Haziran 27, 2011

Aşk Kalpte başlar, nerede bittiği umrumda değil!


Çok zilli bi giriş yapasım var, bunu düşünürken-nasıl başlasam diye- az daha yazmaktan vazgeçecektim. Neyse başladık di mi, ışık, makyaj, kameraaaaa, çekimdeyiz, şak! -siz o efekti verin burada- :) Sabah kalktım ve okula gittim, şaşırtıcı biliyorum, aldık kepi cüppeyi, haziranda yağan o aptal yağmurda okula gittik, hani 4 sene boyunca okuduk, ilerde çoluk çocuk sorarsa; "anne senin niye üniversite fotografın yok, hayırdır hacı bizi mi kekliyosun" diye-yalnız benim çocukların konuşma tarzına da bakın hele :)- bi iki albüm yapalım dedik, atladık zıpladık sıralara dizildik derken 2 saati bu çekimle geçirdik. Şİmdilik fotograf yok canlar, irtibatta olalım :) Okuldan çıkış ve doğruuuuu kapalı çarşı, ardından mahmutpaşa, tahtakale-eminönü. Hastasıyım şu istikametin. O boncukçular, kumaşçılar, ıvırittizıvıritticiler, çerçiler, peynirciler, abla gelinlik lazımmıcılar, kahveciler, o yeah! İşte onların arasında geçirdim yaklaşık 4 saatimi. Sonra Beşiktaş' a gittim ufak tefek işlerimi halletmek için. Yazı seviyorum, yaza aşığım, yaz kadınıyım, yaz perisiyim, yaza dair her şeyim ben. Ama yazın toplu taşımaya karşıyım! Hiç yakışıyor mu şu güzel ağzıma küfür, ha sorarım size, ama ben cevaplarım; cıks, yakışmıyor. Ama arkadaşım; şu lanetler sigaranın 1 paketine verdiğin paraya 1 alana 1 bedava dedorant satıyorlar yahu! "Taksiye bin o zaman hanım kızım!" diceksiniz, demeyin. Canım çünkü; 1. Bu vatandaş öğrenci, yahu ne öğrencisi! ne öğrenci ne de para kazanan sivil! sanırım hayatımın en sıfatsız dönemine bi sayfa açıyorum, umarım çabuk kapanır. 2. Tramvay, metro vs benzeri toplu taşıma araçları, istanbul trafiğinde taksiden daha hızlı. Bak bu yaptığım savunma da ayrı bi psikoloji:) meslektaş arkadaşlar bilir, bilmeyenler için açıklama yapıp da kendimi ele vermeyeceğim :)

Dün İstiklalde Gay Parade vardı, katıldık, destekledik, gümbür gümbür yürüdük. Önyargıları kırmaya çalıştık, körün gözüne parmak soktuk, varlar, varız, yanınızdayız dedik. Çok da renki gençti. Yabancı kanallardan bi sürü kamera vardı ama türk haber kanallarından gördüğüm olmadı. Bir şeyleri, gerçekleri görmezden gelmek, o görmezden geldiklerimizin olmadığı anlamına gelmez! Bizim toplumumuz homofobik arkadaş! Bizim, cinsellikle sorunlarımız var. Aç bizim millet ve de önyargılı. Hani şöyle düşünün, ben biriyle tanıştığımda kimse beni cinsel tercihlerim doğrultusunda değerlendirmiyor, nasıl seviştiğim değil aklına ilk gelen, okuduğum bölümle, kitapla, dinlediğim müzikle, gittiğim mekanlarla değerlendiriyor değil mi, Evet! Ama söz konusu gay/lezbiyen olunca, ilk etiket vuruluyor, sonra o insanın sanatı, duruşu, bölümü, işi, en sevdiği yemek, boş vakit uğraşı vs. her neyse, hepsi kulağa takılan kulaklığın geçirdiği ses kadar duyuluyor! Duyuluyor mu o bile muamma! Canım yurdum insanı, yen şu fobini, düşünme insanların yatakta, kiminle, ne yaptığını! Bak sinir yaptım, tamam geçecek kızım, sakin ol, 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1. Geçti.

Gay arkadaşlarımı seviyorum, hem de çok. O kadar güzel arkadaşlıkları var ki her şeyi çok rahat konuşabildiğim. Ve o kadar zarifler ki!! Bi çok erkeğin sırf bir sonraki admın hesabını yaparak getirdiği çiçeği, hediyeyi sırf beni sadece mutlu etmek için, evime ilk defa geldiği için ya da , ya dası yok işte sebepsiz alıyor anlatabildim mi...
Homoseksüellite, cinsel hazzın nesnesi meselesidir; ancak Homofobi hastalıktır, tedavi edilmesi gerekir. Bence...

Hadi bu konuyu bi kez daha düşünelim
"insan"a değer verelim
Homofobiyi yenelim!
Günün parçasını dinleyelim:) - tık- Depeche mode- free love


Keyifle...

Haziran 25, 2011

Bol Köpüklü Türk Kahvesi



Uykum var ama uyuyamıyorum. Mezuniyet balosuna, kep törenine ve annemlerin gelişine günler kaldı. Annemi 5 aydır görmüyorum, kız kardeşim-kimine göre ikizim- Gülşah'ı da. Bence bir kızın kız kardeşinin olması muhteşem! hele bir de yaşları birbirlerine yakınsa, değmeyin o kardeşlerin keyfine:) Ortanca kardeşim Gülşah, hakkaten ortanca çiçeği gibidir:) Bir de dünyalar cadısı bi o kadar da tatlısı"son numara, ama on numara"mız var:) Neyse ki buluşmamıza az kaldı, hazır konu gelmişken söyleyeyim, gelmemişse de konuyu oraya getireyim: 1 Temmuz cuma günü İÜ Beyazıt Kampüsünde saat 18.00-20.00 arasında kep atma törenim var. Aman da kızımız büyümüş de mezun olmuş, ay nasıl da geçti onca yıl, adam olacak bu kız, kaçıramam ayşe' nin kep seramonisini, of ne güzel fotograf çekerim gibi isteklerin/nidaların/iç çekişlerin varsa; "kim olursan gel":)

Son on gündür mezuniyet balosu için elbise arayışlarındaydım. Kesin kurallarım vardı, mangoya girmem, zaraya bakmam, çok para vermem gibi. Zara' ya baktım, Mango'ya girdim:) Hattaaaaaaaa elbiseni de mango' dan aldım. Şimdi söyle ki, bu lafları edişlerimin nedeni pişti olma ihtimaliydi tabii ki. Ama arkadaş piyasada öyle ziyan tasarımlar var kiiiii, o satılan kumaşa, ona elbise diyen dillere, elbiseye emeği geçen ellere acıyorsun! Nereleri dolaştım anlatamam. Tamam anlatırım:) Nİşantaşı, osmanbey, elbet ki taksim, cihangir, kadıköy veeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee küçükçekmecedeki bi butiğe kadar gittim. Ya çok pahalı ya çok taşlı ya da hep aynı tip kıyafetler. Aklımda tek bir şey vardı: çok sade hani masal gibi olmalıydı her ne arıyorsam! Buldum, mangoda buldum ve de vuruldum. Çıkmadı aklımdan, gezdim, tozdum, kıvrandım üstüne gül koklayamadım. Bir de siz bakın bakalım!-buraya tık- sayfadaki ilk elbise:) Yalnız elbiseyi giyen hanım kızımız da derin bir iç çektiriyor di mi:) Dün aldım, şimdi terzide, yakında dolabımda. Ama canım kardeşim, bitmiyor ki bi elbiseyle; ay bunun küpesi, ay ayakkabısı, ay saçımı ne yapsam, makyajımı kime yaptırsam... Geçtim ben bunları, kısmet! Veeeeeeeeeeeeeeeee senenin başından beri konuşulan, yanıma yakıştırmalarda bulunulan, dedikodular yapılan, iddiaları havada uçuşturan konu: "Ay acaba ayşe mezuniyete kimle gidecek" :) ta ta ta tammmmmmmm! Yapılan oylama ve istatistik değerlendirmeleri sonucuna göre... :) yok artık! YOk, hakkaten ben kendi kafamda adayları seçtim, biçtim, oyladım. En birinciye ödülü yolladım:) Adı bende saklı kalsın, buradan yolladığım öpücükleri alsın:) Ha bu dünya hali, şöyle diyelim yine de "bir aksilik çıkmaz ise"

Sınavlarımı bitiridim- en azından büte kadar:)-, elbisemi aldım, ayakkabılar hazır. Her şey tam takır. Yorgunluk gitti, bol köpüklü türk kahvesi içme vakti!

Bu da günaydın parçası olsun hadi-tık-
Hadi kalın keyifle...

Haziran 24, 2011

Haziran 19, 2011

Ni la bombe atomique, Un amor piatonique (Liraboma tomik Enamu platonik:))

Hayatının geri kalanı boyunca, o büyük aşkı arayacak olan güzel küçük kız çocuğu için çalıyor bu kez çanlar...

Elektra KOmpleksi bu; kız çocuğun 6 yaş civarında babaya duyduğu aşk! Halk arasında da şu şekilde çevirisi vardır; kız çocuğu babaya düşkün olur. Olmasın mı arkadaş, hayatındaki ilk erkek bi kere o adam! İlkler özeldir, güzeldir. Hele ki bu ilk adam, esas kızı pamuklara sarmalamış sarmış, elleriyle beslemiş, gözlerine içten bakmış, yalanlarla kandırmamıştır! Böylesi adama aşık olunmaz mı, ha sorarım canlar size
Ta ta ta taaaaaaaaaaaam ama bir problem var; ne demiş yıldız tilbe-İki kadın bir adam :) :) Selam prenses, bak bu rakip çok da yabancı değil ve hakikaten güçlü, EVET O ANNEN!
hımmmm... ok! memnun oldum.

Daha güzel olabilirsin, daha çıtır olabilirsin, o esas adamla daha çok vakit geçiriyor da olabilirsin! ama üzgünüm bebeğim, o rakip kadın annen ve inan ki aynı kulvarda bile değilsiniz :)

Annenin ayakkabıları giyiliyor, rujlar, ojeler sürülüyor, kadınlar arası ilk rekabet de böyle başlıyor; babaya sahip olma arzusu! Ama bebeğim! bebeğim! bebeğim! Bile bile lades demek bu! Küçük prenses yılmıyor, babaya olan aşkta galip gelecek:) Sonuç: ilk platonik aşk! ilk vazgeçiş, ölümüne isyan:)

Evet prenses, o yakışıklı erkek baban! gözlerini açar açmaz karşılaştığın, sıcacık ellerini tutan, derin bir sevgiyle bakan, dırdırına sesini çıkarmayan, evdeki 10 ayakkabıya rağmen yeni bir çift daha almana ses çıkarmayan, gece üstünü örten, saçlarını okşayan, sen uykuda olsan bile derin derin koklayarak öpen, hastalandığında gözleri dolan, seninle gülüp ağlayan o adam senin baban! Hep o adamı düşünüyoruz ve nihayetinde düşümüzden ayrı kalıyoruz.

İlk karşılıksız aşkla başladı zaten evrenin tüm problemi; baba gibi birine aşık olmak! O yüzden saçımızı okşayan, derin öpücüklere boğan, gözlerinin içine bakan erkeğe aşık olıuyoruz, hani bir ihtimal o ilk aşkın yerini doldurur diye...

Tüm prensesler olarak seni öpüyoruz Freud!
Bu da en baba, en analiz edilesi, durumu en özet edesi parça! Tam bir elektra problematiği :)

Hey kızlar!
Hepimize en baba aşklar :)


Keyifle...

Hayatımın Erkeği


Nisan 1988.
Gözümü açtım hayata, hayatımdaki ilk erkek karşımda.
"Hey sen heyecanlı adam" dedim içimden,
"maceraya hazır mısın" :)

O kadar hazırmış ki...

İlk erkek, ilk aşk...

Odaya girdim, koltuğun üzerinde, çok istediğim oyuncak bebek-yaş 6
Hadi Ayşe'm Hadi kızım, oku bakayım burada ne yazıyor- yaş 7/ okumayı öğreniyorum
bisikletimin 3. tekerini çıkardık ama arkamda babam vardı -yaş 8
Ben "şekerim" demeyi babamdan öğrendim, şeker gibi adamdır. Çok güzel dinler, akıl verir, muhteşem benzetmeleri vardır. "Eğer" diyemez "ener" der :)Dili dönmüyor nedense bu kelimeye :) Babam çok güzel yemek yapar, ama özellikle pazar kahvaltılarımızı hazırlamaktan keyif alır. O pazar günleri güzel tostlar yapar, fırında közler yapar
, çayı demler, yeşil salata hazırlar, zeytin yağı, tazecik ekmek... Sonra hepimize öpücük verir, sofrada yerimizi alırız.

Nasıl özledim...

Şİmdi bi toparlayamadım yazmak istediklerimi, ifade edemedim hiçbir şeyi. Hep askıda havada kaldı yazmak istediklerim.

Bi keresinde otogardayız, istanbul' a döneceğim. Tüm aile fertleri bekliyoruz otobüsü, karşımızda küçük bi oğlan çocuğu, gülümseyerek bakıyor babam ona (Ha biz 3 kız kardeşiz). Hani içten içe bi erkek evlat sahibi olma isteği vardır babamın illa ki ama bunu bize hiç yansıtmadı, söylemedi. Babamın öyle baktığını görünce o oğlan çocuğuna bi tuhaf oldum. Baba, dedim. "Erkek evladın olmadı ama umarım torunun olur". 3 erkek çocuğu verseler benim 3 kızımdan biri kadar bile değerli olamaz, dedi. o yeah adamım, o yeah, dedim içimden :)


.
.
.

Babam...

Nasıl dolu dolu, nasıl neşeli, nasıl güçlü bir adamsın.
Şimdi ben nasıl güzel, güçlü, kendinden emin bir kız çocuğu oldum sayende. Ve evet, hala küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum saçımı okşadığında.

Babam...

Yazacak, anlatacak ne çok şey varken, sustuklarımla çoğalttığımsın.
Hayata dair güzel masallar anlatanımsın.
Yoluma ışık tutanımsın.

Babam...
İyi ki varsın...

Bunlar da günün parçaları olsun:)
1. tık!
2. tık!

Haziran 16, 2011

İncir Reçeli ve Yan Etkileri

Sol gözüm acıyor, yanıyor, yaş geliyor. İncir Reçeli' ni izledim. Gözümden inen yaşın filmle alakası yok. İnan ki yok! İzlediniz mi, şöyle bi derinden "oooo nooo shit!" dediniz mi, evet! Sol gözümden inen yaşın, filmle alakası yok, olsa yalnız bırakmazdı sağ gözüm solu. Bana duygusal, aşklı, böcekli, ihtiraslı filmler olsun yeter ki, hiç acımam ağlarım. Ağlamaya yer de ararım.

Film beraberinde aklımda bin soru bıraktı;

1. sevişmeden aşk olur mu
2. SEvişince aşk olur mu
3. fuckbuddy kimdir, hakları nelerdir, nereye kadar yolu vardır
4. hugbuddy kimdir, "söz veriyorum sadece uyicaz" vaadinin telif hakkına mı sahiptir
5. İncir Reçeliyle birlikte feetbuddy çıktı başımıza, caiz midir ve de cazip mi :)

İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, bol şans!

p.s-1: cevapları bilen- bulan- çalan olursa haber versin, hepimiz öğrenelim.
p.s-2: bu haftaki blog başlıkları da kahvaltı masası gibi oldu; yanık tost, otlu peynir, incir reçeli... O zaman ben bi çay demleyeyim :) Ben çay demlerken siz de şunu dinleyebilirsiniz zira bekletmekten hoşlanmam:)

Sol gözüm acıyor

anlatsana
nasıl aşık oldun bana
ııı şey beni bennn
seni
sana
yalan söyledim.

Bi de bunu dinlesene

Keyifle...

hamam hamamamammamam mamma mia!


Pamuklara sarıp sarmalayıp saklayasım var kendimi! Sanki hamur gibi yoğruldum, içine de bade dolduruldum:)

Öğlen sınavdan çıktıktan sonra, sevdayla sarıyer yolunu tuttuk, hani hamama gidecektik ya, ha gittik, tarihi sarıyer hamamına. Şimdi canlar, eğer ilk defa hamama gidecekseniz doğru adres değil tarihi sarıyer hamamı. Şahsen ben ilk deneyimimi çemberlitaş hamamında edindim ki, muhteşemdi! Çemberli taş hamamı, tarihi, görkemli, kocaman lakin eğer sık sık ziyaret edip alışkanlık haline getirecekseniz, biraz tuzluya mal olabilir. Bugün gittiğimiz hamam ise, kendi halinde bi' yer. İçeri ilk girdik ya, bi' darlandım, kalp atışım hızlandı. Göbek taşına bi uzandık kiiiiiiiiii, sonrası bende kalsın, ama nasıl bi keyf-i sefadır anlatamam. Sonra bir kese, oh mis! öyle pürüzsüz oluyorsun ki, koala tutunmak istese vücuduna, tutunamaz kayar gider ;) Var ya, kuş gibi hafif hissediyorum, yüzüm gözüm, tenim ışıldıyor! Nasıl anlatsam, hani derler ya "bal dök yala", oha bu çok müstehcen mi oldu, fesat düşünmeyin ulennnnnnnn! Tamam şöyle diyelim; pammık gibi oldum, yeniden doğdum, 3 gün yumoşta bekletilmiş gibiyim :)
Neyse efendim hamamdan çıktık, resmen hamam havası çarptı zaten beni. Ama hakkaten ışıldadık, fotograf çekseydim sanki güneşe karşı çekmiş gibi olurdu, bilmem anlatabildim mi...Aslı-çağdaş-roland, bu noktada destek verebilirsiniz. Ay ardından bi açlık geldi, bozdum diyeti, yedim spagetti bolonezi:) ardından açık havada bi türk kahvesi derken, ay tutulmasını izleyelim dedik cihangirde bedri'ye misafir olduk, biralarımızı içerken muhabbete koyulduk, ay tutulmasını da, güzelim terası da unuttuk:) Sonuç; 1 birayla sersemledim resmen! Yarın yoğunum, yazamayabilirim, hepinizi öperim.Öp öpü öpüjem dedim :)

Bi sonraki yazı; mezuniyet balom, ve kavalye adaylarım!

Keyifle...

Haziran 15, 2011

yanık tost ve sütlü kahve

1. Tostun tek tarafını yaktım az önce, o zaman canlar, aba' ya sahip çıkalım!
Tamam, daha uyanamadım. Evet, tost otlu peynirli ve domatesli ve çok lezzetli! Burdan nereye bağlayacağım diye merak edenler varsa, önceki yazılarda da uyardığım gibi tekrar söyleyeyim; Dikkat! bu blog konular arası bağlantı problemleri yaşamaktadır, lakin bu problemlerle mutludur! Ha bağlayacağım en net sonuç da "tostumu yedim, bekliyorum" olur :)

2. Sütlü kahve muhteşem değil mi
Hele ki kahve gold ise mmmmmmmmmmmmmmmmm nefis! sanırım kahve afrodizyak özelliği taşıyor. Ya da bu benim kahveyle aramdaki mesele. benim meselemmmm, benim meselemmmmm! :) me-se-le, çok değişik bir kelime mesela.

3. Dün miray için taksi bekliyorduk, kaldırıma oturduk akşam. Yaşlı bir amca geldi "allah gönlüne göre versin" ded. E tabi baktı para dilendiğimiz yok, ne desin garibim! saol dayı! Gönlüne bereket! ama tam da o konudan konuşuyorduk mirayla. Hoş oldu, zamanlaması güzeldi.

4. Bugün hamama gideceğiz Sevdayla, zaten beyazım, çamaşır suyuna batırılmış gibi olurum artık. Of nasıl güzel olacak, hamur gibi gevşerim, eve gelir direkt yatarım. Benden haber alamazsanız ey dostlar, meraklanmayın. Düşlerimin huzur bahçelerinde dolaşıyor olacağım. "düşlerimin huzur bahçeleri" zincirleme isim tamlaması mı, soru işareti

5. Bugünlerde fazlaca oldu blogdaki yazı sayısı. Aşağıdakilerden hangisi son günlerde artan blog yazı sayısının nedenidir

a. sebebi koparılan çiçekler
b. serdar ortaç' ın muhteşem yorumunun, genç kızlarda yarattığı psikolojik problem
c. sınav dönemi, final polemiği
d. beni bu güzel havalar mahvetti

Cevabı bilip bana bildirene, ay dur olmadı; bana bildirip cevabı onaylanana cafe neroda chai tea latte:) Ay yok, vallahi çıkarım yok nerodan! :) Bahçesini bi kocaman yaptılar, pek güzel oldu, hepsi bu!

*sevgili beyaz atlı prens, artık atından in de bi taksi çevir! yoksa zor olacak istanbullarda buluşmamız. Adresi biliyosun, köşede buluşalım :)-aaaaaaa bu başka bi blog yazısıydı, neyse fragman oldu:)-

Öğlen bi sınavım var, notum var mı onu bile bilmiyorum. Ama öğlene daha çok var di mi:)
MUah!

Keyifle...

Haziran 14, 2011

Golden Girl

Birazdan kahvemi de koyduktan sonra, ders çalışmaya çalışma hazırlıklarım az çok tamamlanmış demektir. Kahvaltımı yaptım, balkon serin, salon güzel:) Günlük kariyer.net iş arama ve başvurma işlemlerimi de gerçekleştirdim, malum 30 haziranda periler gibi süzülürken elbisemin içinde, aklımın bir köşesinde, çıkardığım pembe gözlüklerim olacak. Gecen birisiyle mesajlaşırken, kahve içip dergi karıştırdığımı söyledim, söylemez olaydım, acı gerçekleri bir kez daha yüzüme vurdu. Aman da efendim zaten böyle kıytırık işlerle en güzel de öğrenciyken uğraşılırmışmışmışmış! bana bak delüanlııııı, bu öğrenci sıfatıyla nitelendirdiğin hatun, ne projelerin altından alnının akıyla çıktı, haberin var mııııııı, dicektim; zarif, narincecik yapıma ters düştüğü için demedim:) ammaaavelakin "adam haklı beyler:)".

Evet, bu durumu kabul ediyorum ve 2 haftaya kadar, özgür, çılgın, pervasız öğrenci sıfatımdan ayrılacağım için mutsuzum. Hakkaten mutsuzum. Tamam biraz mutsuz, biraz heyecanlıyım. Arkadaş şimdi işe girdiğimdeki olabilitesi yüksek günlük plana bakalım.
Çalışıyorum, paramı kazanıyorum, ayaklarımın üstünde duruyorum, biraz da ukalayım 1:
saat 07.00: alarm çalar(tıklayınız,izleyiniz, dinleyiniz)
ha ne diyor hanım kızımız; Je ne veux pas travailler (Çalışmak istemiyorum)
Çalışmak istemiyorum

Je ne veux pas déjeuner (Kahvaltı etmek istemiyorum)
Kahvaltı da etmek istemiyorum

Je veux seulement oublier (Sadece unutmak istiyorum)
Sadece unutmak

şarkının devamının konuyla ilgisi yok! :) evet muhteşem parça, ama özet olarak nasıl başlıyor; çalışmak istemiyorum!
saat 7 de alarm çaldı, 5 dk. daha dediniz, eğer imkan varsa uyanınca güzel güzel gülümsediğiniz sevgilinizle/ eşinize/fuckbuddy nizle/ hugbuddy nizle kahvaltıdan önce biraz daha seviştiniz (<--tıkla) :) bak okuyunca da gözleriniz parladı biliyorum :)o yeah, bi hareketlenme oldu bende:)
Neyse toparlandınız, giyindiniz, kokularınızı sürdünüz, şanslıysanız iş yeriniz en fazla yarım saat uzaklıkta evinizden- çok zor cicim çoookkk- işe gittiniz, çıkış saatini saymaya başladınız, çıktınız, ev-yemek-belki ev öncesi bi kaç tek atarsınız asmalıda. Eve gelip film izlemek istersiniz ama saat olmuş 23.30. TA ta ta tammmm işte karar anı; film izleyip az mı uyusam, yoksa yatıp adam gibi uyansam mı, soru işareti
Sonra bekle ki haftasonu gelsin, pöf!

Şimdi de serseri, kıytırık olarak nitelendirilen öğrenci hayatı:
Alarm çalar. Saçmalama ne alarmı ya! baksana saat bile yazmadım, keyfim bilir. Uyandım, perdeyi araladım, elimi yatagımın yanına uzatınca laptop elimin altında, bi müzik açtım--->oh yeah, it's a good day!-ha, evet benim blogum için esinlendiğim parça:),1.30. saniye benim keyfimin tavan noktası :) çok iyi bir hayalperest olduğum için günün devamı farklı kombinasyonlarla ilerleyebilir, en güzel ihtimallerden biri de, kalvaltıdan sonra da sevişmek için bolca vakit olmasıdır:)
Çok katı kurallarım vardı mesela okul hatayım boıyunca:
1. uykum varsa okula gitmem
2. hava soguksa, ayaklarım üşümüşse kapıdan dışarı çıkmam
3. yorgunsam, kahvem olmadan asla!
4. sırf canım istemiyor diye girmediğim sınavlar vardır( ha o sınavın vize olması sıkıntı yarattı biraz, hani final olsa, büt ihtimali var da, şimdi tek ders sınavına girme ihtimalim yüksek:) amannnnnn şimdi sıkamam güzel canımı onun için
5. güzel kahvaltılar vaadine kanmışsam da, o gün okul yalan olur. ne demiş cemal süreya" ... kahvaltının mutlulukla bi' ilgisi olmalı" olma mı yaaaaa :)

Hayalimdeki iş; bloguma yazacak bir çok şeyle beni ben yapsın!

Tartışmaya gerek yok canlar, öğrencilik candır, kandır ama kıytırık değildir; aksini iddia edenler için CV' mi yollayabilirim, hani öğrenciyken keyif pezevenkliği yaparken diğer yandan yaptıklarımı incelemek adına:) ha zaten ne zamandır aklımdaydı, bi sonraki yazı İÜ Psikoloji Kulübü' ne ithafen olabilir, tık! bakınız ben ve bal arılarım :) nasıl da severim her birini

Dün akşam, 4. pera flamenco festivaline gittim Cemal Reşit Rey' de. Pek tatlı bi' arkadaşım da dans edecek ekip arasındaydı. Aman yarabbi nasıl bir danstır öyle, nasıl davetkar! Hele işin pirlerinden biri çıktı; dans- Vanessa MONTERO/ gitar- Sergio GOMEZ, agzımız açık izledik. Hatun nasıl minik anlatamam, bir dans ediyor kocaman oluyor sahnede! Ancak gece boyunca tek bir olumsuz eleştiri vardı aklımda: uzun boylular böyle danslara bulaşmasın! hakikaten ha! çok eğreti duruyor, hiç estetik değil, yakışmıyorlar sahneye. Hani üzgünüm ama bu böyle. Çünkü, hareketler keskinleşemiyor, zerafetini kaybediyor.

Ama benim favorim bol kıvrak, pek canlı latin dansları arkadaş! efendime söyliim salsa, bachata, rumba! nasıl severim, keşke devam etseydim derslere de yarım kalmasaydı! Lakin bu dönem yogaya merak sarınca, dans arka planda kaldı, gün gelir çıkar tekrardan vitrine :) Herkes baksın keyfine...

Bu da dingin keyif parçası--> golden girl

Haziran 12, 2011

Femmes damnees




Belgesel: Küller ve Kar / Gregory Colbert(tıkla)

"Lanetlenmiş Kadınlar"

Hippolyte, lambaların solgun ışığı vuran
Mindelerlere uzanmış sessizce duruyordu,
Ve toy gençkızlığının perdesini kaldıran
Güçlü okşayışları, dalgın, düşünüyordu.

Sabah uyandığında nasıl başını yolcu
Çevirip mavi ufka bakarsa, tıpkı öyle,
Henüz uzaklardaki gökleri arıyordu
Fırtınalı bir anın ürküttüğü gözlerle.

Ölgün halkalardaki o tembel gözyaşları,
Bitkin, perişan hali, şehvetli üzgün teni,
Hurda silahlar gibi terk edilmiş kolları
Ve her şey süslüyordu narin güzelliğini.

Dişlediği avını öldürmeyip gözleyen
Güçlü bir hayvan gibi, Delphine, eteklerinde,
Dingin ve kıvanç dolu, baktıkça alevlenen
Gözlerini örtmüştü Hippolyte'in üstüne.

Güçlü güzellik ince güzellik önünde diz
Çökmüş ve şarabını içerken utkusunun,
Dermek istercesine ağzından tatlı bir söz,
Uzanıyordu ona doğru, sevdalı, tutkun.

Kurbanının gözünde arıyordu durmadan
Arzunun şakıdığı sessiz ilahileri
Ve uzun ahlar gibi gözkapağından çıkan
Şükran duygularını, o tatlı sözcükleri.

-Dedi: nedir düşüncen, ne dersin olanlara?
Hoyratça soldururlar, Hippolyte, tatlı yürek,
İlk güllerin kutsal adağını o kaba,
O yaban soluklara asla sunmaman gerek.

Benim öpüşüm, akşam, büyük, saydam gölleri
Okşayan susineği gibi yumuşacıktır,
Erkeklerin dudağı saban demiri gibi,
Tekerler gibi oyar, acı izler bırakır;

Atlar, öküzler gibi geçerler üzerinden,
Çiğnenirsin altında insafsız ayakların,
Hippolyte, kızkardeşim, yüzünü bana dön sen,
Ruhumsun, her şeyimsin ve öteki yanımsın,

Kutsal merhem, çevir o yıldızlı gözlerini,
Bir tek bakışın bana yeter, ey tatlı bacım,
Daha loş arzuların kaldırıp perdesini
Sonsuz düşler içinde seni uyutacağım!

Hippolyte genç başını kaldırdı usul usul:
-Pişmanlık duymuyorum, hiç de nankör değilim
Ama, ağır bir akşam yemeği yemiş gibi
Sıkıntılı ve öyle endişe içindeyim.

Sanki kanlı bir ufkun her yandan kapattığı
İşlek, uzun yollara beni sokmak isteyen
O yoğun ve o kara hayalet taburları
Çökmüşçesine ağır bir yük altındayım ben,

Diyebiliyorsan de bana, dehşetim, ruhum,
Yakışıksız, garip bir eylemde bulunduk mu?
Sen meleğim! dedikçe korkudan titriyorum,
Yine de dudaklarım gidiyor sana doğru.

Kalbimin sonsuza dek sahibi, kızkardeşim,
Artık tek düşüncemsin, öyle bakma yüzüme,
Beni yakacakları ateş ve cehennemim,
Günahımın ilki, ilk nedeni olsan bile

Öfkeyle silkeleyip perişan yelesini,
Delphine, demir kürsüde tepinir gibi, birden,
Gözleri çakmak çakmak, güçlü bir sesle, dedi:
-Kim söz edebilirmiş Aşk varken Cehnnemden?

Binlerce lanet olsun, o ilk hayalci kimse,
Lanet o budalaya, o dürüstlük satana,
Çözümsüz ve kısır bir sorunu benimseyip
Aşka dürüstlük denen saçmalığı katana!

Serin ile sıcağı, gündüz ile geceyi
Gizemli bir uyumda görmek isteyen bir kaz,
Bir işe yaramayan inmeli bedenini
Sevda denen o kızıl güneşte ısıtamaz!

Git, istersen aptal bir nişanlı bul kendine;
Kızoğlankız bir kalbi hoyrat öpüşlere sun;
Koşa koşa, dağlanmış göğsünü, bil ki, yine
Bana getireceksin, azapla dolu, solgun...

Bu dünyada herkesin bir tek sahibi vardır!
Çocuk birden acıyla haykırdı: -duyuyorum,
Şu an tüm varlığımda, benliğimde derin bir
Uçurum açılıyor; kalbimdir bu uçurum!

Volkan gibi yakıcı -ve boşluk gibi derin!
Euménide'in, elinde meşale, kanına dek
Yaktığı bu ejderin, bu inleyen yüreğin
Kanmayan susuzluğu dinmiyor, dinmeyecek.

Kopalım bu dünyadan, perdeleri çekelim,
Dinlendirsin öpüşler yorgun yüreğimizi!
Derin göğüslerinde yok olmak, tüm dileğim,
Ve bulmak mezarların uzak serinliğini!

-İnin, durmadan inin, ey acıklı kurbanlar,
İnin, sonsuz, ölümsüz cehennemin yolundan
Uçurumun dibine dalın, orda tüm suçlar
Kamçılanıp göklerden gelmeyen bir rüzgârla

Kaynar, fırtınaların, kasırgaların korkunç
Uğultusunda, koşun en son noktasına dek
Arzuların, ki onlar dinmek bilmeyecek hiç
Cezanız tutkunuzun karşılığı olacak;

Tek serin ışık sızmayacak mahzeninize
Ve işte, yarıklardan, sokak feneri gibi
Yanan kızgın mikroplar giriyor içeriye,
Korkunç kokularıyla kaplıyor gövdenizi.

Kıvancınızın buruk, doyumsuz kısırlığı
Susuzluğu dindirip derinizi geriyor,
Şehvetli teninizin öfkeli rüzgârları
Etinizi bir bayrak misali titretiyor.

İnsanlardan uzakta, gezginler, hükümlüler,
Koşun aç kurtlar gibi çöllere akın akın;
Yazgınızı kendiniz yazın, düzensiz ruhlar,
İçinizde kökleşen sonsuzluktan sakının!

Charles Baudelaire

otlu peynir

Gü-nayyyy-DIN!-Seda Sayan stayla:)-
8.45 e kurduğum saati erteye erteleye uyanmış ve henüz kahvaltımı yapmış bulunmaktayım. Balkona geçip kahvaltıma başlarken bi yandan da müzik dinleyeyim, video izleyeyim dedim. Demez olaydım, karşıma kaç gündür çıkan ama izlemediğim videoyu sonunda açtım. Bana öyle uzun videolar izletmek zordur, çabuk sıkılırım, sabah sabah ekrana uzun süreli bakmaktan haz etmem.
Video açılır;
Klasik tv şovlarından biri, evlenme teklifi. Hatunun haberi yok, adam bin zahmet evlenme teklifi edecek. Az çok tahmin ediyordum da olacakları, bu kadar değil. Noluyoruz arkadaş!!! YOk bilmem kaç kişi toplanmış da, sürpriz olmuş da, eş dost çağrılmış da, yüzükler alınmış, gösteriler yapılmış da vs vs vs. Saçmalamayın kıskanmadım. Hani zaten evlilik teklifi de almadım(aldıklarımı da ciddiye alamadım :)) zaten de, kıyaslayacak bir şey yok yani. Ama şu kıskançlık damarı denen damar her neremden geçiyorsa şöyle bir titreyiverdi:) Tamam şöyle bir değil, bildiğin zangır zangır :) Şaşırdınız de mi ben evlilik filan deyince. O zaman itiraf edeyim canlar;

Uzun uzun zamandır görüştüğüm biri var, düşündüm de zaten 23 yıllık kısa bi yaşantım var, uzun uzun değilmiş :) Hani iyi de gidiyor, heyecan, adrenalin tavanda. Sürprizlere açık, benim çılgınlıklarıma tahammüllü, eğlenceli, kariyeri var. Bak böyle sıralamamıştım adamın özelliklerini, hakkaten iyiymiş:) annem de sevdi- burada hangi şarkı aklımıza geldi--->gülben ergen,lay la lay la lay sen güneş ben ay, annem de seviniyor :)- şu çağrışımlarım beni çıldırtıcak bir gün! Ha benim okul malum 2 haftaya bitecek, şimdi ben bu çocuğu ciddiye alsam, 2 sene çalışır, sonra master yaparım oldu muk mu 26, evlen! 28 de de çocuk doğurdum mu, hem en çıtırından anne olurum hem de istediğim her şeyi yapmış! Evlilik teklifi önemli arkadaş, şimdi bu kadar plan yaptık yaşı 28 e getirdik çocuk sahibi olduk. Ama adam, adam gibi bi teklifle gelmezse, ayaklarımı yerden kesmez, gözlerimden yaşlar inmez ise, ben o teklifi kabul etmem şimdiden söyleyeyim! Bak o kadar da net, düşün onca gelecek planını çöpe attım! BUrda kendi çöplüğümde ötüyorum ya herif hakkında, ne cesaret diyosunuz de mi:) evet! ama ayşe yaş tahtaya basar mı basmaz! yaş tahta mıydı o hakkaten basmamamız gereken, soru işareti
Benim über yakışıklı damat adayının bu blogdan haberi yok. Saçmalamayın kandırmıyorum tabii ki, ama biliyor blogumun olduğunu. Adam yoğun canlarrrrrrrrrrr, ha bi de bi keresinde ben ona 'okuma blogumu' dedim. Deyiş o deyiş, çok geçti üzerinden zaten de hatırlamaz, facebook, twitter kullanmaz, özgürlüğünü kısıtlıyormuş böyle şeyler. ne kadar zıt karakterleriz di mi
ama kan çekiyor napalım:) Dün aradı, şimdi İspanya'da. Hani ben bi projeye dahil olacaktım ya, belki ben de 6 aylığına ispanyaya gider, onunla dönerim, dönüşte de yukarıdaki gelecek planına start veririz. Bak heyecanlandım şimdi...
Bu iş çok zor yonca! benim ilgimi canlı tutmak zor, enerjimi doğru kullanmak meşakat ister, bana ayak uydurmak da can!

Videoya dönecek olursak;
'kadın haklı beylerrrrrrrr!'
bakınız,tıklayınız;ya da tıklayınız bakınız. tavuk mu yumurt... :);


Günaydın
bir şizofreninin sabah düşlerini dinlediniz
marketten otlu peynir aldım, yedim.
otlu:)
hakkaten.
keyifle...

Haziran 09, 2011

Kelebek Etkisi

not: sabah 10.30 da yazılmıştır :)
(Oha notla başlamış oldum yazıya)
sabah enerjisi için buraya tıkla!

Bi önceki yazımda 'sevgili' blogumseverlerim yarine 'sezgili' yazmışım, yeni farkettim :) Hoşuma da gitti ama. Ben böyle zaman zaman, kimi zaman bilincimi kapalı kutulara koyup orda unutuyorum sanırım, sonra ne kafası yaşıyorum bilmiyorum ama getirileri fazla oluyor sevgili sezgililerim:)

Moda' daki nero cafeden sesleniyorum canlar sizlere. Şimdilerde seçim arabaları dolanıp duruyor ya-neyse ki son 3 gün- ondan etkilendim sanırım 'sesleniyorum' derken, oysa gayet sessiz bir eylem içindeyim, zihnimin içi çok sesli orkestra olsa da:) Ha seçim arabaları demişken bi tanesinin-sanırım chp- şarkısı dehşet ve akp ye göndermeli ; ak dediler kara çıktı :D ahahha komik be! tamam sustum. Ben bi kere kendi partimi kursam her gece partileriz:) şaka bi yana, o ne ses/ gürültü/ eziyettir parti arabalarından gelen yahu, hepsine de küfür ettim çok sağlam. Çünkü ansızın çıkıveriyor ve korkuyorum o ani sesten. Tahammül edemediğim seslerden biri de motor sesi, tamam motor sesinin konuyla ilgisi yok ama paylaşmak istedim, sevmediğim sesler başlığı altında:) Efendim, klasik müzik filan dinlet, bach, mozart, kerem görsev di mi ama, mottonu da oluştur; sinir değil huzur veriyoruz diye, oh mis :) Sezgili blogumseverlerim, şu an itibariyle kendi partimizi kurduk, sık sık partileyelim, tartışalım, konuşalım, huzur içinde yaşayalım e mi, soru işareti :)

Şöyle bi sorunum var, yol bulma konusunda çok iyiyimdir, bi gördüğümü kolay kolay unutmam, ancakkkkkkk o yol bulma sürecinde ilgimi dağıtan bir şey olursa ki bu genelde telefonumun çalması oluyor, kayboluyor! Bu kız kayboluyor, kaybolmayan sokak yap, kaybolmayan :) Hatırladınız mı bu reklamı; kayboluyor sakız kayboluyor! Kaybolmayan sakız yap, kaybolmayan :) Ay tanrım bu bendeki ne kafası ya, soru işareti:) Bu soru işareti mevzuu da şöyle çıktı canlar; şu elimdeki acer notebook-lanetler olsun ubuntu diye bi programla çalışıyor- nasıl yaptım bilmiyorum ama bi ayarıyla oynamışım, soru işareti yapmak istediğimde 'X' oluyor, X yapmak istediğimde de 'ñ' çıkıyor, nerden düzelteceğimi bulamadım, ha tabi şöyle bir soru sormam gerekiyor kendime;
- peki canım aradın mı, soru işareti
- hayır
- öyle mi canım (birkan:) )
Lafı şuraya bağlayacaktım, modanın sessiz sakin muhteşem sokaklarında dolanırken sabahın köründe, neroda kahvaltı yapma arzusuyla, telefonum çaldı, daldım konuşmaya ve telefonu kapattığımda her yer çok yabancıydı. Hala modadayım ama o keşf-i keleş ruhumu kaybetmiştim. Yoldan geçen nazik moda sakinlerinden yol tarifi aldım, minik bi gülücük verdim, her iki taraf da mutlu, yollarımıza devam ettik.

Karşımda mor-pembe menekşe, ardından moda sahil, sol tarafta bi apartman, dış sol balkonda sınava hazırlanan bi kız-sabahtan beri test çözüyor- ama şimdi biriyle mesajlaşıyor, ağzı kulaklarında ve saçlarıyla oynuyor, kimle mesajlaştığını anlamak zor değil de mi :) Sol duvarda bi fotograf var, bez üzerine işlenmiş, boyanmış her neyse işte sol duvarda üzerinde 2 kadının olduğu fotograf var. Biri ben olsam olurum, şu nero beni artık ödüllendirmeli, İLerde 9876543210 blog izleyicim olunca, herkes bakacak ki ben yazılarımın bi kısmını Cafe nero' nun 9876543210 farklı şubesinde yazmışım, satışlar patlicak, gençler izimden yürümeye çalışacak, nerolar dolup taşacak :) Komiğim ha bugün, güzel uyandım sabah :) Ha tabi gençlerin önünü açmak lazım, zaten ben çok ünlü bi psikolog olacağım için, blog işlerine de son vermem gerekecek. Nirvanaya ulaşmış sayacağım kendimi, işte biz o gün tükeneceğiz canlar. Ha son vermem gerekecek blog işine, hani etik değil çünkü benim gibi hanfendü ünlü bi psikologun özel hayatını paylaşması :) Üzüldünüz mü, şöyle boğazınız inceden düğümlendi mi, tez buldum, tez yitirdim mi dediniz, soru işareti
Tamam kıyamam ben size, isim değiştiririz, parola koyarız, rumuz takarız, yolumuza bakarız, biz ayrılamayız biz ayrılamayız :)

Yahu yolda aklıma bi şeyler gelmişti onu anlatacaktım, unuttum, hatırlayamıyorum. Başka şeyler anlattım şimdi. Olsun be Ayşe, dedim, malzeme bol bizde

Bi sır vereyim canlar, aramızda kalsın; bi kelebek yuttum sanırım, karnımda uçuşuyor:)

Haydi keyifle...

Haziran 07, 2011

sözümü tutyorum, olanları yazıyorum vol.1: Açıkhavada Müzikal

Günaydın Tünaydın Canlar,
Odamın balkonuna masamı attım, kahvaltımı yaptım, biraz gözlerimi kapadım, güneşe göz kırptım. Dün geceki zihin zelzelesinden sonra bi toparlanayım toparlayayım dedim.

Sezgili blogumseverlerim,
geçen hafta nasıl geçti anlamadım, okula gidemedim, çalıştım-lakin bu çalışma tecrübelerimi ayrı bir seri şeklinde aktaracagım, iki parantez arasına sığamayacak kadar çok malzeme var sektörde:)- Son iki haftaiçi temposunun nasıl hızlı geçtiğini anlamadım, tutamadım da çetelesini lakin haftasonlarım fevkaladenin fevkinde idi:) Özel kısma girmeden sosyal kısımları aktarayım:
Bi kere yaz geldi, onu anlamış bulunmaktayız, elbiselerimizi çıkardık dolabımızdan, tiril tiril efil efil dolaşmaktayız efendim. Gençlik sokağa bir döküldü pir döküldü, ha zaten kışın da sokaktaydık o başka. Ama gevşedi gönül yaylarımız, hafifledik, aşık olmaya meyillendik, beni bu güzel havalar mahvetti dedik, abidin' den mutluluğun resmini istedik.

Galata Kulesinin civarında başladık içmelere, dere tepe düz gittik, kafamız güzel gezdik, çoğu şeyi de dert etmeyelim su yolunu bulur dedik, gecesiyle gündüzüyle yeni mekanlar, yeni insanlar keşfettik, güzel oyunlar oynadık büyüttüğümüz dünyamızda, güzel oyunlar izledik sahnedeki hayatlarda. Oyun demişken konuya gireyim artık, biraz geç oldu. Biraz geç oldu hem konuya girmem hem de bu haberi size vermem. Canlar geçen hafta perşembe günü, harbiye cemil topuzlu açık hava sahnesinde İbb şehir tiyatroları yaz oyunları KABARE Müzikali ile başladı, cumartesi günü Lüküs Hayat vardı ki, Zihni Göktay' ın sahneye bir vedasıydı, son oyunuymuş meğersem emekliye ayrılacakmış ve muhteşem bir jübile yaptı, dün gece de Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz Müzikaliyle program son buldu. Bu üç oyun da, oyuncular da hakikaten çok başarılı, keyifli ve güzeldi.

Yakın zaman planlarımda; mezuniyet törenim, Ayşe mezun oldu partisi:), one love festival, rokencoke var. Kümülatif biçimde ilerliyor yaz planları ama boşluklar var. Doğru doldurulmayı, hoşlukları bekleyen boşluklar... Önerisi olan beri gelsin, bana ses versin.

Son zamanlarda b(h)oşlukları:

en çok 'Cake' dinledim
en sık Cihangir2 de Zenka' ya gittim
en sesli Sevda' ya güldüm
en gizlileri Miray' la paylaştım
en son Hayal kahvesinde çakır keyif oldum
en yeni soul stuff' ı keşfettim
en kışkırtıcı üsküdar' da uyandım (:
ve şimdi, deniz kıyısına sandalye atmış, şemsiyemi açmış, ayaklarımı suya sallandırmış, mojito içiyor olsam, en tapılası ruh hali olmaz mıydı a dostlar...

Keyifle...

Yoruma açık, anlama kapalı!

Küçük küçük notlar almışım not defterime, farklı insanları, anları, ortamları, saatleri, şarkıları, filmleri anlatan. O kadar değişken, esnek, puslu ki şu sıralar hayatım... Arabadayım, hız yapıyorum, akıp gidiyor hayat yanımdan, kaçırmak istemiyorum hayatı ama nerede durmak istediğimi bilmiyorum ve de karar veremiyorum.

Ama yazlar güzeldir
balkona atılan masalar ve uçuşan perdeler
açıkhavada izlenen oyunlar
şişede durduğu gibi durmayan rakılar
pazar sevişgenleri
baş agrısı
alkolden sonraki uykusuzluk
susuzluk
nedensiz mutluluk


Yıldızları ruh halinize göre doldurunuz:

1. oh my g*t(t)-> dil kayması
2. s*ktir ordan g*t-> çok bilinmeyenli denklem
3. bi de g*t ordan-> yöresel
4. das is ja ganz g*t-> interneyşınıl

SSSZ HRFLR ÇKRDM !

Sabah zelzelelerimi dinlediniz
şimdi iyi geceler...

Eğer yazmaktan vazgeçmezsem, bi sonraki yazıda okuyacaklarınız
- Açıkhavada müzikal keyfi
- geçenlerde garip bi rüya gördüm
- ne güzel insanlar var hayatımda
- ne bok insanlar var hayatta
- 1 haftalık iş maceram
- hayat 'an'lardan oluşur
- mezuniyet telaşları
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...