabı onaylanana cafe neroda chai tea latte:) Ay yok, vallahi çıkarım yok nerodan! :) Bahçesini bi kocaman yaptılar, pek güzel oldu, hepsi bu!

*sevgili beyaz atlı prens, artık atından in de bi taksi çevir! yoksa zor olacak istanbullarda buluşmamız. Adresi biliyosun, köşede buluşalım :)-aaaaaaa bu başka bi blog yazısıydı, neyse fragman oldu:)-

Öğlen bi sınavım var, notum var mı onu bile bilmiyorum. Ama öğlene daha çok var di mi:)
MUah!

Keyifle...

Haziran 14, 2011

Golden Girl

Birazdan kahvemi de koyduktan sonra, ders çalışmaya çalışma hazırlıklarım az çok tamamlanmış demektir. Kahvaltımı yaptım, balkon serin, salon güzel:) Günlük kariyer.net iş arama ve başvurma işlemlerimi de gerçekleştirdim, malum 30 haziranda periler gibi süzülürken elbisemin içinde, aklımın bir köşesinde, çıkardığım pembe gözlüklerim olacak. Gecen birisiyle mesajlaşırken, kahve içip dergi karıştırdığımı söyledim, söylemez olaydım, acı gerçekleri bir kez daha yüzüme vurdu. Aman da efendim zaten böyle kıytırık işlerle en güzel de öğrenciyken uğraşılırmışmışmışmış! bana bak delüanlııııı, bu öğrenci sıfatıyla nitelendirdiğin hatun, ne projelerin altından alnının akıyla çıktı, haberin var mııııııı, dicektim; zarif, narincecik yapıma ters düştüğü için demedim:) ammaaavelakin "adam haklı beyler:)".

Evet, bu durumu kabul ediyorum ve 2 haftaya kadar, özgür, çılgın, pervasız öğrenci sıfatımdan ayrılacağım için mutsuzum. Hakkaten mutsuzum. Tamam biraz mutsuz, biraz heyecanlıyım. Arkadaş şimdi işe girdiğimdeki olabilitesi yüksek günlük plana bakalım.
Çalışıyorum, paramı kazanıyorum, ayaklarımın üstünde duruyorum, biraz da ukalayım 1:
saat 07.00: alarm çalar(tıklayınız,izleyiniz, dinleyiniz)
ha ne diyor hanım kızımız; Je ne veux pas travailler (Çalışmak istemiyorum)
Çalışmak istemiyorum

Je ne veux pas déjeuner (Kahvaltı etmek istemiyorum)
Kahvaltı da etmek istemiyorum

Je veux seulement oublier (Sadece unutmak istiyorum)
Sadece unutmak

şarkının devamının konuyla ilgisi yok! :) evet muhteşem parça, ama özet olarak nasıl başlıyor; çalışmak istemiyorum!
saat 7 de alarm çaldı, 5 dk. daha dediniz, eğer imkan varsa uyanınca güzel güzel gülümsediğiniz sevgilinizle/ eşinize/fuckbuddy nizle/ hugbuddy nizle kahvaltıdan önce biraz daha seviştiniz (<--tıkla) :) bak okuyunca da gözleriniz parladı biliyorum :)o yeah, bi hareketlenme oldu bende:)
Neyse toparlandınız, giyindiniz, kokularınızı sürdünüz, şanslıysanız iş yeriniz en fazla yarım saat uzaklıkta evinizden- çok zor cicim çoookkk- işe gittiniz, çıkış saatini saymaya başladınız, çıktınız, ev-yemek-belki ev öncesi bi kaç tek atarsınız asmalıda. Eve gelip film izlemek istersiniz ama saat olmuş 23.30. TA ta ta tammmm işte karar anı; film izleyip az mı uyusam, yoksa yatıp adam gibi uyansam mı, soru işareti
Sonra bekle ki haftasonu gelsin, pöf!

Şimdi de serseri, kıytırık olarak nitelendirilen öğrenci hayatı:
Alarm çalar. Saçmalama ne alarmı ya! baksana saat bile yazmadım, keyfim bilir. Uyandım, perdeyi araladım, elimi yatagımın yanına uzatınca laptop elimin altında, bi müzik açtım--->oh yeah, it's a good day!-ha, evet benim blogum için esinlendiğim parça:),1.30. saniye benim keyfimin tavan noktası :) çok iyi bir hayalperest olduğum için günün devamı farklı kombinasyonlarla ilerleyebilir, en güzel ihtimallerden biri de, kalvaltıdan sonra da sevişmek için bolca vakit olmasıdır:)
Çok katı kurallarım vardı mesela okul hatayım boıyunca:
1. uykum varsa okula gitmem
2. hava soguksa, ayaklarım üşümüşse kapıdan dışarı çıkmam
3. yorgunsam, kahvem olmadan asla!
4. sırf canım istemiyor diye girmediğim sınavlar vardır( ha o sınavın vize olması sıkıntı yarattı biraz, hani final olsa, büt ihtimali var da, şimdi tek ders sınavına girme ihtimalim yüksek:) amannnnnn şimdi sıkamam güzel canımı onun için
5. güzel kahvaltılar vaadine kanmışsam da, o gün okul yalan olur. ne demiş cemal süreya" ... kahvaltının mutlulukla bi' ilgisi olmalı" olma mı yaaaaa :)

Hayalimdeki iş; bloguma yazacak bir çok şeyle beni ben yapsın!

Tartışmaya gerek yok canlar, öğrencilik candır, kandır ama kıytırık değildir; aksini iddia edenler için CV' mi yollayabilirim, hani öğrenciyken keyif pezevenkliği yaparken diğer yandan yaptıklarımı incelemek adına:) ha zaten ne zamandır aklımdaydı, bi sonraki yazı İÜ Psikoloji Kulübü' ne ithafen olabilir, tık! bakınız ben ve bal arılarım :) nasıl da severim her birini

Dün akşam, 4. pera flamenco festivaline gittim Cemal Reşit Rey' de. Pek tatlı bi' arkadaşım da dans edecek ekip arasındaydı. Aman yarabbi nasıl bir danstır öyle, nasıl davetkar! Hele işin pirlerinden biri çıktı; dans- Vanessa MONTERO/ gitar- Sergio GOMEZ, agzımız açık izledik. Hatun nasıl minik anlatamam, bir dans ediyor kocaman oluyor sahnede! Ancak gece boyunca tek bir olumsuz eleştiri vardı aklımda: uzun boylular böyle danslara bulaşmasın! hakikaten ha! çok eğreti duruyor, hiç estetik değil, yakışmıyorlar sahneye. Hani üzgünüm ama bu böyle. Çünkü, hareketler keskinleşemiyor, zerafetini kaybediyor.

Ama benim favorim bol kıvrak, pek canlı latin dansları arkadaş! efendime söyliim salsa, bachata, rumba! nasıl severim, keşke devam etseydim derslere de yarım kalmasaydı! Lakin bu dönem yogaya merak sarınca, dans arka planda kaldı, gün gelir çıkar tekrardan vitrine :) Herkes baksın keyfine...

Bu da dingin keyif parçası--> golden girl

Haziran 12, 2011

Femmes damnees




Belgesel: Küller ve Kar / Gregory Colbert(tıkla)

"Lanetlenmiş Kadınlar"

Hippolyte, lambaların solgun ışığı vuran
Mindelerlere uzanmış sessizce duruyordu,
Ve toy gençkızlığının perdesini kaldıran
Güçlü okşayışları, dalgın, düşünüyordu.

Sabah uyandığında nasıl başını yolcu
Çevirip mavi ufka bakarsa, tıpkı öyle,
Henüz uzaklardaki gökleri arıyordu
Fırtınalı bir anın ürküttüğü gözlerle.

Ölgün halkalardaki o tembel gözyaşları,
Bitkin, perişan hali, şehvetli üzgün teni,
Hurda silahlar gibi terk edilmiş kolları
Ve her şey süslüyordu narin güzelliğini.

Dişlediği avını öldürmeyip gözleyen
Güçlü bir hayvan gibi, Delphine, eteklerinde,
Dingin ve kıvanç dolu, baktıkça alevlenen
Gözlerini örtmüştü Hippolyte'in üstüne.

Güçlü güzellik ince güzellik önünde diz
Çökmüş ve şarabını içerken utkusunun,
Dermek istercesine ağzından tatlı bir söz,
Uzanıyordu ona doğru, sevdalı, tutkun.

Kurbanının gözünde arıyordu durmadan
Arzunun şakıdığı sessiz ilahileri
Ve uzun ahlar gibi gözkapağından çıkan
Şükran duygularını, o tatlı sözcükleri.

-Dedi: nedir düşüncen, ne dersin olanlara?
Hoyratça soldururlar, Hippolyte, tatlı yürek,
İlk güllerin kutsal adağını o kaba,
O yaban soluklara asla sunmaman gerek.

Benim öpüşüm, akşam, büyük, saydam gölleri
Okşayan susineği gibi yumuşacıktır,
Erkeklerin dudağı saban demiri gibi,
Tekerler gibi oyar, acı izler bırakır;

Atlar, öküzler gibi geçerler üzerinden,
Çiğnenirsin altında insafsız ayakların,
Hippolyte, kızkardeşim, yüzünü bana dön sen,
Ruhumsun, her şeyimsin ve öteki yanımsın,

Kutsal merhem, çevir o yıldızlı gözlerini,
Bir tek bakışın bana yeter, ey tatlı bacım,
Daha loş arzuların kaldırıp perdesini
Sonsuz düşler içinde seni uyutacağım!

Hippolyte genç başını kaldırdı usul usul:
-Pişmanlık duymuyorum, hiç de nankör değilim
Ama, ağır bir akşam yemeği yemiş gibi
Sıkıntılı ve öyle endişe içindeyim.

Sanki kanlı bir ufkun her yandan kapattığı
İşlek, uzun yollara beni sokmak isteyen
O yoğun ve o kara hayalet taburları
Çökmüşçesine ağır bir yük altındayım ben,

Diyebiliyorsan de bana, dehşetim, ruhum,
Yakışıksız, garip bir eylemde bulunduk mu?
Sen meleğim! dedikçe korkudan titriyorum,
Yine de dudaklarım gidiyor sana doğru.

Kalbimin sonsuza dek sahibi, kızkardeşim,
Artık tek düşüncemsin, öyle bakma yüzüme,
Beni yakacakları ateş ve cehennemim,
Günahımın ilki, ilk nedeni olsan bile

Öfkeyle silkeleyip perişan yelesini,
Delphine, demir kürsüde tepinir gibi, birden,
Gözleri çakmak çakmak, güçlü bir sesle, dedi:
-Kim söz edebilirmiş Aşk varken Cehnnemden?

Binlerce lanet olsun, o ilk hayalci kimse,
Lanet o budalaya, o dürüstlük satana,
Çözümsüz ve kısır bir sorunu benimseyip
Aşka dürüstlük denen saçmalığı katana!

Serin ile sıcağı, gündüz ile geceyi
Gizemli bir uyumda görmek isteyen bir kaz,
Bir işe yaramayan inmeli bedenini
Sevda denen o kızıl güneşte ısıtamaz!

Git, istersen aptal bir nişanlı bul kendine;
Kızoğlankız bir kalbi hoyrat öpüşlere sun;
Koşa koşa, dağlanmış göğsünü, bil ki, yine
Bana getireceksin, azapla dolu, solgun...

Bu dünyada herkesin bir tek sahibi vardır!
Çocuk birden acıyla haykırdı: -duyuyorum,
Şu an tüm varlığımda, benliğimde derin bir
Uçurum açılıyor; kalbimdir bu uçurum!

Volkan gibi yakıcı -ve boşluk gibi derin!
Euménide'in, elinde meşale, kanına dek
Yaktığı bu ejderin, bu inleyen yüreğin
Kanmayan susuzluğu dinmiyor, dinmeyecek.

Kopalım bu dünyadan, perdeleri çekelim,
Dinlendirsin öpüşler yorgun yüreğimizi!
Derin göğüslerinde yok olmak, tüm dileğim,
Ve bulmak mezarların uzak serinliğini!

-İnin, durmadan inin, ey acıklı kurbanlar,
İnin, sonsuz, ölümsüz cehennemin yolundan
Uçurumun dibine dalın, orda tüm suçlar
Kamçılanıp göklerden gelmeyen bir rüzgârla

Kaynar, fırtınaların, kasırgaların korkunç
Uğultusunda, koşun en son noktasına dek
Arzuların, ki onlar dinmek bilmeyecek hiç
Cezanız tutkunuzun karşılığı olacak;

Tek serin ışık sızmayacak mahzeninize
Ve işte, yarıklardan, sokak feneri gibi
Yanan kızgın mikroplar giriyor içeriye,
Korkunç kokularıyla kaplıyor gövdenizi.

Kıvancınızın buruk, doyumsuz kısırlığı
Susuzluğu dindirip derinizi geriyor,
Şehvetli teninizin öfkeli rüzgârları
Etinizi bir bayrak misali titretiyor.

İnsanlardan uzakta, gezginler, hükümlüler,
Koşun aç kurtlar gibi çöllere akın akın;
Yazgınızı kendiniz yazın, düzensiz ruhlar,
İçinizde kökleşen sonsuzluktan sakının!

Charles Baudelaire

otlu peynir

Gü-nayyyy-DIN!-Seda Sayan stayla:)-
8.45 e kurduğum saati erteye erteleye uyanmış ve henüz kahvaltımı yapmış bulunmaktayım. Balkona geçip kahvaltıma başlarken bi yandan da müzik dinleyeyim, video izleyeyim dedim. Demez olaydım, karşıma kaç gündür çıkan ama izlemediğim videoyu sonunda açtım. Bana öyle uzun videolar izletmek zordur, çabuk sıkılırım, sabah sabah ekrana uzun süreli bakmaktan haz etmem.
Video açılır;
Klasik tv şovlarından biri, evlenme teklifi. Hatunun haberi yok, adam bin zahmet evlenme teklifi edecek. Az çok tahmin ediyordum da olacakları, bu kadar değil. Noluyoruz arkadaş!!! YOk bilmem kaç kişi toplanmış da, sürpriz olmuş da, eş dost çağrılmış da, yüzükler alınmış, gösteriler yapılmış da vs vs vs. Saçmalamayın kıskanmadım. Hani zaten evlilik teklifi de almadım(aldıklarımı da ciddiye alamadım :)) zaten de, kıyaslayacak bir şey yok yani. Ama şu kıskançlık damarı denen damar her neremden geçiyorsa şöyle bir titreyiverdi:) Tamam şöyle bir değil, bildiğin zangır zangır :) Şaşırdınız de mi ben evlilik filan deyince. O zaman itiraf edeyim canlar;

Uzun uzun zamandır görüştüğüm biri var, düşündüm de zaten 23 yıllık kısa bi yaşantım var, uzun uzun değilmiş :) Hani iyi de gidiyor, heyecan, adrenalin tavanda. Sürprizlere açık, benim çılgınlıklarıma tahammüllü, eğlenceli, kariyeri var. Bak böyle sıralamamıştım adamın özelliklerini, hakkaten iyiymiş:) annem de sevdi- burada hangi şarkı aklımıza geldi--->gülben ergen,lay la lay la lay sen güneş ben ay, annem de seviniyor :)- şu çağrışımlarım beni çıldırtıcak bir gün! Ha benim okul malum 2 haftaya bitecek, şimdi ben bu çocuğu ciddiye alsam, 2 sene çalışır, sonra master yaparım oldu muk mu 26, evlen! 28 de de çocuk doğurdum mu, hem en çıtırından anne olurum hem de istediğim her şeyi yapmış! Evlilik teklifi önemli arkadaş, şimdi bu kadar plan yaptık yaşı 28 e getirdik çocuk sahibi olduk. Ama adam, adam gibi bi teklifle gelmezse, ayaklarımı yerden kesmez, gözlerimden yaşlar inmez ise, ben o teklifi kabul etmem şimdiden söyleyeyim! Bak o kadar da net, düşün onca gelecek planını çöpe attım! BUrda kendi çöplüğümde ötüyorum ya herif hakkında, ne cesaret diyosunuz de mi:) evet! ama ayşe yaş tahtaya basar mı basmaz! yaş tahta mıydı o hakkaten basmamamız gereken, soru işareti
Benim über yakışıklı damat adayının bu blogdan haberi yok. Saçmalamayın kandırmıyorum tabii ki, ama biliyor blogumun olduğunu. Adam yoğun canlarrrrrrrrrrr, ha bi de bi keresinde ben ona 'okuma blogumu' dedim. Deyiş o deyiş, çok geçti üzerinden zaten de hatırlamaz, facebook, twitter kullanmaz, özgürlüğünü kısıtlıyormuş böyle şeyler. ne kadar zıt karakterleriz di mi
ama kan çekiyor napalım:) Dün aradı, şimdi İspanya'da. Hani ben bi projeye dahil olacaktım ya, belki ben de 6 aylığına ispanyaya gider, onunla dönerim, dönüşte de yukarıdaki gelecek planına start veririz. Bak heyecanlandım şimdi...
Bu iş çok zor yonca! benim ilgimi canlı tutmak zor, enerjimi doğru kullanmak meşakat ister, bana ayak uydurmak da can!

Videoya dönecek olursak;
'kadın haklı beylerrrrrrrr!'
bakınız,tıklayınız;ya da tıklayınız bakınız. tavuk mu yumurt... :);


Günaydın
bir şizofreninin sabah düşlerini dinlediniz
marketten otlu peynir aldım, yedim.
otlu:)
hakkaten.
keyifle...

Haziran 09, 2011

Kelebek Etkisi

not: sabah 10.30 da yazılmıştır :)
(Oha notla başlamış oldum yazıya)
sabah enerjisi için buraya tıkla!

Bi önceki yazımda 'sevgili' blogumseverlerim yarine 'sezgili' yazmışım, yeni farkettim :) Hoşuma da gitti ama. Ben böyle zaman zaman, kimi zaman bilincimi kapalı kutulara koyup orda unutuyorum sanırım, sonra ne kafası yaşıyorum bilmiyorum ama getirileri fazla oluyor sevgili sezgililerim:)

Moda' daki nero cafeden sesleniyorum canlar sizlere. Şimdilerde seçim arabaları dolanıp duruyor ya-neyse ki son 3 gün- ondan etkilendim sanırım 'sesleniyorum' derken, oysa gayet sessiz bir eylem içindeyim, zihnimin içi çok sesli orkestra olsa da:) Ha seçim arabaları demişken bi tanesinin-sanırım chp- şarkısı dehşet ve akp ye göndermeli ; ak dediler kara çıktı :D ahahha komik be! tamam sustum. Ben bi kere kendi partimi kursam her gece partileriz:) şaka bi yana, o ne ses/ gürültü/ eziyettir parti arabalarından gelen yahu, hepsine de küfür ettim çok sağlam. Çünkü ansızın çıkıveriyor ve korkuyorum o ani sesten. Tahammül edemediğim seslerden biri de motor sesi, tamam motor sesinin konuyla ilgisi yok ama paylaşmak istedim, sevmediğim sesler başlığı altında:) Efendim, klasik müzik filan dinlet, bach, mozart, kerem görsev di mi ama, mottonu da oluştur; sinir değil huzur veriyoruz diye, oh mis :) Sezgili blogumseverlerim, şu an itibariyle kendi partimizi kurduk, sık sık partileyelim, tartışalım, konuşalım, huzur içinde yaşayalım e mi, soru işareti :)

Şöyle bi sorunum var, yol bulma konusunda çok iyiyimdir, bi gördüğümü kolay kolay unutmam, ancakkkkkkk o yol bulma sürecinde ilgimi dağıtan bir şey olursa ki bu genelde telefonumun çalması oluyor, kayboluyor! Bu kız kayboluyor, kaybolmayan sokak yap, kaybolmayan :) Hatırladınız mı bu reklamı; kayboluyor sakız kayboluyor! Kaybolmayan sakız yap, kaybolmayan :) Ay tanrım bu bendeki ne kafası ya, soru işareti:) Bu soru işareti mevzuu da şöyle çıktı canlar; şu elimdeki acer notebook-lanetler olsun ubuntu diye bi programla çalışıyor- nasıl yaptım bilmiyorum ama bi ayarıyla oynamışım, soru işareti yapmak istediğimde 'X' oluyor, X yapmak istediğimde de 'ñ' çıkıyor, nerden düzelteceğimi bulamadım, ha tabi şöyle bir soru sormam gerekiyor kendime;
- peki canım aradın mı, soru işareti
- hayır
- öyle mi canım (birkan:) )
Lafı şuraya bağlayacaktım, modanın sessiz sakin muhteşem sokaklarında dolanırken sabahın köründe, neroda kahvaltı yapma arzusuyla, telefonum çaldı, daldım konuşmaya ve telefonu kapattığımda her yer çok yabancıydı. Hala modadayım ama o keşf-i keleş ruhumu kaybetmiştim. Yoldan geçen nazik moda sakinlerinden yol tarifi aldım, minik bi gülücük verdim, her iki taraf da mutlu, yollarımıza devam ettik.

Karşımda mor-pembe menekşe, ardından moda sahil, sol tarafta bi apartman, dış sol balkonda sınava hazırlanan bi kız-sabahtan beri test çözüyor- ama şimdi biriyle mesajlaşıyor, ağzı kulaklarında ve saçlarıyla oynuyor, kimle mesajlaştığını anlamak zor değil de mi :) Sol duvarda bi fotograf var, bez üzerine işlenmiş, boyanmış her neyse işte sol duvarda üzerinde 2 kadının olduğu fotograf var. Biri ben olsam olurum, şu nero beni artık ödüllendirmeli, İLerde 9876543210 blog izleyicim olunca, herkes bakacak ki ben yazılarımın bi kısmını Cafe nero' nun 9876543210 farklı şubesinde yazmışım, satışlar patlicak, gençler izimden yürümeye çalışacak, nerolar dolup taşacak :) Komiğim ha bugün, güzel uyandım sabah :) Ha tabi gençlerin önünü açmak lazım, zaten ben çok ünlü bi psikolog olacağım için, blog işlerine de son vermem gerekecek. Nirvanaya ulaşmış sayacağım kendimi, işte biz o gün tükeneceğiz canlar. Ha son vermem gerekecek blog işine, hani etik değil çünkü benim gibi hanfendü ünlü bi psikologun özel hayatını paylaşması :) Üzüldünüz mü, şöyle boğazınız inceden düğümlendi mi, tez buldum, tez yitirdim mi dediniz, soru işareti
Tamam kıyamam ben size, isim değiştiririz, parola koyarız, rumuz takarız, yolumuza bakarız, biz ayrılamayız biz ayrılamayız :)

Yahu yolda aklıma bi şeyler gelmişti onu anlatacaktım, unuttum, hatırlayamıyorum. Başka şeyler anlattım şimdi. Olsun be Ayşe, dedim, malzeme bol bizde

Bi sır vereyim canlar, aramızda kalsın; bi kelebek yuttum sanırım, karnımda uçuşuyor:)

Haydi keyifle...

Haziran 07, 2011

sözümü tutyorum, olanları yazıyorum vol.1: Açıkhavada Müzikal

Günaydın Tünaydın Canlar,
Odamın balkonuna masamı attım, kahvaltımı yaptım, biraz gözlerimi kapadım, güneşe göz kırptım. Dün geceki zihin zelzelesinden sonra bi toparlanayım toparlayayım dedim.

Sezgili blogumseverlerim,
geçen hafta nasıl geçti anlamadım, okula gidemedim, çalıştım-lakin bu çalışma tecrübelerimi ayrı bir seri şeklinde aktaracagım, iki parantez arasına sığamayacak kadar çok malzeme var sektörde:)- Son iki haftaiçi temposunun nasıl hızlı geçtiğini anlamadım, tutamadım da çetelesini lakin haftasonlarım fevkaladenin fevkinde idi:) Özel kısma girmeden sosyal kısımları aktarayım:
Bi kere yaz geldi, onu anlamış bulunmaktayız, elbiselerimizi çıkardık dolabımızdan, tiril tiril efil efil dolaşmaktayız efendim. Gençlik sokağa bir döküldü pir döküldü, ha zaten kışın da sokaktaydık o başka. Ama gevşedi gönül yaylarımız, hafifledik, aşık olmaya meyillendik, beni bu güzel havalar mahvetti dedik, abidin' den mutluluğun resmini istedik.

Galata Kulesinin civarında başladık içmelere, dere tepe düz gittik, kafamız güzel gezdik, çoğu şeyi de dert etmeyelim su yolunu bulur dedik, gecesiyle gündüzüyle yeni mekanlar, yeni insanlar keşfettik, güzel oyunlar oynadık büyüttüğümüz dünyamızda, güzel oyunlar izledik sahnedeki hayatlarda. Oyun demişken konuya gireyim artık, biraz geç oldu. Biraz geç oldu hem konuya girmem hem de bu haberi size vermem. Canlar geçen hafta perşembe günü, harbiye cemil topuzlu açık hava sahnesinde İbb şehir tiyatroları yaz oyunları KABARE Müzikali ile başladı, cumartesi günü Lüküs Hayat vardı ki, Zihni Göktay' ın sahneye bir vedasıydı, son oyunuymuş meğersem emekliye ayrılacakmış ve muhteşem bir jübile yaptı, dün gece de Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz Müzikaliyle program son buldu. Bu üç oyun da, oyuncular da hakikaten çok başarılı, keyifli ve güzeldi.

Yakın zaman planlarımda; mezuniyet törenim, Ayşe mezun oldu partisi:), one love festival, rokencoke var. Kümülatif biçimde ilerliyor yaz planları ama boşluklar var. Doğru doldurulmayı, hoşlukları bekleyen boşluklar... Önerisi olan beri gelsin, bana ses versin.

Son zamanlarda b(h)oşlukları:

en çok 'Cake' dinledim
en sık Cihangir2 de Zenka' ya gittim
en sesli Sevda' ya güldüm
en gizlileri Miray' la paylaştım
en son Hayal kahvesinde çakır keyif oldum
en yeni soul stuff' ı keşfettim
en kışkırtıcı üsküdar' da uyandım (:
ve şimdi, deniz kıyısına sandalye atmış, şemsiyemi açmış, ayaklarımı suya sallandırmış, mojito içiyor olsam, en tapılası ruh hali olmaz mıydı a dostlar...

Keyifle...

Yoruma açık, anlama kapalı!

Küçük küçük notlar almışım not defterime, farklı insanları, anları, ortamları, saatleri, şarkıları, filmleri anlatan. O kadar değişken, esnek, puslu ki şu sıralar hayatım... Arabadayım, hız yapıyorum, akıp gidiyor hayat yanımdan, kaçırmak istemiyorum hayatı ama nerede durmak istediğimi bilmiyorum ve de karar veremiyorum.

Ama yazlar güzeldir
balkona atılan masalar ve uçuşan perdeler
açıkhavada izlenen oyunlar
şişede durduğu gibi durmayan rakılar
pazar sevişgenleri
baş agrısı
alkolden sonraki uykusuzluk
susuzluk
nedensiz mutluluk


Yıldızları ruh halinize göre doldurunuz:

1. oh my g*t(t)-> dil kayması
2. s*ktir ordan g*t-> çok bilinmeyenli denklem
3. bi de g*t ordan-> yöresel
4. das is ja ganz g*t-> interneyşınıl

SSSZ HRFLR ÇKRDM !

Sabah zelzelelerimi dinlediniz
şimdi iyi geceler...

Eğer yazmaktan vazgeçmezsem, bi sonraki yazıda okuyacaklarınız
- Açıkhavada müzikal keyfi
- geçenlerde garip bi rüya gördüm
- ne güzel insanlar var hayatımda
- ne bok insanlar var hayatta
- 1 haftalık iş maceram
- hayat 'an'lardan oluşur
- mezuniyet telaşları

Mayıs 31, 2011



Hayatını bıraktım tabakta
Arkamdan çok ağlayacak biliyorum
ama
Doydu karnım içi boş kelimelerle
Gidiyorum...


Ayşe

Mayıs 25, 2011

Sana bir şiirler olmuş sevgilim
Yüzün gözün söz içinde
Hangi imla kitabına baksam
'Ben'den ayrı yazılıyorsun.


Ö.Asaf

Mayıs 19, 2011

Kırmızı Fil




Selam. Ben süpermenin bayan ve über versiyonu. Hayır ZEyna değil, daha zarif ve alımlısı. Ben güçlü ama kırılgan kadın. Pembe düşlerinin rengini begenmeyen cadı. Selam, ben güldüğünde güzelleşen, sinirlenmekte zorlanan, yüzü düştüğünde çekilmez olan tribal kadın. Ve selam, ben çok konuşan ama bazen kelimelerle anlaşamayan kalem. Ben bazen dağınık cümleleri,kelimeleri, hayır hatta heceleri eteğinde toplamayan belki de toplayamayan, topladığı gibi özgür bırakan telaşlı annecik. Ha bu arada tanıştınız mı, burası da benim boya kitabım; kırmızı filler var burada, gördün mü

Evet, o fil kırmızı
mor mu dedin
hayır dur bozma
kırmızı o
biraz daha derinlere bak
belki de yüzeye çıkmıştır, inanmak zor olmayacak

KIrmızı fil olmaz mı dedin acaba
Yanıldınız bayım
Filler kırmızı olur
evet bayım dedim
çünkü;
bayanlar düşlere inanır


Selam,
tanıştınız mı

Burası fillerin kırmızı olduğu çok sayfalı boya kitabım
sessiz ol
sadece ben boyuyorum, bakıyorum sanıyor
ama aramızda da kalmasın
özür dilerim, dinleyemedim
aklım da çok dağınık
neydi adın...

Mayıs 17, 2011

Uzun zamandır rüya görmediğimden midir zihnimde hissettiğim başınç, soru işareti

Kısa, kopuk, bağlantısız yazacağım sanırım. Zaten aklımdaki her şey ki ne çok şey var anlatamam, onlar da dağınık, kopuk ve bağlaması zor. Ve öyle ki, bu benim aklımda değil sadece, orada zaptedemiyorum olanları. Bir cümlenin sonu gelmeden, diğeri son sürat çıkıyor ağzımdan. Kalp çarpıntısı ama heyecandan. Bir de aç karna(sesli düşmesi oldu ya, garip oldu bu kelime:) ) kahve içince böyle bi çarpıntı hissediyorum, ha bir de az önce okulumun güzel bahar bahçasinde, havuzun başında bi fırt sigara çektim. Aman tanrım bi kaç kadeh şarap içsem öyle bi kafa yapardı bende. Yanlış anlaşılma olmasın, bildiğin yasal sigara içtiğim, hem de yalnızca bi' fırt :) Bana göre sebebi, aç ve uykusuz olmamdı. Açlık demişken canlar, görenler bilir bildiğin kilo verdim hem de en 6 sından, dolu dolu 6 kilo :) Görenlerde görmeyenlere söylesin lütfen. Hatta gördükçe de motive edin, oooo vayyyyy wuhuuuu ses efektleriyle destekleyin :) Diyet demişken, yeme kısmında sıkıntı yok, düzene ayak uyduruyorum lakin içkiye getirilen sınırlama yürekler acısı. Diğer bakımdan ekonomik oldu, hani uzun zaman içmeyince direncin, sarhoş olma basamağın düşer ya, o bakımdan şu sıralar çabuk sarhoş oluyorum içince:)

Şimdi canlar, başta söyledim. Bu yazıda anlam, bağlam aramıyoruz, aklıma geleni yazıyorum şu anda. Hani dedim ya aklım çok dağınık ve dolu diye, rahatlamak için beyin boşalımı yaşayıp hazza ulaşmayı hedefliyorum, sonra da bi sigara yakıp( hani adettendir :)), kıçımı dönüp(pencereye) uyurum :) Az önce eve yürürken, marketin camının birinde bir yazı vardı' kuru yolunmuş tavuk bulunur', bulunmaz hint kumaşı bile daha arzu edilesi yahu. Hem kuru, hem yolunmuş. Hiç mi satış cazibesi olmaz bir ürünün. Bir de canım son bir haftadır negro istiyor, bildiğin hastasıyım. Ama diyetime çok sadığım. Bir şeyi kafama koyduysam, sonuca ulaşmak için çok takdire şayan bir disiplinim var hakikaten. Yani, övmek için söylemiyorum, zaten bu bazen sıkıntı yaratıyor.
İstediğin her şeye sahip olmak ya da sahip olmaya çalışmak zor, ama imkansız değil :) Bunu niye anlattım bilmiyorum, nasıl bağlayacaktım acep yazarken aklıma geldi ki yazdıklarımı silmiyorum biliyorsunuz, niye çünkü dil sürçmeleri, serbest çağrışımlar önemli demiştik bir önceki dersimizde, bunu bildiğinizi varsayıyor ve yani konuya geçiyorum. Yeni konuya geçmeden önce hatırlatma: Disiplinliyim, diyete devam ediyorum, canım negro istiyor ama hayırrrr!

Eski ama yeni konumuz, geçen yazının devamını yazacagım demiştim ama yazmayacağım. hani şu, evin kapısının zorlanma hikayesi vardı ya, o çözüldü. Anlatmayacağım, kusura bakmayın. O sıralar çok yogundum vaktim olmadı yazmaya, şimdi de hevesim kalmadı. Hani, uyuyamıyorum, meraktan çatlarım diyen varsa bi' chai tea latte ısmarlasın, ballandıra ballandıra anlatayım, böyle olmuyor.
2 gündür bi mutlu uyanır olduk her ne kadar yalnız uyansak da- tamam burda samimiyet namına çoğul konuşuyorum ama herkes de yalnız uyanmıyordur sanırım- sebebi malum aşk kokulu güzel hava. Dün bir mutluluktur anlatamam, geldi de gitmedi, aman da gitmesin zaten.

Eminönü-tahtakale. Son 2 gündür-evet havalar da son 2 gündür- sokak sokak gezdim. Bir sürü şey aldım, kendi takılarımı yapmaktan çok keyifalıyorum, her şey istediğim gibi. Her gidişimde bir sürü şey alıyorum. Her defasında da ilk defa gidiyormuşum gibi oluyor. Benim harikalar diyarlarımdan biridir tahtakale. Bir sürü ıvır zıvır, peynir, çay, hediyelik, boncuk, mutfak, banyo, yemek takımı, oje, krem, banyo takımı, gül kurusu, nar çiçeği, aşk böceği... Ne ararsan var. Hele içeri taraflara girmeye başlayınca taze çekilmiş kahve kokusu geliyor ya burnuna... oh mis... Bir yanda deniz kokusu, bir taraftan rüzgarın zarif dokunuşu, güneşin göz kırpışı, bol köpüklü türk kahvesi mutluluğu...

Bir de ayak parmaklarımla aramda bitmek bilmez bir savaş var, fazla özgür ruhlular, çorap dayandıramıyorum. Hani kocaman ayaklarım olsa, kabına sığmıyor derim de, neyin savaşını veriyorsun a benim güzel minik ayak serçe parmağım. canım. iyi ki varsın.

Çok yorgunum. Rose şarabı olsa... Kafamın içinde çok sesli orkestra... Tom Waits dinliyorum. Uyuyorum, ama dönüşüm muhteşem olacak!
Ornitorenk. Çok ritmik ve eglenceli değil mi, soru işateri
Or-ni-to-renk.

Keyifle...

Mayıs 02, 2011

Gariptan sesler duyulmuş, kapımız zorlanmış. Mağduruz, KOrkuyoruzVOL.1

29 Nisan Cuma, Öğleden Sonra


Ankara' ya gidiyoruz, ODTÜ' de NP (national platform) vardı. Güneş, en tatlısından okşuyordu göz bebeklerimizi. Mesaj geldi telefonuma, Amelie' den. ''Kapıda yaşlı bir adam var, durmadan konuşuyor ve anlamıyorum. Bir problem olduğunu söyledi sanırım. Türkçe anlamadığımı dca söyledim, kapıyı kapatmak istedim ama yüksek sesle konuşmaya devam etti. ÇOk korkuyorum. Evden çıktığımda, köşede oturmuştu. Mael ( amelie' nin misafir arkadaşı), bir problem mi var dedi ama adam 3. katı gösterdi ve problem problem dedi, bir şey anlamadım.'' Bi ürperdim mesajı görünce. Hani 2 yıldır oturuyorum şimdiki evimde, böyle bir şey başıma gelmedi. Hadi bakalım dedim, ama aklıma takıldı. Evet biraz korktum da. Çünkü 2 ay öncesinde tam bizim dış kapının önünde, amelie kapkaça uğramıştı. Ah be canım, avrupa mı sandın dedim. Sabahın 5 inde yürüyerek gelinir mi taksimden nişantaşına!!!! Elin fransızı geliyor arkadaş! Neyse istanbul yaşam klavuzu oluşturduk da bizimki yola geldi hiç olmazsa :) Ha işte kapıya biri dadanmış diye kaldı muhabbet cuma günü.

Dün gece geldim Ankara' dan(Ankara' yı da ayrı bi' yazıda uzunca anlatacağım ahali). Kapıyı açtım, kızların odasına daldım. Bizimkilerin fiX lafı: Kanka neler geldi başımıza!!!!! N'olur alıştıra alıştıra söyleyin dedim. Bu anahtar cümleden sonra akla gelen durumlar/deneyimler: Evi böcek basmış, alt komşuya hırsız girmiş, kiraya zam gelmiş, alt komşu bizi polise şikayet edecekmiş( ya o değil de alt komşuyla muhabbetimiz apayrı bi yazı konusu. Ancak, kısa bi anımızı bu parantez arasında anlatayım da, bi gülümseyelim: Şimdi canlar, eve daha yeni taşınmışız. eV Arkadaşım Büşra, kahvaltıdan sonra masa örtüsünü silkelemek istemiş ve bu işlemi mutfak penceresinden yapmış!!!- kızmayın büşraya! kendi deyimiyle;- kendisi prensesler gibi büyüdüğü için- pek anlamazdı o zaman bu ev işlerinden, lakin şimdi evin en hamaratı:) Neyse, Büşra' nın bu silkeleme işleminden kısa bir zaman sonra bi' ses duyduk, pencereye bir şeyler atılıyordu. Ta ta ta tammmmmmm! Yahu alt komşu/cadı/karı tam bi manyak ya. Kadın zeytin çekirdeklerini camımıza fırlatıyordu!!!!!!! Evet sofra bezinin içinde birkaç zeytin çekirdeği kalmış. Kabul hatalıyız, ordan çırpılmaz o sofra bezi. Ama arkadaş, cama da zeytin çekirdeği atılmaz kiiii!) Ankaradan geldim,girdim işte odaya, o malum cümleden sonra Aslı(diğer ev arkadaşım, kendisi kara kuğu diye adlandırır kendini. e biz de öyle:) ), dedi ki: Bugun hazırlanıyordum, bi' ses duydum, kapıyı zorluyordu sanki birisi. Korktum, bagırdım. Kapının deliğinden baktım, karanlıktı kimseyi göremedim. Adam aç kapıyı dedi. Açmadım. Aç kapıyı, ışıklarda problem var, ben ...( burada adını söylüyor, ama ben size söylemeyeceğim) onu yapacağım dedi. Sizi tanımıyorum dedim, açmadım. Sonra bi süre kapının karşısındaki merdivenlerde oturdu. Sonra da aşağıdaki dış kapının sesini duydum, etrafta kimsenin olmadığından emin olunca da kapıyı kilitledim çıktım!!!!!!!

Odada oturuyoruz bu son olayın anlatımından sonra. Hepimiz yusuf yusuf... Kapıya kaç kilit daha taktırsak muhabbetindeyiz. Kalakaldık kız başımıza. E uyuyalım çaresine bakarız dedik. Geçtim yatağa. Gözlerimi kapadım. Açtım. Kapatamıyorum gözlerimi. KOrkuyorum. Kapatınca eli yüzü yaralı, kanlı, dikişli yüzler geliyor gözümün önüne. Ve dudağımda uçuk şimdi...

Devamı var...
VOL.2 yi bekleyin, çok yakında burada!

Keyifle...

Nisan 24, 2011

ScUBa, Cosmİc giRl, FbU!


Yeşilyurt Spor Kulübü.. Havuzun başındayız, ekipmanlar tamam, hoca su altı yapacaklarımızı anlatıyor. Çok İstediğim bir şeyle karşılaşınca, 2 farklı tepki verebiliyorum; ya cok heyecanlanırım ve cok konuşurum, ya da böyle bi sessizlik sakinlik gelir, inanamam ben de 2. duruma. Nasıl uysal, nasıl köşesine çekilmişimdir anlatamam :) Tüp omzumuzda, havuzun kenarına oturmusuz, maskeler de takıldı, bırak kendini suya. 4 kişilik ekip, teoriyi pratiğe döküyoruz. Doyamıyorum bakmalara, sagıma soluma. Hani havuz altında neye doyamıyorsam :) Su altı astronotu gibisin. Ay' da da böylemidir, soru işareti. Sonra bonem saçlarımdan sıyrılıyor( şu bone bi' allahın kuluna yakışmaz mı yahu:) ), her saç teli su altında yeniden can buluyor sanki, yavastan salınıyor. O an dedim, her şey yavas çekim burada, hazlar doyumsuz. 40 dk sonra tekrar dışardayız,sanki 5 dk. gibiydi. Son olarak, ekipmanları bozuyoruz. Yemekti, muhabbetti derken ardından saat 10 olmuş akşam, eve geldim 11. İşte böyle...

Keyifle...

Yok artık, eve geldim ve işte böyle mi, soru işareti. Buna inanmadınız değil mi, soru işareti. Eve geldim canlar, üstümü değiştirip dışarı çıktım tekrar. Hayır, yorgun değildim. En korktuğum şey, enerjimin minimalist etkinliklerle tükenecek duruma gelmesi. Neyse, Flashback Unit(tık), göz bebeği müzik grubunumuz, sahnesine, şarkılarına, seslerine doyamadığımız güzel insanlar. Dün gece Balans Brau' da sahne aldılar, ne sahnesi ya mekanın tamamını aldı adamlar. Yok böyle bir kalabalık, enerji, sinerji, bilimum eğlence. Nasıl bir dans etmektir yaraebbim, Jmiroquai- Cosmis Girl çaldı mı, Ayşe kızım dedim, doruklardasın şu anda, keyfini çıkar :) Derken, sahnedeyim, dans ediyorum :) Adamlar 3 saat aralıksız sahnede kaldılar, inanır mısınız gençler, hala gelmediyseniz, bilmiyorsanız, üzülürüm sizin adınıza. Hele ki kendilerine ait bir parçaları var ki, keyif anlarımın soundudur:) Gelin, dinleyeyin, söylemiciiimm:) Eğer eksik kalmak istemiyorsanız benimkisi gibi keyif patlamasından: Takipte kalın beni ve ekibi :)( tık tık)

Keyif Dinlencesi(tıkito:))

Böyle güzel bir haftasonuydu benimkisi. Sınav haftasıymış bizim okulda da, öyle diyorlar. Lakin, severim ben sınav dönemlerini, gezmesi tozması bol, eğlencesi gür olur bende :) Evet, mezun oluyorum haziranda, zamanı gelmişti zaten...

Keyifle...

Nisan 21, 2011

Rojo, NoCHE, Feliz Cumpleaños, mE gUStas tu!


Ufaktan bir telaş herkeste, telefonda mesajlar, güniçi yoğunlugu, havada nisan durgunluğu.
Sanki dedi, düğüne hazırlanıyorum neden bu heyecan...


Günlerden... Boşversene günü, şanslı cuma gecesi... Hava temiz, yıldızlı, rüzgar üşütmeyip okşayıp geçenlerden... Bir masanın etrafında toplanmışız, dışarıdan izliyorum ama ben de masadayım. Herkes ne kadar güzel, ne kadar güzel insanlar, içten gülümsemeler. Yemekler yeniyor, bir yandan geçiyor aklımdan son dört mevsim. Şarap güzel, sohbet güzel. Gözlerimden yaş gelmiş ben bu insanlarla gülerken ve ağlamışımdır da omuzlarında bazen. Pasta geliyor, evet dilek tutmam gerikiyor, tutamıyorum, birini tutsam diğerini bırakacakmışım gibi hissediyorum. Düşününce, hatırlayamadım ne dilek tuttum. Aslında tutmadım dilek, teşekkür ettim. Yanımda olana olmayana, güzel dileklerde bulunanlara, anneme, babama, kardeşlerime, dostlarıma... Mutlu yıllar derken herkes bana, İyi ki dedim, iyi ki...İyi ki varsınız. İyi ki varsınız. Evet, hala küçüğüm( 23:)! ) ama büyüyorum sizinle. Yaşlanmıyorum, yaşıyorum. Bakıyorum zihnimin en ücra köşelerine. Dileklerinizin yanına anılarımızı iliştirin diyorum, o ücra köşelerden neler çıkıyor neler, nasıl mutlu oluyorum.

Me Gustas Tu:)

Yine o güzel cuma gecesi, sokaklar bizim, kafalar güzel, yüzde gülümsemeler. Bizimdi Beyoğlu, biz Bey Oğlu'nun!

*Rengi solmuş bir fotograf, hiç habersiz çekilmiş
Belli ki çok eğlenmişiz na na na naaaaaaa :)
Bir evde toplanmışız, herkez güzel giyinmiş
Belli ki çoook önemsemişiz, na na na naaaaaaa :)(Tık!)

Keyifle...

Nisan 06, 2011

En son kiminle öpüştüğünü düşünme! DüşünME

Blogspot kapandıydı açıldıydı derken bir müddet ayrı kaldık canlar. Ama ben biriktirdim. Bugun canım pek sıkkın, havadandır diyip geçesim var, geçilmiyor bazen işte. Bugün hep düşündüm, sonra bu eylemin ne kadar yorucu olduğunu düşündüm, ağır işçi misalı. Sonu yok, ucu yok, nerden geldiği bilinmez. An geliyor, belki de karpuz kapuğu misali, soru işaretleri aklında dönmeye dursun. Gözünü seveyim serbest çağrışım. Çıkar aklından at diyorsun, düşünMe dedikçe düşünüyorsun düşünmeyeceğin şeyi. Bu yüzden karşı konulamaz, kaçınılamaz. Büyüleyici, muhteşem... Korkunç... Evet korktum bugün düşündüklerimden, sonra düşünme kızım bunları dedim. Ne oldu? Evet, düşündüm, düşlerimden düştüm.

Hani kimseye anlatasın gelmez, anlatsan anlamaz sanki. Yüzünün düşmesini kimse yakıştıramaz. Sonra aslında gülmekten yorulmuşsundur belki, zorla yaptıgından değil, gayet mekanik, fizyolojik. Acı da tatlıdır ya bazen. Hani diplere vurmuş hissedersin. Bir nedeni yok. His bu. Sonra bir 'an' var, pervasız ve hesapsız sırf senin için var. Bir de diğer 'sen' var, o az önceki 'an' a karşı. 'an' ve 'diğer sen' iki geçimsiz sevgili. Hem birlikte hem ayrı.

Zıtlıklar ve engeller çok tahrik edici. Kışkırtıcı. Şimdi ben bu yazının başlığına 'sex bu kutunun içinde' desem, günde en fazla tiraja sahip gazete kadar okunur! Deneyelim mi? Tamam. Ne istediğini bilmemek de acıtıyor bazen. Bugün o kadar yabancıyım ki kendime, neyin kafası bilmiyorum. Birçoğunun yaşamak istediği hayat, sevdiklerim ve beni sevenler, kariyer adımları sağlam... Bilmediğin bir eksikliği yaşamak acı verici, bilinmez bir çıkmaz.

Kasvetli bir hava, gri bulutlar, moda' da bir cafe, 2 sıcak bardak, yakın ama artık yabancı 2 insan! Ne garip adam, ne zorlu kadın...

istemekle arzulamak aynı sonuca ulaşmaz bende. Tutku... Tut ki tuttu...


Keyifle...

Şubat 26, 2011

Sürpriz bu kutunun içinde :)

Sevgili blogumseverlerim :)

Cumartesi gecesinde evde olduğum nadir günlerden birini yaşarken, aklıma sizler için süpersonik bir teklif geldi. Malum nicedir FLASHBACK UNIT grubunun eventini paylaşıyor, sizi eğlenmeye davet ediyordum. Neydi, hafızamızı bir tazeleyelim :) :
Flashback Unit en sevilen parçalarla, 5 Mart Cumartesi sa: 22.00 de İstanbul Live' da olacak, ben de :)

Velhasıl şanslı 5 blogseverime konser davetiyesi hediye edeceğim ve bu şanslı 5 kişi yanında sevgili/ dost/ kanka/ abi/ flört/ takıntısını getirebilir :)5*2= 10 kişi oldu zaten, ok mis. Ne iyi bi insan oldum, mutluluktan dondum, tamam sustum :)

Süpersonik soru:
*Flaskback Unit grubu kimlerden oluşmaktadır?

o kadar iyiyim ki bu gün, ipucu da vericiimmmm :)
tıkla--- www.flashbackunit.com
Cevabı bilen/bulan arkadaşım bana facebooktan mesaj atsın, bileti kazansın :)

Keyifle

Şubat 16, 2011

Sağlık, organların sessizliğiymiş...

* dakikaları sayaraktan sabahı zor etmıssınızdır, sabah doktora gidersin, 8 tane penisilin iğne verir, ama daha önce hiç yaptırmadıysan alerji testi yaptır, 1 hafta yat dinlen, suya sabuna dokunma der. Ha bir de aksatırsam iğneleri; kalp romatizması, böbrek bilmem nesine kadar gider hastalık, süpersonik enfeksiyon kapmışım.

Ve hastane maceraları başlar:

* Hastane 1: Biz artık test yapmıyoruz , iğneyi vuralım.
A: Ama ben hiç kullanmadım bunu daha önce, belki alrjim vardır, dr test yapsınlar dedi.
H: Size kalmış, vurdurmazsanız hastalık ilerler.
A: Ama alrjim varsa da ölümcül olabiliyormuş.
H: Evet.
A: ha!?

Hastane 2: A: Önceki hastaneyle aynı diyalogla başlangıç.
H: Kendi doktorunuz ilgilensin, bizim doktorumuz bakmıyor, test de yapmıyoruz.
A: ...

Hastane 3: Testi yapmıyoruz, raporunuz varsa iğneyi dirakt yapalım.
A: Ya alerjim varsa?
H: Alerjiniz varsa, alerji testinde de aynı ilacı düşük dozda veriyoruz, ha 1 ha 5.

Aile doktoruna tekrar gidilir:başımdan geçenler anlatılır, test hala yapılmamıstır.
Dr: Yaptırsaydın keşke, yaptırdıktan sonra 10-15 dk oradan ayrılma, bir şey olursa acilde ilk müdahaleyi yaparlar!

Annem ısrarla arar: Ayşe sakın yaptırma yavrum, gel buraya burda hallederiz. Ateşin varsa sakın yaptırma, yok yok yaptırma.
A: Yarın gidiyorum annemin yanına, turp gibi olurum umarım. Anne çorbası, anne bakımı...

Ama şimdi çok kötüyüm, kafamın içinde dev bir orkestra var, davullar kulağımda çalıyor, başım pensenin arasına sıkıstırılmış gibi.

Sağlık, organların sessizliğiymiş...

Şubat 12, 2011

Kırık kalpler ülkesinde dolaşırken adamım, can kırıkları batar ayaklarına...

Geçmişte olanlardan mıdır hep ön yargılar, yoksa bilinmezliklerden mi doğar?
Koşulsuz ve sorgusuz yaşanmaz mı bazen, hiç mi?
doğru zaman ve doğru insan mıdır esas olan
ne zaman 'esas kız'sındır ya da 'esas oğlan' ?

Ne yapacağını bilmemek aptal kılıyor beni, ya çok sessiz kalıyorum ya da çok gürültülüyüm. Ne zaman konuşmam gerekse, suskunum. Susmam gerektiği zaman beceremiyorum bunu. İki yol varsa, hangisini seçeceğime karar veremiyorum. Can kırıkları engel oluyor çoğu kez seçmek istediğime. Yapma diyorum, üzme kendini. Ama bir de gün ışığım var benim, karanlığa kör kalan ve de gözü kara, olumsuzluk bilmeyen, ardımdan bilinmeyene itekleyen. Zaten istediğim de hep bu karanlıkları aydınlatmak...

Sonra biri görünür karanlıktan, varlığından emin olamazsın, ama yok da diyemezsin. İşte o zaman ışıkları yakmaya korkuyorum; ya sadece ben onu var kıldıysam ve varlığına inandıysam?

Orda mısın gerçekten?
Dinle ve düşle beni
ve inan bana, beni de inandır...

Şubat 10, 2011

Aşk, Tesadüf, Ayrılık, Kader

Müslüm Gürses 'Aşk Tesadürleri sever, kader ayrılıkları' deyince, kararan salon parlayan ekranla birlikte; Ayşe, kızım dedim, eline çantana at bakayım, peçete var mı gözyaşlarını silmeye. Kabul çabuk ağlıyorum, hele ki kışın. Ya şaka yapıyorum sanmayın, çok ciddiyim bu mevsimlerin benim keyfimin üzerinde büyük yaptırımları var :) Zaten pek arabesk ruhluyum bugünlerde, tavana bakarken yakalıyorum kendimi, gözlerim doluyor durduk yere, canım bir şeye mi sıkıldı, damlayıveriyor. Neyse başladık filmi izlemeye ilk yarı( maç gibi oldu) sakin atlattım. Yalnız zaten Mehmet Günsür'e tarif edilemez duygular ve fanteziler besliyorum, şu filmdeki sahneler, o incelikler, yok efendim kızın arkasından Ankara'ya gitmeler( tamam zaten gidecekti de...), daha başka ne bileyim gülüşler, hazine kutusunu saklamalar, inceden dokunuşlar, sağlam kararlı adımlar,bi de o hasta ilgiye muhtaç hali yok muyduuuuuuuuuuuuu... of ki ne offf! Dedim ya, çıtayı yükseltiyor bu adam, minicik şeylerle mutlu mesut geçinmeye çalışırken, adamın zerafetini görünce, tatmin olmaz oldum eldekilerle. Şimdi hakkını yemeyelim, kız da gayet güzel bence. Mehmet Turgut' u, ara ara görmek hoşuma gitti, Özgür' ün o loş taş evinin duvarlarındaki eserler de M. Turgut'un çalışmaları belli. Ayşe Arman, nasıl itici, yapmacık, cık olmamış. TNK grubunu da severim, ayrı bir renk katmış filme. Müzik diyince, filmdeki parça seçimleri çok iyi yahu. Hele damgasını vuran Şebnem Ferah-Hoşçakal dedi ya, o boncuk boncuk gözyaşlarımla bir çiçek büyütürdüm, o kadar diyeyim :) Velhasıl canlar, film iyiydi hoştu, derinden etkiledi, arayıp da bulamadığımızı gösterdi, bir de bunlara tesadüf dedi de, bir yandan bu kadarı ancak filmlerde olur cicim havasındayken, diğer yandan acaba, hani bi ihtimal dedim içimden; aşk tesadürlerle beni de sever mi ?
Film bitti, ışıklar açıldı, herkes yüzünü gözünü siliyor, dedik ki ancak içilir bunun üstüne, biraz takılır efendi efendi evime dönerim diyordum, ı ıh, olmadı yapamadım, sabah 4 te kafamı yastığa koydum, gerisini siz düşünün artık, hala denge sorunu yaşıyorum :)

o zamannnnnnn son günlerin 'en'leri :

film : e malum :)

mekan: Mitanni

müzik: Flashback Unit* yanına yıldızını da koydum, 5 Martta İstanbul Lİve'da olacaklar. Ben de :) rahat ayakkabılarınızı, en sevdiğiniz kıyafetlerinizi giyinnnnnnnn çünkü sabaha kadar dans edeceğiz :)

Keyifle...

Ocak 03, 2011

Büyüyünce Ne Olacaksın: DJ

Geçtiğimiz çarşamba gecesi, saat geceyarısını geçmiş, banyo yapmışım yatmışım, uyku okyanusunda yüzmek üzeredeyim. Uykuyla uyanıklık arasında. Ve kapı çalar, bizim kızların arkadaşlarıdır diyorum, takmıyorum. Sonra odamın kapısı, ardından ışık açılıyor. Ve ve veeeeeeee. Diğer gün sabah kalktım, otobüste sevda' ya anlatıyorum gece kimin geldiğini ama hemen söylemiyorum, bil bakalım kim dedim:) Öyle bi cevaplar veriyor ki, sabah sabah pek güldüm, çok da hoşuma gitti o isimleri duymak. Kimini de çok özlemişim, görmek istemişim bunu fark ettim. Hele biri vaar, öyle emin ki o olduğundan... İlk mesajda ' X' mi?' diyor, benim cevap yazmamı beklemeden, 'evet evet X' diyor, otobüsün içinde salak salak sırıtıyorum, cevap hoşuma gitti ya. Bendeki de ne mallık dedim, hayır o değil ya gelen üzülmem filan mı gerek bilmem de, o ismi sevda'dan da duymak hoşuma gidiyor. Şimdi bu yazıyı okuyan canımıniçi hatunlar nasıl da gülümsüyorlar, akıllarına malum isim gelince :) Ha bu arada L. değil akıllardaki isim, hani şu okuldaki, benim kendinden ' bir ışık huzmesi' diye bahsettiğim sevgili piç değildi, bu noktada yanılmalar, elemeler olabilir. Olaydı iyiydi :) Konumuza dönelim canlar, gelen biricik ortanca kardeşim Gülşah'tan başkası değildi. Elinde şirince şarabı ve yeni yıl cıngılıyla süzüldü odama. Şimdi böyle diyince beklentileri karşılamamış gibi oldu da, hoşuma gitti bu beklenmedik sürpriz. Sürpriz zaten beklenmedik olur yani beklenmedik olduğu için sürprizdir değil mi, evet. Ortanca kardeş deyince, gülşah pek sever ortanca çiçeğini. Ne dolandırdım lafı yahu...


Eğer gece yatmadan önce, yarın sabahın köründeki derse gitmesem mi? sorusu düşerse aklına, bil ki arkadaş sen o derse gitmezsin. O tehlikeli soruyu aklına getirmeyeceksin, hele bir de kışsa, o yatak sıcacıksa, okulda tek ders varsa, sevgilin yanındaysa ( bu madde benim için geçerli değil:) ) o ders yalan olur. Paragraf 'eğer' ile başlar mı? Issız acun öldi mu, ödlek öcin aldi mu? Gökyüzü neden bu kadar parlak? Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?


Şimdi popüler oldu ya blog çıkışlı kitaplar, nitekim iki tanesini birden toplamda 3 günde okudum. Biri 'Piç Güveysiden Hallice-Samihazinses', diğeri de 'Küçük Aptalın Büyük Dünyası- PuCCa. İkisi de güzel yani edebi açıdan değil tabii ki, o niyetle almıyor değil mi kimse bu kitapları? Bu farkındalıkla alınca kitapları, inanılmaz komik, gerçek, akıcı. Kadınların gözünden erkekler, Erkeklerin gözünden kadınlar, çocukluk, aşk, sex, ilişkiler. Ha diyorum ki ben de acaba, twitter ve facebook iletilerimi toplarlayıp çıkarsam bir tane:) bir dilek tutup, rastgele sayfa okur, dilekle bağlantı kurarsın :) Kitabın adı da: 'Ego da s*k gibidir; okşarsan kalkar .' Aslen kime ait bu laf bilemem ama bana bir arkadaşım söylemişti de günlerce gülmüştüm. Yalnız facebookta bi uygulama varmış, böyle iletilerini alt alta sıralıyor muymuş neymiş, zaten kötüyüm internet konusunda, bakındım da bulamadım. Gören -duyan -bilen olursa beni bi pokelasın :)

Yeni yıla yadigar, yılların emektarı saatimi kaybederek girdim, nasıl bir hüzün çökmüştü bileğimi boş görünce, o göz damlası sanki hazırda beklermiş gibi dökülüverdi, böyle gözler kısık uzaklara bakar triplerine girdim. Neyse dedim, noel babadan yenisini istedim, olmadı, babanın bütçesini aştı sanırım. E be Ayşem dedim yenisinin gelmesi için eskisinin gitmesi lazım dedim, teselli ettim kendimi. Ne çok bakıyormuşum saate şimdi boş bileğimle karşılaşınca farkettim.

Cuma günü 11 kişi atladık arabalara düştük Sapanca yollarına. Trafik mrafik derken o kadar güzel, şahane, mükemmel bir eve, ortama, alana geldik kiiiiiiiiii. Anam anam dedim, uzaktan eğitim olsa da ben kışı burada, şömine başında şarap içip, aşk edip, kitap okuyarak geçirsem, o kocaman bahçede salınsam, dolansam, kaybolsam dedim. Geldik işte, alışveriş yapıp yemek hazırlama kısmına geldik, yaptık, yedik, içtik, dans ettik, yeniyıl oldu, geçti, güneş doğdu, ayrıntılar da bize kalsın. Uyuduğum kısmı hatırlamıyorum ama bi ara pc başına geçip dj lik yaptım. Bi b*k olduğundan değil de, ses sistemi iyi olunca inanılmaz keyifli oluyor müzik dinlemek de, dinletmek de. Hani ben genelde dinleyip dans etmeyi tercih ettiğim için, o kısımla fazla haşır neşir olmamıştım, fırsat buldum oldum, o an kendimi buldum. Hani sorsalar ne olacaksın büyüyünce diye, DJ diyecek kafadaydım. Dedim ya nasıl uyuduğumu hatırlamıyorum ama en güzel yerde uyumuşum. Sabah enerjisine, keyfine hasta olduğum arkadaş salonda ' bursalı mısın kadifeli gelin' parçasını bilmem hangi tondan söyleyinve uyanıverdim uyumamdan 4 saat sonra. Ve sanki yine 4 saat önce uyuyan da kendisi değilmiş gibi, hadi toparlanın beyler, hamama gidiyoruz dedi, topladı gitti millet daha kendine gelememişken. Velhasıl bir kısım önce döndü İstanbul' a. Kalan ekip de evi toplarladık, adapazarı merkeze gittik. Ev sahibi arkadaşın ailesi bize ünlü ıslama köfteden yedirdi. Pek lezzetliydi ama birbuçuk porsiyon çok geldi, sabahtan beri alkolün de etkisiyle bir şey yemek istememiş kendimizi ıslama köfteye saklamıştık. Ardından karışık kabak, ekmek kadayıf, şekerpare gelip midelerimize inince neredeyse yerimizden kalkamayacaktık. Ardından onların evine geçtik, çaylarımızı yudumladık. Tekrardan ve tekrardan ilgili arkadaşa ve ailesine, yılbaşı gecesi bize yazlıklarını açtıkları, ardından lezzetli tatlardan ikram edip, mutlu mesut istanbul'a gönderdikleri, yüzümüzde kocaman gülümseme bıraktıkları için çokkkkk teşekkür ediyorum :)

Klasiktir ya her yeni yılda, eskinin kritiği yapılır. Çok zor bir sene geçirdim ben ama bir o kadar da keyifliydi. Çok gezdim, doşatım, yeni tatlar tattım, yeni arkadaşlar tanıdım, çocuk oldum, geliştim, büyüdüm, eğlendim, başa döndüm bazen, bazen sona gittim. Özledim, bekledim, gittim kimi zamanda. Alınteri döktüm çok, ama güzelce de soğuttum. Topladım, biriktirdim, fazla gelenleri bıraktım. Seveni daha çok sevdim, gideni bıraktım ama bazen ağladım, ağladığımdan fazla güldüm. Ben gülünce daha güzelim...


Keyifle...

Aralık 27, 2010

Ayşe'nin Ruhsal Aygıtı

Bir şey diyeyim mi? Evet. Bu sabah öyle bir heyecanla uyandım ki... Ya da şöyle oldu tam olarak; arkadaşım bendeydi, güzel yatağım çok rahattır ama salondaki koltuğun yeri de başka. sabah uyandım alarım çaldı. hayır böyle değil; alarm çaldı uyandım. yanlış yazdığımda silmeyi sevmiyorum :)yok biraz daha geriye alacağım. Gece yattım salondaki koltuğa, karşımdaki koltuğa da aslı yatacak ama hala yatmamıştı. Konuşa konuşa ya da dinleye dinleye uyumuşum, bi ara aslının heyecanla üztüme doğru geldiğini gördüm, keyif saçarken etrafa bir yandan da ayşe ne yaptımmmmmm benn bakkkkkk dedi, çok net hatırlıyorum o sıra rüya görüyordum, beyaz gökdelenler arasında yalnızdım. Bizimki gecenin bir saatinde sarmış JİBJABa yeniyıl videoları hazırlamış, izledim, güldüm, uymuşum.

Sabah... telefonum çaldı, alarm. Dışarıdan yağmurun sesi geliyor. 'dur'-'ertele'. 'eRTELE'. Bence, bir de '5 dakikanın tadını çıkar', 'Gülümse bebek, hadi günün hayali,ni kur' gibi seçenekler eklenmeli :) Şayet ben tasarlasam böyle bir şey, pazartesi sendromu ortadan kalkar :) Eldeki seçenekler kısıtlıydı, ertele dedim ama hayal kurdum. Kış, yağmur, yataktayım, sıcaktayım, içimde güzel bir müzik çalıyor. Alarm tekrar çaldı. Banyo yapmak için kalktım, ama içim üşüdü birden, pencereden baktım, banyodan sonra dışarı çıkmaktan hoşlanmam ya, tenime rüzgarın çarpişını hissettim ve ürperdim. Pek huyum değildir ama açtım bilgisayarı sabah sabah, belki müzik dinlerim dedim. Dinlemedim. Sayfamı açtım ve gördüm ders iptalini. Uyandım ya bi kere, yatamam tekrardan kıyamam günün geri kalanına. Zaten hayalimdir: her zaman 5 saat uyku yetebilse keşke. Daha çok kitap okur, film izlerim, gecelere sığmam, gündüzleri saklamam o zaman. Sonra bir enerji geldi, gitmek bilmedi. Şokellalı ekmek yedim, yanında sütlü kahve içtim, sabah sabah ne çok gülümsedim, bunu begendim. Keşke her gün böyle başlasa dedim...

Hani benim 1. sınıftan beri takık olduğum L. var ya,olmadık zamanlarda karşıma çıkıyor. Haftasonu da öyle oldu. Gece 3 te, Aslı'mın doğum günü kutlaması sonrasında çok alakasız bir mekandaydık. Sonra bir ışık huzmesi süzüldü içeri sanki. Bunu söylerken çok gülüyorum. Sonra nutkum tutuldu, adrenalin salgıladım ve sanki bu salgı içinde boğulacaktım, Yanımdan geçerken, sanki o salgıları üreten ben değilmişim gibi, sadece göz kırptık birbirimize ve takmıyor ayağındaydım. Tamam, lütfen, aptal demeyin bana. Açıklayabilirim. Bir şey diyeyim mi, Çocuk beni gram takmıyor. Ha ben de öyle yapıyorum ama diil mi? Of evet, ama bu biraz daha farklı, hisseder insan diil mi ama. Hissedecek bir şey yok yaptığı adamın! Ben mezuniyetime bu veletle gitmek istiyorum nokta

sabah sabah farklı kafalara çok hızlı geçiş yapıyorum
pazartesi sabahı playlisti:

heryl cole - 3 words featuring will.i.am
sophie zelmani - dream gets clear
andrew bird - sovay
mizan - my istanbul
shivaree - goodnight moonx
the coasters - down in mexico
jonny cash - i walk the line

Ama <3 href="http://fizy.com/#s/1am5wg">bu da :)

Keyifle...

Kasım 05, 2010

vize = keyif haftası


son sınıf olunca her şey biraz daha zorlaşır sandım da pek değilmiş sayın ahali. asla da yukarı fotograftaki modda geçmedi sınav zamanı. dün iki sınava girdim çıktım ki sınavlara da uyuyarak hazırlandım desem dogrudur, inanın :) dün sabahın 6 sında kalktım, bu vicdani bir rahatlamadır. hani sabah erken kalkıp bi okurum sınavdan once dersin ya, ama ben güzelce kahvaltı yaptım:) e sonra giyindim, süslendim en cool halimle yola koyuldum ki bi baktım saat daha 8 :) evet o saatte okuldaydım. e güzel geçti ama sınav, yılların deneyimi :) sonraki niteliksel arastırma yöntemleri dersi hakkında hiçbir fikrim yoktu. kütüphaneye çıktık sevdayla. tüm anlatacak ne varsa o vakit gelir aklıma, kütüphane:) yarım saat çalıştık= kopya hazırladık sıkıldık, bahçeye indik. güzel havuzun kenarına oturalım da iki kelam edelim dedik. tattatattatatata taaammmmmm, evet benim 4 yıllık yanık aşkım L,tek başına oturuyordu dalgın dalgın. izlemeye aldık sevdayla. ya pislik herif bariz bi hatunla mesajlaşıyordu. bu esnada sevda bana bıraz sonraki sınava çalıştırıyor güya, o niyetteyiz ama L, karsımda olunca toplarlanamadım-k. sonra tüm bahçe ahalisi tanıdık olunca lafladık sınava kadar. ama iyiydi sınavlar, bence olmuşuz pişmişiz biz, mezun etsinler :)

ya ben eminönünü seviyorum. o olakasızlıgı, kalabalığı. akşama kuru patlıcan dolması yapacaktık bizde, dolma alamaya gittik. dolmacı sevdaya aşık oldu:) zor kurtardık kendimizi ama ucuza aldık, kısa günün karı oldu :) öncesinde lokumcuya girdik,herbir lokumu denemekten karnımız agrıdı zaten, kahvenin yanında yemek için narlı antep fıstıklı lokum aldık, tavsiye ederim. hooooppp ordan karaköy, hopp taksim. taksimde benim beğendiğim adamlardan birini gördük. of ne karizmatik adam ya, zaten hoş adam diyip duruyordum sevda da begenince piyasa değeri arttı adamın. tüm gece bu piyasa değeri üzerine geyik yaptık :)

evde dolma sarma yaptık yedik, türk kahveleri yapıldı lokumlar yanında, sonra sevda bize çokkkk lezzetli, nefis chai lattesinden yaptı. kış mevsimi için en ideal içecek, en azından benim favorim. süt, kahve, tarçın varsa ben de varım :)

keyifle...

Ekim 27, 2010

Kasvetli, iç sıkıcı bir kış yazısı !

İlk defa çapadaki dersime gittim bu sabah. 8.45. 8.46da girsem almaz içeri, o kadar diyeyim. Kasvetli, yağmurlu bir sabah, derse yetişebilme telaşım. kahretsin midem bulnıyor bu telaş içinde. neyse dersteyim. keyifli geçti, unuttum bi muddet midemi, telaşımı. ve sonra henüz sabahın 10 u, başladı koşturmalarım. Ortaköy'de bir işim var, ona gitmeye çalışıyorum, yetiştirmem gereken bir evrak var, bankaya gidiyorum sonra, hesap açtırmam lazım, cüzdanım çalındıktan sonra henüz çıkartamadım kimliğimi ama buna dair tüm tutanaklarım yanımda. Nüfüs müdürlüğüne gidiyorum tam, öğle arası. bu sırada, tez araştırmamı yapayım diyorum, bahçeşehir üniversitesine gidiyorum, nüfus cüzdanım yok diye giremiyorum. Her zaman alırım yanıma ama bugün şemsiyem yoktu, delice bir yağmur yağıyor, midem hala bulanıyor, ıslanıyorum. lanet olası şemsiyeciler demek istiyorum bu noktada, yoklar ortada. Normalde neredeyse güneşli havada adım başı on tanesi çıkar karşına, yoklar şimdi. kuvvetli bir küfür sallıyorum, derken yanımdan hızla bir araba geçiyor o yağmurda. Evet sırılsıklamım şimdi tam anlamıyla. daha kuvvetli ikinci küfrü ediyorum. hiç bir taksi durmuyor, otobüsler dolu, durmuyor. Beşiktaş' tan Ortaköy' e yürüyorum ve yeni çizmelerim ayağımı fena vuruyor.

Aklımda sadece, sorular, sorunlar, sınavlar, ilişkilerim, ilişkisizliklerim, sıkıntılarım, kirli sepetim, kredi kartı borcum..... Offf çok darlandım, o an kalkamadım bunların altından. Atsam kendimi şu hızlı arabaların altına, ıslak yollara dedim. tüm sorular da sorunlar da yok olur benimle dedim bir an. o an... sorunların beni çıldırtması için çok kısaydı o an, sorunlardan kurtulabilmek için çok uzun. heyse ki bir andı ve ortada hiç araba yoktu. Kimseyi görmek istemedim o an, duymak da.

Nasıl oldu bilmiyorum, eve geldim şimdi. Kapıdan girmemle ağlamam bir oldu. Nasıl bir ağlamaktır, nefes nefese. Hıçkıra hıçkıra. Elim viski şişesine gitti. Dudaklarım uyuştu, gözyaşlarımla buluştu alkol, tenimi yaktı ikisinin buluşması ve de içimi. Kustum sonra.

şimdi kafam uyuşmuş, kapalı telefonum, gidip gelmeli aklım, yanaklarım kızardı. Yine bir an gelsin ve gitsin kötü olan her şey.

Ekim 24, 2010

Ayşemsi gökyüzü aşkı... Sevdalı Bulut' tan...


...

Ayşe kız bir öpücük yolladı parmaklarının ucuyla buluta. Ayşe kızın öpücüğü buluta ulaşınca, bulut şöyle bir şaşırdı, ama sonra toparlandı, koskocaman bir gül biçimini aldı. gökyüzü gökyüzü olalı, bu mavi atlasa böylesine güzel, böylesine iri ak bir gül açmadı. Ayşe kız bu ak gülü hayran hayran seyrederken, bulut yine kımıldandı, yayıldı, toparlandı, yürek biçimini aldı, yani bulut oldu yine. o günden sonra bulut, Ayşe kızdan ayrılmadı.

Nazım HİKMET

Benim gibi, çimlere uzanıp bazen
bazen içimde dans eden müzikle, tenimin ritmiyle
bazen norah jones fısıldarken kulağıma
izlemeyi seven bulutları, geceleri yıldızları
yan yana, yalnız olmak aynı zamanda
susmak, bazen çok konuşmaktır gökyüzünün altında.


keyifle...

ayşe

Ekim 10, 2010

haftanın çıkışı; CHİCAGOOOOOOO


Kaldığımız yerden devam edelim hadi. Kapkaç olayından sonra aldığım manevi destekle cookkk hızlı bir şekilde toparlandığımı söylemiştim. Tatilden istanbula döndüğüm günün hemen ertesi, caddebostanda bi görüşmem vardı. sabahın erken saatlerinde metrobüse gittim, akbil basarken babamla telefonda konuşuyordum. Bi bayan geldi yanıma, yaşlı. kızım rica etsem benim yerime de okutur muusn kartı, dedi. Ne demek teyzem tabii ki dedim. geçtik ard arda turnıkelerden. kendini anlatma çabasına girdi birden, cüzdanını evde unutmuş, zor durumda kalmış. mahçup bir şekilde izah etmeye çalısıyor durumu bana. ince bir noktaydı bu benım için. başıma gelen kap-kaç olayı cok yenıydı( bkz: hemen önceki blog yazım)benim için. Çıkardım bir miktar para verdim, zor durumda kalmasın tek başına diye. elimi tuttu, nasıl dua etti bana anlatamam. Her şey gönlünce olsun, kimseden böyle bir şey isteyemezdim, dedi, sarıldı bana. Nasıl iyi geldi güne böyle başlamak. daha bir gün öncesinde benzer zorluk içindeydim, en yakınlarımca destek aldım. şimdi benzer bi desteği yapmak için önüme fırsat cıkmıştı. sonra dedim ki, o kadar sanslıyım ki ona yardım edebilmem ve bu mükemmel duyguyu hissedebilmem için o teyze beni seçti. onca insan arasından. tüylerim diken diken oldu. cok huzurluydum, mutluydum. böyle başladı haftam, şimdi sonuna gelince haftanın, geçen gunlere bi göz attım. güzel başlayan güzel gider...

ve gelelim haftanın jokerine---> CHICAGO müzikali :) aman tanrım muhteşem. dans, müzik, tutku! nasıl anlatılır bilmiyorum ama mutlaka gidin mutlaka! Bilet için teşekkürler 'R'.

Ve bir teşekkür de Sevdama gelsin, basıma gelenlerden dolayı, bir türlü bilet alamadığım filmekimi için, bana bilet ayırdığı için :)

haftanın şarkısı: all that jazz :)

tüm gün vücudumda dolaşan, aklımı başımdan alan, ruhumu çalan şarkı: cibelle- green grass... sanki biri bana fısıldıyor bu şarkıyı. sürekli... ve sürekli...


Keyifle...

Ekim 05, 2010

dikkat! sex ve seyahat doludur!

30 eylül perşembe

16.15 evden çıktım elimde bavul, feribota yetişebilme telaşı. atladım taksiye, nişantaşından osmanbeye 15 dakikada çıktı, trafik fena. indim taksiden, otobüse bindim, akbili çıkarttım, okuttum, cüzdanıma koyup cüzdanı da çantaya koydum, fermurarını kapattım çantanın. Gerçekten kapattım.
16.45 evet hala taksime bile gelemedim, hala trafik, beyaz telaş...
17.15 taksimde otobüs, 69A. Yenikapıya gidiyorum, bursaya gidecegim. 17.30 da bursa feribotu. telaşımın rengi değişti. ay yetişemiciimmm sanırım.
17.30 evet, yetişemedim:) neyse dedim, yalovaya geçerim, ordan da bursa zaten 1 saat. biletim yandı bursa için, yeni bilet alacagım. çantamı açtım. yok! cüzdanım yok! tamam ayşe sakin ol, altlardadır, ara karıştır zamanla yarıştır. yok! cüzdanım yok!

şimdi elim titriyor, telaşım karardı, gözlerim doldu. cüzdanım yok! yani; kimliğim, nüfus cüzdanım, param( ki aslında N.Ş.A'da yanımda yüklü para taşımam; ama normal dışı bir durum----> tatile gidiyorum olimpos'a), kredi kartım, hesap kartım, ilk defa oynadığım iddianın fişi(3 lira yatırdım, kazanırsam 115 L alacaktım; ama hala bakmadım, ilk defa kazanmak istemedim), usb, onemlı kartvizitler.... evet bunlar da yok artık...

İDO-yenikapı'da, iskelenin ortasında salya-sümük ağlıyorum. eve dönecek 5 kuruşum yok, şarjım bitmek üzere. zaten eve dönmek değil; tatile gitmek istiyorum ama param yok artık, keyfim kaçtı, gözlerim şişti...

Öznuru aradım, ama ağlamaktan nefes alamıyorum. korktum da çünkü, hiçbir şey hissetmedim olay anında. öznurum ayrı panik oldu. bi yandan annem aradı ağlıyor, ayşe nolur ağlama diye, kardeşim arıyor ne olursa olsun geleceksin diyor, öznurun patronu; ne kadar paraya ihtiyacın varsa gonderıyorum diyor ki bunu diyen insan beni hiç mi hiç tanımıyor, tek bildiği benim bu tatile gitmek istediğim.

İskelenin kafesinde oturuyor bi yandan telefonumu şarj ediyorum. Evet hala durmaksızın aglıyorum. Öznur bana yalova bileti alıyor internetten, gideceksin tatile diyor. Yalovaya git ben ınternetten bursa biletini de alıcam, aktarma yapacaksın diyor. Ama benim yalovaya gelince otobüs termineline gidecek dolmuş param bile yok diye derdimi anlatıyorum. Karşımda bir kadın oturuyordu. Telefonu kapattım. paran mı çalındı, ne kadara ihtiyacın var? dedi, teşekkür ettim, arkadasım benı alacak dedim, ama elimde yalova bileti vardı. Nereye gıtmek ıstıyorsun dedi, Bursa dedim. Çıkardı 30 lira vermek istedi bana. Hiç tanımadığım bir kadın, hiç karşılıksız 30 lira veriyor bana. almadım. alacaksın o parayı dedi, direndim; direncimi kırdı sonra, borçlandım aldım. Bu iyiliği yapmama izin ver dedi, bu paranın değeri yok ki...

Ben de Bursa' ya gideceğim Yalova' dan, seni bırakırım arabayla dedi. Nasıl yani? evet aynen böyle. daha 1 saat olmadı, şerefsizin biri insanlık dışı bir şey yaptı. ve şimdi bambaşka biri tam tersi bı hareketle karşımda. Bursa' da gideceğim eve kadar bıraktı beni sevgilisiyle.



Ben bugün de ağladım. Bazen çok korkunç dünya. İçimdeki merhametin kaybolmasından korktum, ağladım. Ama şimdi... Sadece cüzdan kaybettim ben; ama bi yandan nasıl mutlu oldum. Ne cok insan aradı beni, sevdi beni, üzüldü benim kadar.

Ve bugün dedim ki gözyaşları içindeyken ben, çok sevdiğim bir arkadaşıma: o kadar duygulandım ki, çok sağlam insanlar var etrafımda ve varlıkları beni güçlü kılıyor. o da dedi ki bana: sen bu kadar sağlam bir insan olduğun için onlar sağlam ve varlar ayşe. sen hep gül ayşe, sen hep gül... son gözyaşım sağlam dostlarım, arkadaşlarım için aktı. Teşekkürler...

p.s: tüm pislik heriflere, insanların gözyaşlarını akıtıp, hayallerinin seyriyle oynayanlara sex ve seyahat dolu bir mesajım var: S*ktir Git !

coming soon :) olimpos tatili
avcılarda denize nazır türk gecesi
LBD

Keyifle.

Eylül 25, 2010

playlİSTanbuljazzMavİSTanbuljazz




Çok mutlu, çok keyifli, çok şanslı, çok güzelim:) bugün :). Sanki tüm gün bulutların üstündeydim. beyaz yumuk yumuk bulutları, parlayan güneşi, yıldızları seviyorum. Farkettim ki, ben gökyüzünü seviyorum.

Sabah 6 da eve girdim, deliler gibi dans etmiş, içmiş, geceyi kapatmıştım Beyoğlu' nda. Ah beyoğlu... Gece. Gündüz. Aklımı başımdan alan, tutkulu anlar yaşatan, hayata her defasında bağlayan, gözyaşlarımı kendime saklatmayan Beyoğlu, kimin oğlu?

6' da uyudum ya bu sabah, kalktığımda sarhoştum hala; çünkü yine sabah 9 da uyandım. güzel bir duş alıp yorgunluğumu su damlalarıyla gönderdim uzaklara. Yeni güne az uyku ama bol keyifle hazırdım ve attım kendimi sokaklara.

Simit+ peynir+ domates+ çay+ muhabbet= güzel günün play tuşu sanki :)ardından Akbanksanatın Mavijeans ile yaptığı atölyeye rezervasyon yaptırmış biricik arkadaşım, ona gittik. kapıda bekliyoruz, 25 kişiyiz. Olay şu ki, tişört tasarlayacagız, tema; istanbul ve caz. Kapıda bekliyoruz, insanları dinliyorum usulca. Herkes tasarımını kurmuş, içeriye girip başlayınca ne yapacağını biliyor. Bense ilham perisinin beni içeride bulacagına inanıyorum. Zaten Sevda sadece gel dedi, sadece gittim. Sevdam gel derse bana, sorgusuz sualsiz giderim her yere. Sadece tişört tasarlayacagız, kafa dağıtacagız diye düşünüyordum. Evet böyle oldu zaten, ama ek olarak şunu söylemeliyim: En çok beğenilen tasarımı mavijeans tişörtlere bastıracakmış.

Girdik içeriye, sade, ferah bir oda. Masaya oturduk. Önümüzde tişörtler, boncuklar boyalar, pullar, iğne- iplik, kagıt, kalem, fiyonk... Fonda klasik müzik. Ah tanrım cennete düşmüş gibiydim. Bir de ben kırtasiyeleri de çok severim. 2 saatimiz vardı, kendi düşümüzü sergilemek için. Biraz gezindim önce, karaladım kagıda birkaç bir şey, bir baktım gelmiş omzuma ilham perim. Benim tişörtüm beni anlatmalıydı; renkli, zengin, duru olmalı ve aşk kokmalıydı. Ah ne keyifli ve çabuk geçti o 2 saat. Bizden önce katılan bi ekip daha vardı, onların tasarımları arkamızdaki iplere asılıydı, biz de astık eserlerimizi, isimlerimizi iliştirdikten sonra. Gerçekten çok çok çok güzel tasarımlar vardı, tişörtleri resmen tablo gibi kullanıp boyaları adeta seviştiren çalışmalara hayran kaldım. Aklımız tişörtlerimizde kaldı, orada bıraktık kendimize şans dileyip.

Sonra yemek yedik ve yavas yavaş demlendik. Gün ışıgına elveda diyip, ay ışıgına gülümsedik.

Ve ben bugün çok sanslıydım. Mükemmel bir dostum vardı yanımda, ki o hep var. Evime 5 dakika uzaklıktaki klinikte, bir psikologun yanında staja başlayacağım haberini aldım. Eve geldiğimde maillerime baktım, yer almak istediğim bir projeden kabul maili gelmiş, kardeşini seç( www.kardesinisec.com) kampanyasında istegim onaylanmış, haftaya Olimposa gidiyorum... Oh mis :)

Ne dilemiştim geçtiğimiz haftanın başında?- bir planım yok, bildiğim bir şey de yok; ama bu hafta çok güzel olacak. Bir planım yoktu ama isteyince her şey güzel olacaktı, olurdu, oldu...

Eylül 24, 2010

... olmak ya da olmamak mı olmuş tüm mesele?

Seven in İstanbul, in Turkish. bugünün etkinliği buydu. Gerçi dün gece öyle bir gece geçirdim ki, tüm haftaya bedeldi; lakin sabah çok güzel uyandım çabuk toparladım. efendim şöyle ki, nuri alço' yu fazla kaçırmışım( 1 şişe kadar :) ), tek hatırladığım bu, ha bi de gece nasılsam baştan aşağı aynı kostümle uyandım sabah, blazer ceketim de dahil :)

Seven, yedi kadın hakları savaşçısı kadınla yapılan röportajlara dayalı bir dokümanter tiyatro yapıtı.

Bu kadınların yedisi de özgürlük ve adalet uğruna imkansızı başarmış kadınların öyküsü. Yedi tanınmış kültür profili sahne alarak bu kadınlara ses verdiler (Lale Mansur, Ece Temelkuran, Füsun Demirel, Zeynep Eronat, Şevval Sam,Fethiye Çetin,Belçim Bilgin Erdoğan).

Yedi, insan hakları konusunda angajman yaratmaya ve aynı cesaretteki daha çok kadını gerçekliğini paylaşmaya çağıran bir oyun.

Metin çok güzeldi. Şimdi aklımda şu replik kaldı oyundan: ' insan hakları, çok iyi saklanmış bir sır mı?'

proje çok anlamlı, gerekli ve başarılı gerçekten; ama bence eksik yanları vardı. Öncelikle sanki tiyatro okuma provası tadı çok yoğundu, bi ara esner gibi oldum açıkcası. ben biraz daha görsel yatırım bekliyordum. Oysa ne oldu? 7 tane başarılı kadın yan yana, sandalyeye oturdular, hepsi siyah giymiş, arkadaki perde de siyah idi, metni okudular. Dertlerini anlattılar eyvallah, ama olaydı bi kaç aksiyon o siyah perdenin üstünde, eminim daha çarpıcı olurdu her şey.

ordan çıkınca istiklalde bi kahve molası, ama bu kahve molası neredeyse iş toplantısına döndü:) yakında yeni projelerdeyim :)

eve geldim, evimin diğer hatunları internetten dizi izliyorlardı: ' Fatmagülün suçu ne? ' Pek dizi kültürüm yoktur açıkcası, yabancı dizi izliyorum genelde, ama o da düzenli değil. Oturdum izledim biraz,sinirlendim kalktım sonra. Fatmagül köyde yaşayan bir genç kız, nişanlanmış köyün yağız delikanlısıyla. Nişanlısı çalışmak için bi yere gitmiş, kıza zengin şehir piçleri tecavüz etmiş. sonra olayı inceliyor polis, olay yerinde. Tam bu kısımda geçtim ekran başına ve gördüklerim sinirlendirdi beni. Kızın kaynanası olacak kadın; oğluma ben bunu nasıl söylerim, nişanlın kirlendi nasıl derim, diye feryat ediyordu, herkes bin perişan; ama kimsenin tecavüze uğramış kızı, kızın ruhundaki yarayı, red edilişini, kendi suçu olmadığı halde kendini cezalandırılacağını düşündüğü yok. yok namusumuz kirlendi, nasıl bakarız insanların yüzüne?! Ne bencilce bir tutumdur bu!

Tabi türk dizisinin gidişatı belli; nişanlısı red edecek, köy ahalisi kıza uzaylı gibi bakacak, ailesi bile pislik gibi davranacak. Niye? Çünkü; bir kere bekaret gitti ya, artık o zar denen şey yok hani!!! Aman tanrım ya, insanları böyle değerlendirmek ne korkunç. asıl zar, bu zihniyetteki insanlarin beyinleri ve ruhları arasında ki, o da çok kalın bir zor olsa gerek yıllarca delinemeyip de içeriye gün ışığı alamayan.

Bakire, ' olmak ya da olmamak; işte bütün mesele bu' mu dur?? Kaç kitap yazılır bu söze ve neler anlatılır sayfalarca, sayfalarca farklı konu üzerine...

olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu.
düşüncelerimizin katlanması mı güzel,
zalim kaderin yumruklarına,oklarına?
yoksa diretip bela denizlerine karşı
"dur,yeter" demesi mi?
ölmek,uyumak sadece.
ama düşünün ki,uykuda düş görebilir insan!
işte bu kötü.
çünkü ölüm uykusunda,
şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda,
göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister-istemez.
yoksa kim katlanırdı zamanın kırbaçlarına,küfürlerine,
zorbanın haksızlığına,kibirli adamın hakaretine?
hor görülen,aşkın acıların,adaletin gecikmesine,
devlet görevlisinin kendini bilmezliğine;
sabırla bekleyen erdemli kişinin,
değersiz insanlardan gördüğü muameleye,
yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesilecekken?
kim katlanırdı,bu yorgun yaşamın yükü altında
hormurdanıp terlemeye,
ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı!
sınırlarını geçenin bir daha dönmediği,
o bilinmez ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp
bizleri,tanımadığımız dertlere koşup gitmektense,
başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı?
işte bunları düşündükçe
ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
ve işte böyle kararlılığın doğal rengi,
endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor;
bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar
bu yüzden yörüngesinden sapıyor
ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları.

(bkz.: william shakespeare)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...