Aralık 22, 2011

Birlikte uyuyoruz ama aynı düşlere dalmıyoruz.


Selam.
Keyfim pek yerinde değil doğrusu.
Zaman verin bana, toparlanıyorum
Yeni yılla birlikte, dönüyorum.
Çok sevdiğim bir arkadaşım var, Pelin
Bir şeyler yazmış göndermiş bana,
bugün gözlerimin buğusuna tanık olunca





"*******Ve benim güzel gözlü arkadaşım; sevmek, yeniden sevebilmek, bildiğin gibi, her zaman muhtemeldir!********


Gerçekten önemli değil. Aslında hiçbiri ve hiçbir şey yani... Kısacık bir ömrün içinde sadece gelip geçiyorlar.


***

Etrafınıza bakın, o kadar çok göreceksiniz ki o genç kadınlardan.

Bir plaj şemsiyesinin altında elinde bir bardakla denize bakarken, daracık bir ofisin içinde telefonla konuşurken, otobüs durağında beklerken, metronun camına alnını dayamışken, kendisine benzeyen arkadaşlarıyla bir ağızdan şarkı söylerken...

Birini çok sevmişlerdir.

Belki birden fazla birilerini.

Her sevginin aşağı yukarı aynı yokuşta başa dönmesinden dolayı üzgün ve kırıktırlar.

Yine de bir umut taşırlar işte. (Birden kendimi Reha Muhtar gibi hissettim, öyle kadın tariflerine girince:)

Geçen cuma akşamı güzel gözlü bir kız arkadaşım bir mesaj atmış. Diyor ki “Bir cuma akşamı, yapacak bir şey bulmayınca, balkonunda çiçeklerinin kurumuş yapraklarını ayıklarken yakalarsan kendini, gerçekten artık yalnız olduğun anlamına mı gelir?”

Ben geç gördüm mesajını.

“Balkonda, cuma akşamı yalnızsın evet” diye yazdım. “Ama bu durumunda, bu yalnızlıkta yalnız değilsin bebeğim. O kadar çok ki yalnızlar, o kadar çoğuz ki... Belki sadece bu sebeple kalabalık sayılırız.”

Cuma akşamı evde dizi seyrederken, balkonda çiçek ayıklarken evet, ampul patladığında, tek başına masada yemek yerken, yatağın bir tarafı hiç bozulmazken, ödenmesi gereken faturaların derdini tek başına taşırken, dolaptaki yemek günlerce tükenmezken ve ekmek bayatlarken, hayat koştura koştura gelip geçerken, ten solup, çizgiler çoğalırken yalnızsın evet.

Yalnızız.
Yalnızlık dediğin tek kişilik değil ki dostum.

Hayatında kimse yokken tükenmeyen zeytinyağlı ve bozulmayan yatak, bir bağın varken daha da koyar insana.

Çünkü o yalnızlık ıssızlığının üzerine beklemek, çünkü üzerine endişe, çünkü üzerine güvensizlik eklenir.

Evli bir kadının yalnızlığı hiçbir şeye benzemez.

Aslında...

Seçilmiş yalnızlık güzeldir.

Tadını çıkarmak gerek.

Yunanistan’dan suyun öte yanına bakmak böyleymiş demek. İnsanı tuhaf bir şekilde hüzünlendiriyor. Ama o hüznün içinde tarifi güç bir çoşku da var. Rumeli türküleri gibi... Sevinçle keder iç içe...

Yalnızlığın hayatın içindeki gücünü yakalamak gerek.

Balkonda yaprak ayıklamak bile devam eden bir yolculuğun kalp sesidir.
Ve benim güzel gözlü arkadaşım; sevmek, yeniden sevebilmek, bildiğin gibi, her zaman muhtemeldir! "

*Yazı İclal Aydın' a aittir.
Teşekkürler Pelin...

Aralık 18, 2011

Chai Tea Latte, Norah Jones, Ev Kuşu Ayşe; Merhaba Kış!



Yukarıdaki sıralamayı muhtemelen her kış tam da bu zamanlarda yapıyorum. Canlar üzgünüm ama daimi kış dostum sevgili Norah. Öyle ki bekler beni evde(eğer kısa zaman sonra döneceksem eve, çıkmadan önce norah jones playlistimi açık tutarım evde), uyurken de masal gibi gelir. Hani içten içe hüzünlü bir sesi var ama aynı zamanda umut dolu. Bizden de Bülent Ortaçgil öyle gelir bana. Sevgilinin saçımı okşaması gibi dinlendirir, sakinleştirirler beni.

"Muhteşem bir pazar değil, daha iyileri de olmuştu" diye uyandım bu sabah. Lordofthelawyers geçen hafta askere gitti:( Onsuz ilk haftasonu. Üzgünüm beyler ama hala onun için kalbim. Bi dakika ya niye üzgün oluyomuşum. Bal gibi de mutluyum ben bu adamla. Kabul, göz yaşı da olan bi ilişki oldu bu benim için ama bir o kadar da tutkulu. Adam resmen gitti ya. Hani 2-3 hafta görüşemediğimiz de olmuştur da bu durum çok farklıymış a canlar. Elimde, cebimde hep telefonum ki benim telefonla yakın bir ilişkim olmamıştır hiç Öyle ki geçen kuzenim beni arıyor arıyor, açtım telefonu bi şok oldu hatun :))) Arama tuşuna basmış öyle bekliyormuş umutsuz:)) Zaten onun o şaşkın halinden çıkması 1-2 dakikasını aldı. Ne diyodum? Hı, geçen gün aramış benimki, ben de işten gelmişim mutfakta yemek yapıyorum, duymamışım. Ay efendim de nasıl duymazmışım, niye telefonu yanıma almadım diye kendi kendime söylendim de durdum.

Ay zaten adamı askere gönderme, otobüse bindirme maceramız ise apayrı. Önce servise bindiridk gönderdik, kendi halinde sakin bi ekiptik zaten. Ailesi ve yakın arkadaşları. Neyse ben ağlamaktan gebericem neredeyse, bastık samandıraya gittik. Vardık, bulamadık, anaons ettirdik, ortalığı birbirine kattık sonra sıkı sıkı sarıldık. 5 dadika vardı terminale vardığımızda, zaten bunu göze alarak gitmiştim. Saat 00.55. Sarıldık, ayrılamadık. Derken anons"bıdı bıdı numaralı araç 1 buçuk saat rötarla hareket edecektir" OOOOO YEAHHHHHHHH! Vallahi bal kazanında doğmuşum ben, bakar mısın şansa:) E zaman geçiyor be canım, o 1 buçuk saat de. Gitti. Aradığım, istediğim her an senin yanımda olabileceğini bilmek huzur vericiydi. Uzun eğlenceli konuşmalarımız şimdi 2 dakikalık anlara telaşlı özlemli konuşma çabalarına bıraktı yerini.

İşte tüm bunlar vardı sabah uyandığımda aklımda. Dağıtmak için aklımı çıktım sokağa soğuğu iliklerimde hissetmek için. Öyle de oldu. Oysa, sıcak yatakta yarı uykulu, norah' ı dinlerken yağmurun cama çarpışını izlemek de güzeldi. Kapatmadım playlistimi, çıktım. O yanımda değil diye günümü harcamamalıydım. Chai tea latte ısmarladım kendime, o sırada aradı beni. Hala ağlamaklı oluyorum sesini duyunca. Yılbaşında yanımda olacakmış:)))))))) Tanrım daha güzel bir haber olamazdı pazarımı muhteşem kılan. Evet, tüm modum değişti. Hemen gittim bilet aldım. Evet, yemin törenine gideceğim hayatımda ilk kez ve de muhtemelen son kez. Ve bundan haberi yok :)) Sürprizlere bayılıyorum:)

Ve size de muhteşem bi haberim var : Burayı tıklayın ve bu fırsattan yararlanın derim canlar. Ben bugun 5 tane bilet aldım ve yalnızca 160 lira ödedim!!!!!! muhteşem değil mi? Tüketin Canlar, Sevdiklerinize kavuşun :))Yalnız bu fırsatı 23 aralık 2011 e kadar bilete çevirmeniz lazımmış, bunu da unutmayın.

Uzun bir yazı oldu biliyorum ama paylaşmadan geçemicimmmm, hani son yazımda bahsetmiştim lordofthelawyers beni ales için sınava gireceğim okula götürmüştü e benim bu kadar neşeyle girdiğim tek sınavdı bu hayatımdaki. 83 buçuktan 84 aldım :)))) Her şey psikolojik diyor Herman Rorschach a buradan öpücüklerimi iletiyorum Lakin adamın konuyla ilgisi yok :))

Bu hafta da yeni yıl ağacımı süsleyeyim bari, yeni yıl dileklerimi, hediye isteklerimi, beklentilerimi bir sonraki yazıda yazarım artık. Kafanızı daha fazla mıncıklamanın alemi yok:)

Dinleyiniz, güzel bir cover olmuş--> http://fizy.com/#s/16vu0e

Keyifle

Kasım 28, 2011

Film Gibi Hayatım Var


Film gibi hayatım var(dı) taa ki düne kadar. Heyecanlı geliyor di mi kulağa ? Lakin türünü henüz söylemedim. Hayatım tam bir film by Nuri Bilge Ceylan :))) Aynen aynen. Öylesine ve ölesiye monoton, sakin, düz. Hani filme başlarsın ama umutlusundur devamından, bi hareket ekşın gelecek dersin, olayları bağlama çaban olur, beklersin bekler, bekl, be... Ne beklicem yeaaa diye çemkirirsin somra kapatırsın filmi. Hani bi kısmımız kapatır. Geriye kalan kısım ise, izler bi umutla. Hani derler ya sahnede tabanca varsa mutlaka patlar diye, o hesap bekleriz tabancanın patlamasını. Ekranta yönetmenin adını görürüz o anda anlarız filmin bi k*çımızda patladığını :)) Hep dağıtıyorum konuyu hep. Velhasıl iş hayatına atıldık atılmasına, bi adaptasyon sürecine girdim daha çıkamadım daha çıkamadım arkadaş. Hayır, tam çıktım, adapte oldum derken kış geldi eve kapandım. Yazın bikiniden beyaz kalan popom kalorifer peteklerine oturmaktan bronzlaşacak :)

Yok annemmmm yokkk canlarrrr kış beni bozuyor, akşam 8 de uykum geliyor, haftasonu dışarı çıkasım gelmiyor. Gencecik, en çıtır yaşlarımda emekli hayatı yaşıyor gibiyim. Daha doğrusu gibiydim.

Malumunuz dün "ales sonbahar" vardı. Sınava çanta, cüzdan, bozuk para, anahtar götürmek bile yasaktı. Ha bi de şöyle bi not vardı: "üzerinde metal bulunmayan sade bir kıyafetle geliniz." !!! Biraz pimpirikliyim kabul.( lordofthelawyers 'biraz mııııı' diyor şimdi eminim:) ) Ama benim takıldığım nokta, kotumun üzerindeki 3 düğmenin metalden sayılıp sayılmadığıydı. Evet, saçma biliyorum. Ama adamlar öyle bir kurallar listesi yapmış ki, kolye, küpe, yüzük yok. Ağzını burnunu sevdiğim lordofthelawyers-kıyamam sana ya:)- sabahın 7.30 unda buluştuk. Sınav 9.30 da başlıyor. Biraz pimpirikliyim demiş miydim? 15 dk. sonra sınava gireceğim okuldaydık :) Ehehe, daha önce hiç bir sınava bu kadar gülüp eğlenerek girdiğimi hatırlamam, bi ara okulun bahçesinde dans ediyorduk "jonny, la gente esta muy loca, what the fuck!:) Sınava girdim, bence güzeldi, kolaydı ve bir klasiktir ki süre yetmedi. Hele türkçede son 4 soru bence matematik sorusuydu ve kesinlikle matematik kısmında yer olmayınca revize edip türkçeye koydular :)yok bilmem kaç kişi kafede gitmiş de, bi kısım yemekle birlikte içecek içmiş bi kısım yemekten sonra içecek içmiş. Bi tanesi hem yemekle hem de yemekten sonra içecek içmiş miş miş miş. Hatırladığım en net kısım içimden "boğazlarında kalsın e mi" dediğimdi :)

Hepimize geçmiş olsun bakalım.

Hayatımı Nuri Bilge Ceylan' dan alıp Çağan Irmak' a teslim edeceğim kış sezonunda, lordofthelwayers' ımı askere gönderiyorum, ihtiraslı bir ayrılık yaşıyoruz ve filmimizin sonuna geliyoruz...

Kasım 09, 2011



Bence en zoru, ya da bana zor gelen, oluşacak boşluğu doldurma çabası. Belki arkadaşlarla, belki sergi, belki yeni biri, belki yeni bir aşk...
Belki konser, belki iş, belki yeni bir ilgi alanı, belki uzun zamandır okumak istediğim kitapları üst üste sıralayarak uzaklaşmaya çalışmak acıdan. Üstünü her ne kadar kapatsan da sargı beziyle, zaman geçmeden kapanmıyor hiçbir yara.

Ne kadar mutlu olursam olayım, bir yanım buruk kaldı. Hep bir çaba vardı, sadece bugunu yaşamaya dair. Hem hüzünlü hem de güzel olabilmeyi de öğrendim.

virgüller bağladı dünü ve bugünü
ve bitirmek istemediğim için günü, hep üç nokta cümle sonlarında
satırlara da sığamadık
sayfalardan taştık
iki nokta koysaydık
sona mı yakın olurduk
sonsuzluğa mı

...

Ekim 30, 2011

You make me feel like i am free again!


Saatleri ileri-geri aldığımız günler, içinden çıkamadığım ergence bir tribe giriyorum. "Dün bu saatlerde ..." diye başlayan cümleler kuruyorum. Ama seslendirmiyorum bu düşüncelerimi, sessizce içimden geçiriyorum :) Ama biliyorum, yalnız değilim. Bu ilk satırlarda kendini buldu birçoğunuz. Bence özellikle kadınlar. Evet kadınlar. Ayrımcılık filan yaptığım yok, ama kusura bakmayın beyler; tarihler konusunda kötüsünüz. Zaman saat gün kavramınız yok gibi geliyor bazen. Her gün uyanıyorsunuz, bir şekilde devam ediyor işte gün.

Tamam sakinim.

Çoğul ekini kaldırın beyler. Şimdi tek bir beyden bahsediyorum. Sen! Dünkü sorumu hala yanıtlamadın, muhtemelen içinden "hangi soru, ne sorusu, soru mu sormuştum" diye geçiriyorsun. Sonra gelecek cümle de "haaaaaaaaaa... ama çok yoğundum." tabii ki ben o baştaki "haaa" kısmından senin soruyu hatırladığına kanmıyorum.

Bazen öyle uyanıyorum ki
Kendimi senden uzaklaştırdım sanıp
önce yabancılaşıyorum
sonra üzülüyorum
sabah mahmurluğu işte, öyle değilmiş anlıyorum.

KONUMUZUN SONUNA GELDİK SAYIN SİTEM-SAVARLAR.
YENİ KONUYA GEÇMEK İÇİN *(yıldız)' ı
HAFTASONUNA VEDA ETMEK İÇİN 0(sıfır)' ı tuşlayınız!


HALA BİR SEÇİM YAPMADINIZ!

TABİİ Kİ YAPTINIZ, YOKSA BURADA NE ARARDINIZ CANLAR
BİR GÜN HERKES * YILDIZ' I SEÇECEK :)
KİNAYEMDEN ÖPSÜNLER BENİ, O YES! :)

Pazar günüyle vedalaştığımız şu saatlerde(ya hakikaten çok erken uykum geliyor), sizlere haftaya haftasonuna ya da belki iş/okul çıkışına ekleyebileceğiniz plan tavsiyesinde bulunacağım:

SKYRIDE İSTANBULLLLLLLLL!
Sapphire AVM' ye gidiyorsunuz, seyir terasına yani son kata çıkıyorsunuz. Biletinizi alıp 50. kata asansörle çıkıyorsunuz. O yessss! Asansörde zaten anlaşılıyor ne kadar yükseğe çıktığınız, çünkü yükseldikçe baskı yapıyor kulaklarınıza basınç değişimi. Esneyerek bu baskıdan kurtulabilirsiniz, lakin dikkat edin esnemek bulaşıcıdır :)
Küçük bir sinema salonuna girdik, 4. boyuttan istanbula bakabilmek için. Koltuklarımıza oturduk, kemerlerimizi taktık. Helikopter turumuza hazırdıkkkkkkk.

Boğaz'ın parıltısı, Kız Kulesi'nin efsunu, Ayasofya'nın ihtişamı, Topkapı Sarayı'nın gizemi, Sultanahmet'in görkemi, Yerebatan Sarnıcı'nda ateş dansları... Huşu içinde semazenlere ve Taksim'de kalabalıklara karıştık. Şehrin ritmine kendimizi kaptırdık. Gülmekten öldüğümüz anlardan biri de, benim bu müziklerle birlikte "yihuuuuuuuuuuuu" diye bağırıp, salonu ayağa kaldırmamdı :) evet yaptım!
Ve bu harika istanbul turumuz 10 dk sürdü. Benim için tam da karar oldu, çünkü bir kelebekten daha hassas midem, çok çabuk bulanır. Oturduğumuz koltuklar, helikopterin hareketine göre, dönüyor, alçalıyor, yükseliyordu. Görüntüler hızlı değişiyordu, alemden aleme geçiş yapıyorduk :)

Sistem muhteşem olmuş bence, keyifli bir deneyim. Ayrıntılı bilgiye http://www.skyride.com.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu haftalık bende haberler böyle, paylayınız, paylaşınız ;)
O değil de dün bu saatlerde ne yapıyorduk :)
Günün parçası 1. http://fizy.com/#s/3wevb8
2. http://www.youtube.com/watch?v=ks_qOI0lzho&ob=av2n ya da
http://fizy.com/#s/1v5k42

Keyifle...

Eylül 26, 2011

Kendimi kontrol edemiyoreeeeee

Bu(tık) reklamı dava etmek istiyorum
Kontrol mekanizmamı altüst etti
Fabrika ayarlarımla oynadı
Oysa güzeldi haftasonum
Lakin gördüm göreli
İşime adapte olamıyoreeee :)
Hapşuruk krizine girebilirim:)

Keyifle...

Eylül 25, 2011

uzun zamandır

Uzun zamandır;

beni mutlu edecek özel bir hediye almadım
sırf benim için yapılmış bir plana dahil olmadım
gözlerimden yaş gelinceye kadar gülmedim
kendime verdiğim sözleri tutamadım

fazla soru soruyorum kendime
bulduğum cevaplarla yaşadıklarım uymuyor
yaşadıklarımla ise yaşamak istediklerim anlaşamıyor
soru sormamayı deniyorum
ve de cevap bulmamayı

bu ben miyim?
başa dönmekten sıkıldım.


umursamadan, tasarlamadan gitmek istiyorum.

Eylül 22, 2011

100

"Topladım, biriktirdim, fazla gelenleri bıraktım.
Seveni daha çok sevdim,
Gideni bıraktım.
Ama bazen ağladım,
Ağladığımdan fazla güldüm.
Ben gülünce daha güzelim
Anladım..."

* Blogtaki 100. yazım. Yukarıdaki alıntıyı 2011 yılının ilk yazısından yaptım.

bkz.

Eylül 21, 2011

Küçük Adam Büyük Aşk

Tanrım, bugün keyiften ölebilirdim sanırım. Geçenlerde bi' fırsat yakalamıştım(yakında bağımlı olacağım sanırım buna, hergün mutlaka bir tane alıyorum). Keyfime, rahatıma pek düşkünüm. Topuklu ayakkabılara da bayılırım, lakin bi zamandan sonra acıtıyor ayaklarımı. Neyse sanırım yine öyle bir gündü ve ben ayak masajı satın aldım internetten, hem de çok şukela bi' fiyata. Kaç zamandır erteliyordum, bugün yağmur yağınca, yazın veda ettiğini bir kez daha kavradım, canımın sıkılmasına izin vermedim ve sonbahara hoşgeldin dedim :) Metro City nin en alt katında Foot Break adlı mekan. O muhteşem koltuğa uzandım. Gerisini hatırlamıyorum desem yeri. Aman tanrım, o nasıl bir keyif-haz anıdır. O nasıl bi rahatlamadır... Hele ki masajı yapan kadın-çinliydi ama adını hatırlayamadım şimdi,Ami olabilir- nasıl tatlı, cana yakın, çat pat türkçesiyle pek güzel anlaştık :) hem de tam 30 dk. boyunca sürdü bu keyif. Size o güzel konfor sunulmuş, ayaklarda orgazm yaşarken, pek güler yüzlü mekan işletmecisi bitki çayını ikram ediyor, gevşiyor gevşiyor gevşiyorsunuz. Şunu yazarken olay anını hatırlayıp gevşedim yine :)

Bi' dolu keyifle ayrıldım Foot Break' ten. Sıra güzellik merkezindeydi, oradaki bakım işi bitince, pek sevgili arkadaşımın yanına attım kendimi, tabii ki nişantaşımın vazgeçilmez cafesi neroya, keyif kahvemi de içtim, yağmuru da izledim.

Çalıştığım yerde 4 yaşında bir öğrenci var. Nasıl tatlı, narin. İçten içe gizli bir aşk yaşıyoruz:) Gerçi bugün annesine söylediği, "herkesin adı ayşe", "ayşe'yi getirin bana", "ayşe, hep yanımda dursun" sözleriyle niyetinin ciddiyetini de belli etmiş oldu:) arasıra çatışma yaşamıyoruz da değil, onlar da tuzu biberi olsun :) anneden de itiraf geldi ama; "sabah kalkıyoruz ayşe, akşam yatıyoruz ayşe dilimizde" :)
Nasıl hoşuma gidiyor belli değil :)

Bir de yine 4 yaş kız öğrencinin annesi anlatıyor: "ayşe hanım P. her yerde sizi anlatıyor, çok seviyor. Kim diye soran olursa 'otulumuzun psikoloku(okulumuzun psikologu)' diyor :)- ben yapayım da ilgili düzeltmeyi, siz zaten anladınız.

Ha bir de bitanesi var, ağladı çok, annesini özlemiş. Boncuk boncuk akıyor gözyaşları, içten içe nasıl bağrıma basasım geliyor ama kurallarımı ve sınırlarımı korumam gerek. Sonra diyor ki o güzel gözlerle: ama nütfen annemi arar mısın, çot özledim. nütfen bunu benim için yapa mısın?


enemmmmmmmmmm, sizi yerum yerummmmmmmm:)
hepsini oğlum-kızım gibi seviyorum, hepsine oğlum-kızım diyorum, sarılıyorum.
Yine anlatırım canlar, lakin uykum geldi.
vayyy be
vayy be
şu saatte uykumun geleceği günler de geldi
oooo noooo, alışma süreci buuuuuuuuu
her şey eskisi gibi olacak.
ben sabah 3' te 4'te yatıp 2-3 saatlik uykuyla keyifle günü geçireceğim.
Aaa aslında bugun öylesi bi' gündü
...

Keyifle

Eylül 08, 2011

"Bir Kahramanlık Hikayesi ve Şeffaf Pelerinim" :)


Yaz kızım,
Saat: sabahın körünü biraz geçe.
yer: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğrenci İşleri Kapısı
Olay: Mezuniyet Belgesi.

Şimdi size bir fıkra anlatıyorum canlar. Fıkra diyorum çünkü inanması oldukça güç. Aslında en temel amaç şu: iş yerim benden mezuniyet belgemi istiyor.
bunun için yapılacaklar listem
bankaya para yatır
nufus cuzdanı fotokopisi
gazete ilanı(öğrenci kimliğimi kaybettim)
öğrenci pasosu kayıp ilanı( aralık ayına kullanalım diye) dilekçesi
noter imzası

İş yerinden alınan izin 1,5 saat. ve süre başladı.
Sabahın o en temiz saatinde bindim otobüse, en öndeki koltuktayım. Sonra birkaç durak ileride başka biri bindi, akbili bastı, akbil boştu. Tüm otobuse, o malum ifadeyle, akbili olan var mı, diye sordu. Bi önceki yazımda kalkınma projemden bahsetmiştim sanırım, bilmeyen de okusun arkadaş, valla hemen bi önceki yazı. E al hadi oku buradan. Ha işte, hemen uzattım akbili içimdeki iyilik perisinin dürtmesiyle :) dırırıp dedi, akbili bastı, 5 lira uzattı, cüzdanıma baktım 2 lira bozuk vardı ve sanırım para üstü vermek için daha fazlasına ihtiyaç. Adama önemli değil, üstünü verecek param yok dedim, tamam sorun değil dedi. AAA lütfen olur mu öyle şey dedim, alın bari 2 lirayı:)) e be herif, mağdem 5 liraı gözden cıkarmışsın ulaşım için, binsene taksiye. Bi benzer olay jami konseri dönüşünde başıma gelmiş, bir kaç kişinin akbilimi kullanması sonucu, ödemeleri almış, tam o anda otobüsten inip taksiye binmiştim :) :) ay ama bu cok komik, yazarken bile çok gülüyorum :))

Neyse, unkapanında indim, bankaya girdim, ilk müsteriydim. Genç bankacı adam, kimliğimi aldı, işlem yapmak için. "Ben sizi hatırlıyorum, daha önce de kartınızı kaybettiğiniz için gelmiştiniz" dedi. Ve sanırım tıp okuyordunuz. Oha, kaldım öyle. Evet, gittim ben o bankaya kartımı kaybetiğim için. ammaaa ve lakin 2 yıl önce!! Adam ne dese beğenirsiniz "bazıları unutulmuyor işte" !!!???. Canımmmmmmmmm sen naber ya? altı üstü 8 dk lık bi işlem yaptırıyoruz, unutulmayacak ne yaşamış olabiliriz ?? vay arkadaşşşşşş!! g*tüm kalkmadı değil, hemen fona ajda pekkandan yakar geçerim' i ekledim o an :D Neyse, bi kaç pürüz çıktı işlemde, bizimki anında halletti, o sırada da konuşmaya çalışıyor. Ama ben hala içimden ajdayı dinliyordum :)Kendimi Desperate Housewives' daki Gabrielle gibi hissettim, saçlarımı savuraraktan bankadan çıktım. Bunların hepsini ben sılovmoşın yaşıyordum ama topu topu 10 dk sürdü :)
Asıl macera şimdi başlıyor:
Okula gittim ve o kalabalığı görünce, işin zor kızım dedim, kayıt haftası. Bu sene 559. yılını kutlayacak olan İ.Ü. hala online kayıt işlemini oturtamadı. E be canımın işi, internet yokken sen vardın be annem. Eski toprak işte, napalım.
Heyecanla çıktım öğrenci işlerine, tüm evraklar tamam sayılır. Memur tüm nezaketiyle! anlattı n'apacağımı, bunları doldur, 20 gün sonra gel al dedi!!! 20 GÜN 20 GÜN!!! aJda pakkan' dan sonra, mazhar alanson' un "yandım yandım" parçası düştü dilime. Bildiğim tüm küfürleri ettim, yetersiz kalınca türettim, uzaklara daldım, derinlerde boğulacaktım. E be adamlar, yaz tatili, memur tatili, ramazan, bayram derken erteleyip durdunuz, şimdi de kayıt zamanı diye mi??? Kibariye' nin annesi kadar çirkefleşmek üzere güç topluyordum ki, adı lazım değil baş R., olan bir beyfendi(ona memur demeye dilim varmaz), yardımıma koştu. Meğersem adam, bi arkadaşımın babasıymışşşşşşşşşşşşşşşş. Tamam, dedi, 10 güne çıkartırım ben senin evraklarını!!!!! Gözlerimdeki bakış gayet acıklı olacak ki, dur bakiim dedi, ben senin dosyalarını hemen elden imzalatayım. o yessssssssss! şansım tekrar döndü. Yarın alırsın dedi, aradan 15 dk. geçti, birazdan işin tamam dedi!!! allaaaaammm yarebbbmmm şükürler olsun da acaba nasıl bi insan evladıyım ki böylesi bi kıyak geçtin bana? şimdi iü öğrenci işlerini bilmeyen arkadaşlar için çok ütopik gelebilir, bilenlere zaten fazladan kelime etmeme gerek yok :) Beyfendi R., tüm fotokopi, dekan imzası, mühür, kaşe, dosya, onay, kontrol vs işlerimi 2 saatte halletti. Ve herkes öğrenci işlerinin kapısı önünde uzuuunn sıralar oluşturmuşken, ben o öğrenci işleri bürosunun tam da içindeydim, o kapıdan içeri girdim yani. Dünya evine girsem böylesi şanslı hissetmezdim şu devirde :) Sonra bizim bi Kemal abimiz var okulda, adam resmen bi melek. Öylesi sabırlı davrandı, öyle sistemli ve çabuk işledi ki her şeyi, o an bana evlenme teklif etse kuma diye giderdim, evli adama( yok artık, olayın heyecanını ve ciddiyetini anlatabilmek için dedimdi). Hani o öğrenci işleri, öylesi büyülü geldi bana :) :) Oracıkta evlenirdim, beyfendi R., nikah şahidimiz olurdu, dekan yardımcısı da nikah memuru. A4 kağıtlarından çiçekler yapardım, çiçeği de öğrenci işlerindeki sarışın cazgır kadına kaptırırdım ki mutlu olsun, rahatlasın. Velhasıl canlar mezuniyet belgemi aldım, diplomamı bile 2 sene sonra vereceklermiş- işler nasıl yavaş işliyor hesaplayın artık-.

Benim adımı iü tarihine yazacaklarmış Öyle dediler beyfendi R., Ve Kemal abi. ilklerin öğrencisi olmuşum :) Ha bir de geçen yıl, psikoloji kulubünün başkanlığını yaparken:))( sitemiz de budur, ancak yapım aşamasındadır), okulun öğrenci kulupleri prosedürü değişmiş, kulüp yeniden kurulmak zorunda kalmış, kurucu başkan olmuş, öğrencinin 1 haftada aldığı öğrenci belgesini, 14 kişi için 14 dk. ' da almıştım. Bununla ilgili bi yazım vardı, şimdi bulamadım lakin. Bu şekilde adımı, öğrenci işleri bürosunda "okul dekanından hızlı evrak alan kız" diye herkese belletmiştim. Şimdi görünce, "N'aber Ayşe?" diyorlar :)

Şeffaf kahraman pelerinimle salınarak çıktım öğrenci işlerinden, kalabalığı yardım. Hani, hülya avşar ın "sensiz kaldım" klibinin sonunda alkışlarla sahneden iniyor, kalabalık arasında ilerliyordu ya. Tüm bakışlar bana o klibi hatırlattı:) Tabi en sonu hüsran değildi, o alkışlar banaydı:) Saolun, varolun...


Annemi aradım, çoluğa çocuğa şeker dağıt şu şansım beni bırakmasın dedim :) ay lütfen saf saf paylaşıyorum buradan, bi maşallah filan bişi diyin canlar. Ben ki kendime nazarım geçer en çok, bi sakatlık çıkmasın. Dinimiz amin. Devamında da şansım devam etti, işe geldim, yemeği kaçırmıştım ama zaten bana da ayırmışlar. Sonra noter işim kendiliğinden halloldu, bana söylemeyi unuttukları belgeden almışım, bunun için bir de tebrik aldımmmmmmm, oh mis :)


Öylesi şanslı bir gün ki, akşama piyango çekeyim diyorum.
Gün devam edecek işten sonra da, belki hayatımın ikinci aşkıyla karşılaşırım.
Kim bilir...

Not: Yazının hepsini okudunuz,tebriklerrrrrr! teşekkür belgeniz burada ;)üstelik bu belgeyi almak için yukarıdaki entrikaların hiçbirini yaşamayacaksınız. Bi tık yeter :)

Keyifle

Eylül 06, 2011

Rorshacs, roscharh amannnn roşa işte bildiğin, bilmediğinse burada



Kötü uyanmaya devam ettiğim şu günlerde, aklımı dağıtmak için yapmadığım şey yok. Hatta sevda bana bi liste oluşturdu, öyle zengin ki F-Buddy' den masaja, ev dekorasyonundan konserlere kadar her şey var. Masajla başlıyorum listedekileri uygulamaya :) Ama ne yalan söyleyeyim işim bu konuda bana çok yardımcı oluyor. Hoş ben de azimliyim, o yoğunlukta an buluyor canımı sıkabiliyorum. buna da "an sıkıntısı" diyorum çünkü ruh halim de pek değişken. Ruh halimden beklentim de altın gibi birden fırlayıp değer kazanması, hem beni hem çevremdekileri mutlu etmesi. Ama bi süre modum: "mutluluğumu kaybettim, hükümsüzdür." Çok kıro olmadı mı? Oldu. Evet kıro bi yanım da var, bazen içime selami şahin kaçmış gibi hissediyorum ve tüm gün dilimden şu şarkıyı düşürmüyorum. Dinlediniz mi? Allahım beni davul etsin de, gümbür gümbür çalın, cümle aleme ibret olsun.-allaaamm sen yine de her zaman dikkate alma beni-
Bugun rorschach ( doğru yazdığımdan asla emin olamayacağım sanırım) eğitiminin 2 yılının ilk gününe başladım. Hakkaten 2 yıl sürecek eğitim. Neyse zaten kelimenin doğru yazımını öğrenmek 1 ayı alacak :) 10 karttan oluşan bu testin içeriğini tabii ki burada anlatmayacağım, nitekim tıkır tıkır şıkır şıkır gıcır gıcır nakit para saydım ona, 2 yıl boyunca da saymaya devam edeceğim :) merak ettiğinizi googla yazın öğrenin. Çok asabiyim sanki. Tamam geçti.

Dün jamiroquai konserine gittim. Nasıl olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek, nispet yapmak istemem şahsen. Ama dönüşte taksi de bulamadım, otobus bekledim, bindim otobüse. Velhasıl yeni bi iş alanı doğmuş a canlar, ek gelir sağlayabilirim diye düşündüm. Otobüslerde, eğer akbilinizde bakiye yok ise artık şofer- kibariyenin annesini hatırladınız mı:)- nakit para alamıyor, hoş kredi kartı da :) neyse eğer akbilinde fazla para varsa basıyosun olmayanın yerine, hoopppp mario gibi kapıyosun paraları, hem de faiziyle :) Şahsen ben dün tüm iyi niyetimle yapmıştım bu yardımı, insancıklar zor durumda kalmasın, rencide olmasın dedim ama bi baktım taksi param çoktan çıkmış, trafiğin sakinleştiği yerde indim taksiye bindim :) evey bunu yaptım :)

Ben size, bu testi bulup geliştiren yakışıklıyı takdim edicektim aslındaaaaaaaaaaaa. Ah bahtı güzel olaydı da 35 yaşında ölmeseydi zavallım, dünya nimetlerinden yararlansaydı(K).

Şaka ve benim agresyonum bi yana, gelişmeleri geliştikçe size aktaracağım lakin şimdi değil. İş hayatının düzenli saatleri benim düzenimi bozuyor, 9 bucukta uykum geliyor akşamları, zorlu bi adaptasyon sürecindeyim sanırım. Erkenden uykum geliyor ama ne uyuyabiliyorum ne de uyanabiliyorum. Hoş, genelde uyuyamadığım ve aklımda 98765432 farklı şey olduğu için, uyanamama gibi bi durum yok.

Neyse, menapozlu kadınlar kadar söylendim sanırım. Güzel şeylerden konuşalım. Sayfamızı HErMAN RORSCHACH süslüuor canlar.Bakın da gözünüz gönlünüz açılsın. Brad de nasıl benziyor di mi?

Eylül 04, 2011

* Düş'lü geçmiş zaman...

adamın biri geliyor
adamın biri öpüyor beni
soluğumu kesiyor
soluğundan öpüyorum
sabah kızılına bürünürken gökyüzü
taksimin ara sokaklarında
biri gelir biri gider diyorsun
hesap tutmuyor, hesaplamayı da bırakıyorsun
O, "herhangi adamın biri" olmuyor sonra "bir O " oluyor
an geliyor, gitmek istiyor
gitmiyor, göndermiyorum, gitmesini de istemiyorum
herkes ve her şey bulanıklaşıyor sonra
odaklayamıyorum hayatı
bir varmış bir yokmuş aslında
ciddiye aldığın hayat masala dönüşüyor o anda
ağır uykudayım diyorum kendimce
karabasanlar basıyor, yağmurlar yağıyor yaz günü
düş kabus oluyor
kayboluyorum düş girdaplarında
yine yağmurlar yağıyor, gözyaşları akıyor, uyanmak istiyorum uykudan
benim görmek istediğim bu değildi diyorum
düşlediğim bu değil
terliyorum
soğuk suğuk terliyorum
adamı bir bulup bir kaybediyorum sanki
üşüyorum, kanıyorum, korkuyorum
o adam öpüyor beni
yaralarımı öpüyor
kırıklarımı topluyor
tenimi okşuyor
o adam öpüyor beni
kabuslardan uyanıp masaldaki prenses oluyorum
tüm ihtişamıyla duruyor adam orada
masala girdik ya, prens oluveriyor bi anda
uyanışlarım ona oluyor, "an"larım ona ve de anladıklarım ona dair
külkedisine dönüşüyorum sonra, başka bir masala dahil oluyoruz
saat gece yarısını bulunca her şey bozulacak biliyoruz
o 'son'a kadar içimizi birbirimizle dolduruyoruz
bakmalara doyamıyoruz
sarılıp uyumalara
gece yarısı uyanmalara
ve de öpmelere uykuda
"bir sevişmek gelmiş
bir daha gitmemişti" diyor cemal süreya
saatler hep gece yarısına çeyrek kala
hep çok ihtiraslı, hep çok hesapsız, hep çok plansız, hep en yalın
adam diyorum
adamsın
ve iyi ki varsın...

5.08.2011' e aittir.

Ayşe

Ağustos 27, 2011

* Daha ne'n olayım senin/ O'nunsuzunum



Mathilda : Léon, sanırım sana bir şekilde aşık oluyorum. Bu başıma ilk kez geliyor, biliyor musun ?

Léon : Daha önce hiç aşık olmadıysan, bunun aşk olduğunu nereden biliyorsun ?

Mathilda : Çünkü hissediyorum...

Léon : Nerede ?

Mathilda : Karnımda... Sıcacık... Önceden hep orada bir yumru olurdu ama şimdi geçti.

Léon : Karnının ağrısının geçtiğine sevindim.



Uyuyamıyorum.
Çikolatayla bile aldatamıyorum seni
Gözlerimin altı fazla şiş
Düşünmemiz gereken bir son olmasaydı keşke
Ama "sonumuz yok" dedik, sonsuz kıldık zaten
Bitmez ama şekil değiştirir.
Oyalanmak istiyorum
Ama neleri sevdiğimi bile unuttum bir an
Ne yapardım ben hafta sonları?
Kaç zamandır senle geçti
Sayısız ve süresiz.
Tüm bunlar anlamsız
Özür dilerim tanrım
Ama bu olanlar çok saçma
Adil değilsin ve bir yerlerde yanlışlık var
Affet, kızgınım biraz.
En sevdiği oyuncağını elinden aldın sanki bu küçük kızın
Daha güzelini mi vereceksin?
Peki, çok bekletecek misin?
Geri alacağın şeyleri verme bana
Hep benimmiş gibi seviyorum.
...

Ağustos 26, 2011

kaç dilek hakkım var?


Gün, aydın olsun. Saf ve içten dilekler kabul olsun. Son iş günündeyiz, evet işe başladım geçtiğimiz pazartesi günü ama yazının konusu değil bu, konusu da yok zaten, bir nevi boşalım diyelim. Evet işe başladım, muhteşem. Çok istediğim bir yerdeyim, kendi ofisimden yazıyorum yazımı da, ancak daha neşeli bi günümde yazasım var iş yazısını. Oysa şimdi zor yutkunuyorum, göğsüme taş oturmuş gibi, güzel uyanamadım, güzel de uyumadım zaten, uyuyamadım. Sabah ezanını duyduğumu hatırlıyorum.

Bu sabah dinlediğim ilk parça bu oldu.

Asık suratlı halimi görmenizi istemem, çekilecek naz değil hakikaten. Yatıp tüm gün tavana bakmak istediğim bir gün bugün.
Annemi, babamı da çok özledim.
Seni de özledim.
Bu gece dileklerim kabul olsa keşke...

Ağustos 22, 2011

"ilk iş günü seromonisi :-))"


Hamurumda varmış, yoğrulmuş bal kaymakla mayam
Yeni bir sayfa daha açtım, oldum ben çok şık bir bayan
Aklımda kalbini sevdiğim adam
Bembeyaz orkideyle güzelleşti masam
:)

Ağustos 13, 2011

Ağustos 03, 2011

Psipsikopatım istedim mi yaparım :)

Heyyyy n'abersiniz yaz gülleri? güz müydü o? :) İş sözleşmemi imzaladım ben, en çıtırından psikolog var karşınızda naberrrrr:) Dur bi düzeltme yapalım, aslında psikoloji bölümünü bitirince hemen psikolog olamıyorsun, yüksek lisanstı, tezdi derken daha bi fırın ekmek yemek lazım. O zaman şöyle diyelim mi; fırının kapısından girdim:) Buradan isim vermeyeceğim tabii ki lakin iyi bi yer oldu, istediğim gibi oldu. Ha bi de yardımcı müdür/müdür yardımcısı oldum, iyi oldum ha:) Ay bana ait oda filan var. Nasıl heyecanlıyım, mutluyum belli değil :)
Veee tam da yeri gelmişken buradan aileme, arkadaşlarıma, aşklarıma teşekk... yok olmadı direkt isim vericem:

Tabi öncelikle aileme
hiç konuşmadan anlaştığım, ince ince işleyip mükemmel bir dostluk kurduğum Sevdama
her türlü tribimi, nazımı çeken, gözyaşlarımı tişörtlerine akıttığım Birkanıma
Güzel umutları, dilekleri, yardımlarıyla yanımda olan öznur&cemal çiftine
veeeeeeeeeee benimle gülüp ağlayan, hayatımın son zamanlarımı masala çeviren, bana benden çok inanan lordofthelawyers'a- nasıl tatlı anlatamam:)-
Mutluluğumu paylaşan herkese ama herkese
sonsuz teşekkürler. İyi varsınız. İyi ki...

Şimdi gelinin arkadaşlarını piste davet ediyoruz:) ahahahah çok güldüm:)

Ha bu iş mevzusundan alakasız olarak bi şey öğrendim bugün: İnsanlara deger vereceksin, seveceksin, şans vereceksin, bi daha şans vereceksin, üzse de bi sans daha belki. Ama olmuyorsa belki boşvereceksin. Geri çekilip bekleyeceksin.


Keyifle...

Ağustos 01, 2011

M.M.N. Açılımım ve Daha Fazlası


ooooo yeazzzzz canlar, güzel bi' pazartesiden sesleniyorum size. Ama öncelikle bu yazının evet özellikle bu yazının ruhunu hissetmeniz için buraya tıklamak zorundasınız!(yeni sekmede aç, bulunduğun sayfa kapanmasın:) bu kıyağımı da unutma:) ) İstemeyen çeker gider, çıkarken de kapıyı arkasından örter arkadaş! Çok zertimmmmmmm :)Hem bu adrese tıklayınca uyarıyı okuyup kabul ediyosun, belli prosedürlerle çalışıyoruz burada!
Dış ses: hatun haklı beylerrrrrr:)

Güzel geçen haftasonu pardon güzel değil "muhteşem, keyifli, lezzetli" geçen haftasonu ve şansımın döndüğü pazartesi gününün yansımalarını görecek, tınılarını dinleyeceksiniz :)
Cumartesi günü- o gün cumartesi günü olmasına ragmen- hiç dışarı çıkasım yoktu, evde olasım da yoktu o ayrı. Sanki içime menapozlu bi kadın kaçmıştı, neyse ki çok uzağa gidemeden yakaladık:) Sevgili Ro' nun telefonu ile 15 dk. içinde hazırlandım. 15 dakika dediysek süsümüzden püsümüzden de ödün vermedik, bronz tenimize beyaz elbisemizi giyip nar çiçeği rujumuzu sürdük. Bu konuda yanlış anlaşılma olsun istemem:) Ayrı yine yanlış anlaşılmasın, kızmıyorum yalnızca sesli düşünüyorum gençler, yanlışım varsa düzeltin. Neyse Ro aynı zamanda komşumdur, köşede buluştuk ve bana şöyle dedi: "çok güzel. yaz perisi gibi olmuşsun ama o ayakkabılar olmamış!" Adam bunu dedi bana ya!!! evet haklıydı, çünkü içine menapozlu kadın kaçmış ayşe, evdençıkmadan önce tüm renkli, topuklu ayakkabılarını görmezden geldi ve espadrillerini ayağına geçirdi, geçirdim, evet yaptım bunu. Ama Ro bunu kabullenemedi, yolumuza bu şekilde devam edemeyiz, dedi ve yolumuzun üstündeki ilk mağaza olan Twigy' e girdik. Hiç beklemediğim bi şekilde rengarenk, kurdaleli, bıcır bıcır bi ayakkabıyı beğendim, Ro da aldı. Mezuniyet hediyemmiş meğersemmmmmmmm! Adam keyif pezevengi yahu, yüzümdeki gülümsemeyi seviyormuş! :)Tekrar teşekkürler adamım, ayağımdan çıkarmıyorum:) Ardından cihangireki daimi mekanımızda oturduk, özleşmişiz uzun uzun konuştuk. Muhteşem, dondurmalı, tarçınlı, çikolata soslu kek yedik, kendimizden geçtik. Ro, pipo ve puro sever, içer. Ben de arada eşlik ederim. O gün olduğu gibi. Ama ardından bi sersemletiyor beni, kısa süreli de olsa. Ardından Mano' da ottoman burger yedik, sonra da dondurma. o yeazzzz! zevkten köşe köşeydim. Güzel yemek, güzel sohbet, güzel bi dost ile paha biçilemez!
Ve daha bitmediiiiii, lordofthelawyers ile rakımızı içtik, balığımızı yedik, dünyayı kurtardık o gece! Şahane bir pazara gözlerimi açtım, krep yaptım, çılgınca krep yaptım. Krep yemekten değil, L.O.L.(lordofthelawyers:))' un o krebi musmutlu yemesinden ve bundan inanılmaz keyif almasından keyif aldım:) Krep & nutella ile lezzet şelalesinde yüzdük :) Koca ekranda film izledik, pazarın tembelliğine boyun eğdik. Akşam esintisiyle dışarı çıktım ve kuzenimin davetiyle harbiye açıkhava amfisindeki Enbe orkestrası & Gloria Gaynor konserine gittik. I will survive ile dans ederken derken kendimizden geçtik:)

Bugün de güzel şeyler oldu ama hakkında konuşmak için erken, gelişmelerden haberdar edeceğim sizi :)kipintaç :)

MMN(minik mutluluk notları):

1. Arter' deki Patricia Piccinini sergisine gidin: "beni bağrına bas" bkz;http://istanbulsergifotograflari.com/2011/07/04/patricia-piccinini/! duyularınızı harekete geçirin!
2. Mehmet Turgut, ne güzel işler yapıyorsun;
*PEACE&LOVE http://www.yakalavecek.com/2011/07/29/peace-and-love/
*ROCK'N FRAME http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/651797-mehmet-turguttan-rockn-frame-
3. Şuna bakın hele :)http://www.facebook.com/photo.php?fbid=213078015410626&set=a.213077875410640.71906.181182241933537&type=1&theater
4. Vee son olarak, eğer siz de benim gibi salata aşığıysanız, yeşilliklerle aşk yapıyorsanız, manavlara bayılıyorsanız; salatanıza taze reyhan-hani biraz mor renkte oluyor-, fırında yaptığınız tavuğa da kuru kekik ve kuru yaprak reyhan ekleyin. Lezzet basamaklarında 3-5-15 ilerleyin, kendinizden geçin:)yaşadığınız için teşekkür edin!

That's all ;)

Keyifle...

Temmuz 30, 2011

akılfikirdelisi

Gece 3' te yatıp sabah gözlerimi açınca 7' de yanıyor gözlerimin içi şimdi. Üsküdarda dr. kontrolüm vardı, çıkınca simit-çay keyfi yaptım vapurda, hava bi acayip serin ama tatlı tatlı öptü yüzümü. Devamına geçmeden önce kısa bi aşk hikayesi anlatayım size, bu kez benden değil ama :)

Hatırlarsanız hayatımın en güzel aşk itiraflarından birini, tam da geçen yıl temmuz ayında en beklenmedik anda, dünya yakışıklısından almıştım. Bilmeyenler için -tık- :)Adam 'king' beylerrrrr! gayet net :) böylesi cesuru, samimisi, 'an'dan yaştan bağımsızı olmamıştı daha önce:) neyse bugun de hastanede sıra bekliyorum, 3-4 yaşlarında bi erkek çocuğuna takıldı gözüm, pek severim ufaklıkları. Kendi halinde takılıyordu oyuncaklarıyla. Sonra yine kendi yaşlarında bi kız çocuğu geldi annesiyle. Bu bizim yakışıklı bi aptal oldu kızı görünce anlatamam:) kendi annesini unuttu, basıp gitti kızın yanına, bi cilveleşmeler, etrafında daire çizmeler, yüksek sesle gülüşmeler... Ama hatun hastaydı sanırım, pek pas vermedi, arada dönüp bakıyor ama bizim yakışıklı kadar hareketli değil. Ay bizimkisi danslar mı etmedi, kendi annesinin yanına gisip kızı mı göstermedi, neler neler:) Kızla annesi doktorun yanına girdiler, bizim çocuk dışarıda kaldı, bekliyor bekliyor gelmedi hatun. Ve n'aptı dersiniz, odayı bastı:) evet evet, baktı çıkan olmadı, bastı girdi kızın olduğu ama neresi olduğunu bilmediği odaya :) erkekim dedim ya, nasıl arzulu, nasıl istekli, sürprizlerle dolu:)
Velhasıl canlar, karaköye geçtim üsküdardan, balık aldım, rokaydı, soğandı derken bi eksik rakı kaldı. Pek dingin moddayım, kalabalığa çıkmıyorum. Akşam soframı kurarım, rakımı açarım, kutlayacak, gülecek, ağlayacak, anacak bir şeyler bulurum sanırım.

Keyifle...

Temmuz 28, 2011

bıdıbıdıbıdı

Hello malatya ne var ne yok orda
çok özledim laf aramızda
gürbüz güzel bir kız idim ne hale geldim bak sonunda:)

açılışı bu nadide eserle yapmış bulunmaktayız canlar:)
herkes biliyor, konuyu kaçıran yok di mi? bakın dersi derste dinleyin, eve bırakmayın, sonra konulardan geri kalırsınız. O zaman tekrar ediyorum pekişsin, bkz. tıklıyoruz di mi "bkz"nin üstüne, ha eksik kalmasın yani:)

Güzel uyandığım bir gündü bugun de, iş görüşmem vardı, pek istediğim bi yerdi. Erkenden kalktım, duşumu aldım, kahvaltımı yaptım. En sevdiğim elbisemi de giydim, tam evden çıkıcaammmm: elbiseme mürekkep bulaşmış! pöf! lordofthelawyers dedi ki; "nazar boncuğun o senin". cıks olmaz, çıkardım ve 2. en sevdiğim elbisemi giydim :) yola koyuldum. Nişantaşından takip edeceksin arkadaş son trendleri, bi nişantaşı hanfendüsü gördüm, bi baktım bi daha baktım. Sen de bak-tık-. Hoş yani ne diyeyimmmmm!!! ay yok ben alışamadım bu fikre! ha bu arada gördüğüm kadın Nur Yerlitaş Hanımcığım değildi.
vapuru beklerken beşiktaşta elbiseme uğur böceği kondu:) yarım saat de uçmadı, bu bir işaret, yürü be kızım dedim, şansın döndü yine!
Görüşmem güzeldi, tanıştığım kadın daha da güzeldi, haber bekliyoruz bakalım. Piyasa durgun canlar, millet tatilde, biz de burada iş kovalayalım! yok olmuyor, gidiyorum önümüzdeki hafta. bi süre yokum, özleyin beni anacım. AAAA hatırladınız mı, ayşen gruda ve aykut onayın oynadığı bir dizi vardı, jenerik müzik: 'anaya bak anaya bedel üç beş babaya' idi. sanırım" aman tanrım, o nerden aklıma geldi ya? o dizi de sabah 5-6 gibi yayınlanırdı. Ben küçükken çok çok erken uyanırdım ama kimseyi de uyandırmazdım. Ya bi de aklıma ne geldi; ben misafirliğe gittiğimde eğer orada kalacaksam geriliyorum, ev sahibi ne zaman kalkar merak ediyorum. Genelde hep ben erken kalkıyorum, ev sahibinin uyanmasını bekliyorum, kendiliğinden uyanmasını. Yaşadığım en gergin zamanlardan biridir o zamanlar :)

bitti.
"yumurta" filmi gibi oldu yazı da:)
bi şeyler olacak diye bekliyosun ama bi bakmışsın bitmiş :)
bitti canlar, bis filan da yapmiciim.
hello malatya ile başlayan yazıdan bi şey çıkmazdı zaten.
zihin boşalımları bunlar.
o kadar.

Temmuz 20, 2011

İrma'nın Ağzı ve Marketteki Kasa Sırası


"Çoh düşünmeyceğn şu hayatta, her bi şey olcağna varır, çoh düşünce ştres yapar" dedi. Büyük bir marketler zincirinin kasasında sıra bekliyorum, gözümü henüz açmışım neredeyse. Tek istediğim aldığım otlu peynir ve köftenin parasını verip, manava uğrayıp evime gelmek. zira kahvalti yapmamıştım ve hava ... açsam asabi oluyorum, hakikaten ben yani, ben bile. Sinirli gördün mü sevgili okuyucu hiç beni, beni beni Bihter' ini? :)Çok nadir insan sinirli anıma tanık olmuştur. O yüzden kimseyi üzmek kırmak istemem, yemek saatlerim, meyve saatlerim bellidir:) yok ya o kadar da değil, hani evet saatler belli de o kadar da elim ayağım titremez aç kalınca, sakin olun gençler :)

Ha ilk alıntıya geri dönelim. Kasada sıra bekliyorum, amcanın ağzından bu laflar döküldü. Her ne kadar bunu, arka sıradan bi vatandaşın "bi kasa daha açmaz mısınız" lafı üzerine söylese de bende farklı cereyanlar, flashbackler, çağrışımlar uyandırdı. Bi kaldım, durdum, adama baktım ve de elimedeki otlu peynire... "çok düşünme, stres yapar" dedi. Son 1 ayıma ithafen bana söyledi sanki, hemen arkasındaydım adamın. O anda evet tam da o noktayı koyduğu anda cümleye, hayat devam etti, sıra ilerledi. Ama ben ilerleyemedim zihnen, takıldım oraya; üniversiteye başladığım güne döndüm, oradan kep törenimin olduğu güne atladım. 4 yıl psikoloji okudum ben, yaptığım diğer şeyleri saymıyorum bile. Ben 4 yıl okudum ama amcanın o sözleriyle anlam buldu sanki her şey. Freud uçtu, İrma'nın ağzı kapandı(bkz. psikanaliz "İrma'nın ağzında" başlar), Küçük Hans büyüdü, Anna O. ayıldı amcanın bu sözleriyle...

Aklımdan bunlar geçerken manava uğradım taze fasulye, domates, nane aldım. Marketten ekmek aldım parmak arası terliklerim, elbisem, elimde poşetler, aklımda binbir dalavereyle eve kadar salındım. Uyanınca içimde bi sıkıntı oluyor kaç zamandır, bu sabah da oldu. Şimdi her şey yeni sanki, başa aldım, yeniye sardım, oluruna bıraktım.
Haftasonu Silivri'ye gittim 3 gün kaldım, denize girdim, güneşlendim, bi güzel yandım, dün koaförde güzel vakitler geçirdim, kitap okudum, evi toparladım, kıyafetlerimi kombinledim, sörf yaptım internette. Yani son zamanlarda en tırt en relax ne varsa hepsini yaptım, üşenmedim, çekinmedim. Ama neredeyse hiçbiri bu sabah o marketin kasasında duyduğum sözler kadar iyi gelmedi sanki.

Ya da şu da olabilir; bunların hepsi iyi geldi ancak anında etki etmedi, hepsi birikince, bu amcanın lafı da üstüne gelince, iyi oldum ben. Akşam da bi arkadaşla buluşup mojito içeceğiz, nasıl severim. Sanırım seriyi tamamlamaya yardımcı olacak, kapatmıştım kendimi herkese. Kimseyi görmedim, görmek de istemedim. Salonumun güzel koltuklarındaydım ne zamandır ya da yatagımın her bi köşesindeydim.

Denizdeyim. Sabah erken saatler. Deniz sakin, dingin. Gözlerimi açalı çok olmamış. Hırçınca yüzüyorum. Sanki yüzdükçe her şey geride kalacak. Topladığım saçlarım açılıyor. Tel tel ağır ağır süzülüyor denizde. Sırtüstü yatıyorum, parçalara ayırıyorum bedenimin her bir uzvunu sanki, gözlerimi kapatıyorum. Bir ses var içimde. Nefes alışverişlerimi duyuyorum, serçe parmağımı, kulaklarımı, dizlerimi, burnumu, kirpiklerimi hissetmeye çalışıyorum. Herkes ve her şey susuyor. Ben bu sıralar kendimi dinliyorum.


Keyifle...

Temmuz 18, 2011

Sustum
Sustun
Sustuk
Sus pus olduk
"İki dünya arasında yaşamak zor" dedim
Yeni konuya geçtik
Gittik.

Temmuz 12, 2011

Ice Ice Baby 12.07.11



Yıl olmuş 2011, ay olmuş temmuz, yaş olmuş 23(o yeah!) hala sınav, büt, tek ders zıkkımları var arkadaş. Gece kaçta yattım, sabah kaçta kalktım muamma. Muamma ne ya??? Ha bi de "cibiliyet" diye bi kelime var, aklıma geldi de söyleyeyim dedim:) Aklıma gelen diğer cibiliyetsiz kelimeler; hipo(adanada çamaşır suyu anlamında kullanıyoruz:). Üzgünüm ama şimdi bu açıklamayı yaparken, diğer kelimeleri unuttum. Aklıma geldikçe serpiştireceğim aralara. Bugünlerde öyle suskunum ki konuşmak çok zor geliyor ki yazarken bile zorlanıyorum, arada heceliyorum filan, hani o kadar.

"Bu nasıl bir sıcaktır arkadaş" klişesine girmek istemiyorum, çok baydı, herkes bilmiyor mu zaten nasıl sıcak olduğunu. E benim blogumu kuzey kutbundaki arkadaşlar da okumadığına göre-çok realistim tam da burada, tabiatımdaki romantizmin aksine :)- o canlarını sevdiğim eskimolar da okumadığına göre, kime ne açıklama yapalım arkadaş. Eskimo nedir? Kutuplarda yaşayan insanları geç. Kimsenin bilmediği yöresel kavramlardan bahsediyoruz burada.

Şimdi canlar, not edin: Plastik/bakır/krom/metal bardak, çıbık(çay yaşıgı da olur), şeker, su, bilimum aroma(vişne suyu, süt, erimiş çikolata vs size kalmış artık. Malzemeler bunlar. Şeker, aroma, suyu bardağın içine koy, karıştır,karıştırdıktan sonra kaşığı da bardakta bırak, buzluğa yerleştir. 2 saat sonra çıkar, içindeki kaşığı hafiften bi oynat, çek. Ne bu? Eskimo. Adana' da öyle en azından. Ha bi de şöyle bi anım var: İlkokuldayım, yazın Anamur' a köye gitmişiz. Köyde de bağ, bahça, inek, keçi, tavuk, horoz, kedi, köpek tam takır hani. Ananemle birlikte kalıyoruz. Kadın dolaba süt koymuş ama çiğ süt. Hani ineğin memelerinden direk dolaba. Tam tamına doğadan dolaba yani:) Ananem evde yoktu, ben o sütü aldım, yukarıdaki tarifi uyguladım, buzluğa sakladım, bekledim yedim. Aman yarabbi, aman yarabbi, ertesi gün aldı mı karnımı bi sancı!!! Kalktım, dayımlara gittim, gittim derken onlar da karşı komşu zaten. Aklınıza apartman filan gelmesin ha, köy dedim hacuuuuuu. Bildiğin müstakil büyük evler, hani içinde şömine filan var, yüksek tavan :) Neyse, O yaz günü nasıl hastalandım nasıl. Kimseye de bi şey söylemiyorum ama tez zamanda farketti ananem olayı. O dolaptaki süt var ya... E be canım nerden bileyim o sütün çiğ olduğunu, kaynatılması lazımmış meğersem. Velhasıl ben dondurmayı çok severim. Htırladınız mı geçenlerde anlatmıştım sevgili okur, otobüsteyim, canım nasıl dondurma istiyor nasıllll. Tam duraga geldik, yanımdaki adamdan müsade isticem; afedersiniz diyeceğime, dondurma dedim:) Adam da, inince alırsın dedi :) çok iyiydi ya :) Severim dondurmayı, şu cornette disc var ya, iyi ki var!

En iyisi karpuz keseyim.
Keyifle...

Temmuz 09, 2011

* Öyle bir yere geldik ki, hiçbir sokağın adı yok!

09.07.11 yazısı
Odam dağınık. Odan kireç tutmuyor. İlk cümleyi yazınca, ikincisi aklıma geliyor. Devamı şöyle türkünün:

Odam kireç tutmuyor
Kumunu katmayınca
Sevda baştan gitmiyor
Sarılıp yatmayınca

Evet, sarılıp uyumayı seviyorum. Daha doğrusu sarılmayı çok seviyorum. O yüzden severim "hugbuddy" kavramını. Her neyse, Bülent Ortaçgil yorumlasa, teoman coverlasa dinlenir bu parça. Ama kulagıma ibrahim tatlıses tınısı geldikçe bu sözlerle birlikte, pek oluru yok. Hele ki şimdi Hindi Zahra dinliyorum ve tam da bu sakinlikteyim-tık- Playlist'in kraliçesi hatun.

Şarkı-türkü demişken, mezuniyet-kep töreni için annemler gelmişti geçen hafta. Gezdik, tozduk. Kavurucu bi öğleden sonra evde otururken canımız kısır istedi, annem yaptı ki muhteşem yapar! Eve sığamadık sonra, yurdum insani zihniyetiyle en yakın parka attık kendimizi ve çağırdık keyif eşlerimizi. Neyse biz bööööyyle çimlere oturduk, kısırları elimize aldık bi çığlık koptu ve ardından piyano sesi, alkışlar bilimum konser efekti. O gün küçükçiftlikparkta Elton John konseri varmış meğersemmmmmmm. Aman yarabbi, sanki bize özel konser veriyormuş gibi net ve güzeldi. Şarap yoktu ama içmiş kadar güzeldik. Kısırın ardından şarap olmazdı zaten, biz de çay içtik. Kısır+ çay+ elton john! Yukarıda şarkı-türkü ile başlayıp elton john ile devam etmem ne kadar sağlıklı bir insan evladı olduğumun göstergesi değil mi canlar? aynen öyle.

Odam dağınık, boyumdan aşkın bulaşık var mutfakta yıkamam gereken. Odam dağınık ama kendi içinde bi düzeni var. Bulaşıklar için aynı şeyi söyleyemiicimmm. Hindi Zahra ve bulaşıklar. 9.00' da uyandım ve sadece su, meyve, wc gibi temel ihtiyaçlar için odadan çıktım. Evet meyve-meyva her neyse, benim için temel ihtiyaç. Yatağın her köşesinde yeterince vakit geçirdim. Kendi kendime yerden yüksek oynuyorum sanki.

Odam dağınık, kafam karışık, hava sıcak, istediğim tek şey yazmak yazmak yazmak. Yazar triplerime, bohem havalarıma bak sennnnnn!! o yeah, tam yazar kafası; rahatsız etmeyin, yazıyorum! ama " o yeah" dedikten sonra hippi kafama dönüş yapıyorum. Şimdi hamakta olup serin serin salınmak, buz gibi mojitoyu yudumlamak, rüyalara dalmak vardı sevgili izleyici...

Konuşmak ve iletişim kurmak çok zor geliyor bugünlerde, tatil yapmak istiyorum. Hani çişin gelir de artık tutamayacak kıvama gelirsin koyvermek istersin ya, işte öyle geldi tatilim. Koyvermek, rahatlamak, nirvanaya ulaşmak istiyorum. Ha bu vesileyle ilgili merciye güzel bir teklif sunuyorum ki bana sunsun o da :)

SEN! "Sen" in sen olduğunu biliyorsun şimdi ve yüzünde gülümseme oldu değil mi? Oldu, biliyorum. Bana da oluyor arada :) Hoşuna gitti değil mi?:) Bak şimdi müthüş planlara:

Plan-A: Ofise gitmek zorunda olmadığın bi haftasonuna uyanmışız. Sabah mahmurluğuyla birbirimize uyanıyoruz, pencereden serin rüzgar girmiş okşamış tenimizi, gözünün alabildiği yere kadar deniz. Son sabahı hatırla. Güzel uzuunnn bir kahvaltı, ardından hamakta miskin gündüz düşleri. Mojito da olsun, senin yaptığın.
Evet çok güzel gidiyorum:)
Sonra kızgın kumlardan serin sulara
Akşam kızılında şaraplar içelim mumlarla

Hey Abidin, sen de gel bizimle
Mutluluk resimleri yapmaya.

Ne demiş Cemal Süreya;

Hayat kısa
Kuşlar Uçuyor.

Masal

Konuşamadığım şeyler var
Kendi içimde çelişkilerim
Tam bulmuşken kaybedeceğime dair korkular

Hani bazen an geliyor
Gözlerim doluyor
Ama anlatamıyorum neden olduğunu
Dedin ya o gece
"farklı bakıyorsun bana" diye
o zamanlar, sanki son kez yanındaymışım gibi hissediyorum
daha çok doldurmaya çalışıyorum seni içime
Hani, diyorum ya bazen
"yüzün çabuk gidiyor aklımdan"
ben o gidişlerden korkuyorum
kendi çelişkilerimin oyunu bu
kendimi korumak istiyorum senden
senden de değil aslında
kendimden

O en kapalı kapıları açmak istiyorum sana
ama anahtarını hala saklıyorum en derinlere
bir gün gidersin ve anahtar sende kalır diye
korkuyorum
gözlerim doluyor
ve ben anlatamıyorum
konuşamadığımız şeyler var
ağlıyorum
gözyaşları değil, kelimeler döküyorum
ağlama deme
çünkü ben cümleleri tamamlamaya çalışıyorum

Rüyada yüksek uçurumlardan uçup da irkilmek gibi
Bir yanım hep gerçekte ve tetikte
Ama diğer yarım daha fazla sanki ve sende
İşte bazen yarımlar birleşince bütünden fazla oluyor
Bütünleşmeler "tek"leştiriyor bizi
Sen ve ben sadece o zaman "biz" oluyoruz
sorgusuz, süalsiz ve hiç hesapsız

Hiç olmadığım kadar kadınım sanki yanında
Her nasıl oluyorsa sadece yanında oluyor sanki
Tutku en derin anda tutuyor bizi
Ve uykum gibi geliyor aşk da
Karşı koyamayacağım kadar tutkulu


Küçük kız çocuğu gibiyim yanında
Sımsıkı sarılmanı bekliyorum yalnızca
hepsi bu
...

Temmuz 08, 2011

kardiyo-ventriküler sistem saçması-1

Başlamadan önce zamazingosu: 7 temmuz 2011' e ait yazıdır. Yazıp yayınlamadan bırakmışım. Bugün keyifliyim. bugünse bir cuma gecesi ama evdeyim. Şimdilik!

O kadar katıksız saf bir salağım ki- en azından tam da şu an, öyle hissediyorum- Hani belli bir nedeni de yok gibi gibi. Aslında başlı başına bir nedeni varsayabiliriz. Ayın belirli sancılı günleri. Hamiş, mod(28). Uzun zamandır ağlamıyordum ama gözyaşları da boncuk boncuk nasıl da akarmış ardı sıra. Ardından gelir rahatlama. Her şey üst üste geldiği zaman, bir şeyleri ya arka plana atıyorsun ya da görmezden geliyorsun can sıkıntısından kaçmak için. Ama o üst üste attıklarım tıkıyor bi yerde tüm yaşam borusunu, gözyaşları sanki o boruları temizliyor, daha kesintisiz nefes alıyorsun.
Duygu geçişlerim çok keskin. Korkutuyor beni. Bi yandan en umursamaz halimi takınıyorum ki o zaman gerçekten de umursamıyorum. Sonra "an" geliyor, dertler derya olmuş.
Örnekle açıklayalım;)
Mod-1 hayatımın fonu parçaları: dertler derya olmuş, ben de bir hancı
oy dağlar yalçın dağlar
ölmem mi beni taşlara vurun(ay böyle miydi bu?)
beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar
ya da interneyşınıl duygu dışa vurumum: i am just a man still learning how to fall
evet mod-1 de şarkı seçimleri böyle ise limx--> a f(x) bilinmezliğindeyim.

Mod-2 hayatımın fonu parçaları: denenmişi denemek yok hiç olmadı kitabımda olduramazsın/ senin kırık sandığın bu kalbi çoktan uçurdum durduramazsın :)
üzeni yolla isterse dönsün sonra, salla ardına bakma asla bla bla bla
ha bir de J.LO- i am into you var ama keyfimi yerine getiren, tanrı maldiv adalarında yaz tatilindeyken, üzerinde ince ince çalıştığı bibakışattınkalbimiyaktın beyfendü. BKZ-tık! Hacu ne ayak ya? Haytında ilk kez meme görmüş ergen çocuk gibi hissediyorum herifi görünce. Nasıl bi iç geçirmedir, ciğerlerimde nefes kalmıyor :) o YEAH bebeğim:) Bak az önceki salya sümük ağlar modumdan anında uzaklaştım.

Hakkaten ha, daha yarım saat önce bonuk boncuk ağlıyordum. Hani üzerimdeki tişört filan ıslandı. Nedeni yok! Yani somut, size anlatabileceğim bi neden çok. Nedenler kümesi var. Hiçbiri atlatamayacağım şeyler değil, kuruntu benimkisi. Oluyor arada. Ama klipteki adam ne ya öyle!!!! Isszı adaya düşsem, yanıma alacağım tek şey kendisi :)
not: o yeah gençlik, mezuniyet balosunu, kep törenini yazmamı bekliyosunuz, biliyorum. Yazacağım keyfim daha yerinde olunca. Şimdilerde iş görüşmelerine gidiyorum, o zaten ayrı bi konu. Ama blogun istatistiklerine baktım, geçen ay 2.000 kez tıklanmış. Tıklanmış da bana ne fayda, herkes tıkladıkça 1.50 lira kazansam, 2.000x 1.50=temiz maaş başlangıç için ... O yeah bebeğim, güzel olma mıydı? Olurdu. Ama olmasa da olsun, izleyici velinimettir:)
Ha bir de çok güzel bi sarı tişörtüm oldu bugün:) merak etmeyin canlar, ağlarken onu giymedim :)

Haydi keyifle...

Haziran 27, 2011

Aşk Kalpte başlar, nerede bittiği umrumda değil!


Çok zilli bi giriş yapasım var, bunu düşünürken-nasıl başlasam diye- az daha yazmaktan vazgeçecektim. Neyse başladık di mi, ışık, makyaj, kameraaaaa, çekimdeyiz, şak! -siz o efekti verin burada- :) Sabah kalktım ve okula gittim, şaşırtıcı biliyorum, aldık kepi cüppeyi, haziranda yağan o aptal yağmurda okula gittik, hani 4 sene boyunca okuduk, ilerde çoluk çocuk sorarsa; "anne senin niye üniversite fotografın yok, hayırdır hacı bizi mi kekliyosun" diye-yalnız benim çocukların konuşma tarzına da bakın hele :)- bi iki albüm yapalım dedik, atladık zıpladık sıralara dizildik derken 2 saati bu çekimle geçirdik. Şİmdilik fotograf yok canlar, irtibatta olalım :) Okuldan çıkış ve doğruuuuu kapalı çarşı, ardından mahmutpaşa, tahtakale-eminönü. Hastasıyım şu istikametin. O boncukçular, kumaşçılar, ıvırittizıvıritticiler, çerçiler, peynirciler, abla gelinlik lazımmıcılar, kahveciler, o yeah! İşte onların arasında geçirdim yaklaşık 4 saatimi. Sonra Beşiktaş' a gittim ufak tefek işlerimi halletmek için. Yazı seviyorum, yaza aşığım, yaz kadınıyım, yaz perisiyim, yaza dair her şeyim ben. Ama yazın toplu taşımaya karşıyım! Hiç yakışıyor mu şu güzel ağzıma küfür, ha sorarım size, ama ben cevaplarım; cıks, yakışmıyor. Ama arkadaşım; şu lanetler sigaranın 1 paketine verdiğin paraya 1 alana 1 bedava dedorant satıyorlar yahu! "Taksiye bin o zaman hanım kızım!" diceksiniz, demeyin. Canım çünkü; 1. Bu vatandaş öğrenci, yahu ne öğrencisi! ne öğrenci ne de para kazanan sivil! sanırım hayatımın en sıfatsız dönemine bi sayfa açıyorum, umarım çabuk kapanır. 2. Tramvay, metro vs benzeri toplu taşıma araçları, istanbul trafiğinde taksiden daha hızlı. Bak bu yaptığım savunma da ayrı bi psikoloji:) meslektaş arkadaşlar bilir, bilmeyenler için açıklama yapıp da kendimi ele vermeyeceğim :)

Dün İstiklalde Gay Parade vardı, katıldık, destekledik, gümbür gümbür yürüdük. Önyargıları kırmaya çalıştık, körün gözüne parmak soktuk, varlar, varız, yanınızdayız dedik. Çok da renki gençti. Yabancı kanallardan bi sürü kamera vardı ama türk haber kanallarından gördüğüm olmadı. Bir şeyleri, gerçekleri görmezden gelmek, o görmezden geldiklerimizin olmadığı anlamına gelmez! Bizim toplumumuz homofobik arkadaş! Bizim, cinsellikle sorunlarımız var. Aç bizim millet ve de önyargılı. Hani şöyle düşünün, ben biriyle tanıştığımda kimse beni cinsel tercihlerim doğrultusunda değerlendirmiyor, nasıl seviştiğim değil aklına ilk gelen, okuduğum bölümle, kitapla, dinlediğim müzikle, gittiğim mekanlarla değerlendiriyor değil mi, Evet! Ama söz konusu gay/lezbiyen olunca, ilk etiket vuruluyor, sonra o insanın sanatı, duruşu, bölümü, işi, en sevdiği yemek, boş vakit uğraşı vs. her neyse, hepsi kulağa takılan kulaklığın geçirdiği ses kadar duyuluyor! Duyuluyor mu o bile muamma! Canım yurdum insanı, yen şu fobini, düşünme insanların yatakta, kiminle, ne yaptığını! Bak sinir yaptım, tamam geçecek kızım, sakin ol, 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1. Geçti.

Gay arkadaşlarımı seviyorum, hem de çok. O kadar güzel arkadaşlıkları var ki her şeyi çok rahat konuşabildiğim. Ve o kadar zarifler ki!! Bi çok erkeğin sırf bir sonraki admın hesabını yaparak getirdiği çiçeği, hediyeyi sırf beni sadece mutlu etmek için, evime ilk defa geldiği için ya da , ya dası yok işte sebepsiz alıyor anlatabildim mi...
Homoseksüellite, cinsel hazzın nesnesi meselesidir; ancak Homofobi hastalıktır, tedavi edilmesi gerekir. Bence...

Hadi bu konuyu bi kez daha düşünelim
"insan"a değer verelim
Homofobiyi yenelim!
Günün parçasını dinleyelim:) - tık- Depeche mode- free love


Keyifle...

Haziran 25, 2011

Bol Köpüklü Türk Kahvesi



Uykum var ama uyuyamıyorum. Mezuniyet balosuna, kep törenine ve annemlerin gelişine günler kaldı. Annemi 5 aydır görmüyorum, kız kardeşim-kimine göre ikizim- Gülşah'ı da. Bence bir kızın kız kardeşinin olması muhteşem! hele bir de yaşları birbirlerine yakınsa, değmeyin o kardeşlerin keyfine:) Ortanca kardeşim Gülşah, hakkaten ortanca çiçeği gibidir:) Bir de dünyalar cadısı bi o kadar da tatlısı"son numara, ama on numara"mız var:) Neyse ki buluşmamıza az kaldı, hazır konu gelmişken söyleyeyim, gelmemişse de konuyu oraya getireyim: 1 Temmuz cuma günü İÜ Beyazıt Kampüsünde saat 18.00-20.00 arasında kep atma törenim var. Aman da kızımız büyümüş de mezun olmuş, ay nasıl da geçti onca yıl, adam olacak bu kız, kaçıramam ayşe' nin kep seramonisini, of ne güzel fotograf çekerim gibi isteklerin/nidaların/iç çekişlerin varsa; "kim olursan gel":)

Son on gündür mezuniyet balosu için elbise arayışlarındaydım. Kesin kurallarım vardı, mangoya girmem, zaraya bakmam, çok para vermem gibi. Zara' ya baktım, Mango'ya girdim:) Hattaaaaaaaa elbiseni de mango' dan aldım. Şimdi söyle ki, bu lafları edişlerimin nedeni pişti olma ihtimaliydi tabii ki. Ama arkadaş piyasada öyle ziyan tasarımlar var kiiiii, o satılan kumaşa, ona elbise diyen dillere, elbiseye emeği geçen ellere acıyorsun! Nereleri dolaştım anlatamam. Tamam anlatırım:) Nİşantaşı, osmanbey, elbet ki taksim, cihangir, kadıköy veeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee küçükçekmecedeki bi butiğe kadar gittim. Ya çok pahalı ya çok taşlı ya da hep aynı tip kıyafetler. Aklımda tek bir şey vardı: çok sade hani masal gibi olmalıydı her ne arıyorsam! Buldum, mangoda buldum ve de vuruldum. Çıkmadı aklımdan, gezdim, tozdum, kıvrandım üstüne gül koklayamadım. Bir de siz bakın bakalım!-buraya tık- sayfadaki ilk elbise:) Yalnız elbiseyi giyen hanım kızımız da derin bir iç çektiriyor di mi:) Dün aldım, şimdi terzide, yakında dolabımda. Ama canım kardeşim, bitmiyor ki bi elbiseyle; ay bunun küpesi, ay ayakkabısı, ay saçımı ne yapsam, makyajımı kime yaptırsam... Geçtim ben bunları, kısmet! Veeeeeeeeeeeeeeeee senenin başından beri konuşulan, yanıma yakıştırmalarda bulunulan, dedikodular yapılan, iddiaları havada uçuşturan konu: "Ay acaba ayşe mezuniyete kimle gidecek" :) ta ta ta tammmmmmmm! Yapılan oylama ve istatistik değerlendirmeleri sonucuna göre... :) yok artık! YOk, hakkaten ben kendi kafamda adayları seçtim, biçtim, oyladım. En birinciye ödülü yolladım:) Adı bende saklı kalsın, buradan yolladığım öpücükleri alsın:) Ha bu dünya hali, şöyle diyelim yine de "bir aksilik çıkmaz ise"

Sınavlarımı bitiridim- en azından büte kadar:)-, elbisemi aldım, ayakkabılar hazır. Her şey tam takır. Yorgunluk gitti, bol köpüklü türk kahvesi içme vakti!

Bu da günaydın parçası olsun hadi-tık-
Hadi kalın keyifle...

Haziran 24, 2011

Haziran 19, 2011

Ni la bombe atomique, Un amor piatonique (Liraboma tomik Enamu platonik:))

Hayatının geri kalanı boyunca, o büyük aşkı arayacak olan güzel küçük kız çocuğu için çalıyor bu kez çanlar...

Elektra KOmpleksi bu; kız çocuğun 6 yaş civarında babaya duyduğu aşk! Halk arasında da şu şekilde çevirisi vardır; kız çocuğu babaya düşkün olur. Olmasın mı arkadaş, hayatındaki ilk erkek bi kere o adam! İlkler özeldir, güzeldir. Hele ki bu ilk adam, esas kızı pamuklara sarmalamış sarmış, elleriyle beslemiş, gözlerine içten bakmış, yalanlarla kandırmamıştır! Böylesi adama aşık olunmaz mı, ha sorarım canlar size
Ta ta ta taaaaaaaaaaaam ama bir problem var; ne demiş yıldız tilbe-İki kadın bir adam :) :) Selam prenses, bak bu rakip çok da yabancı değil ve hakikaten güçlü, EVET O ANNEN!
hımmmm... ok! memnun oldum.

Daha güzel olabilirsin, daha çıtır olabilirsin, o esas adamla daha çok vakit geçiriyor da olabilirsin! ama üzgünüm bebeğim, o rakip kadın annen ve inan ki aynı kulvarda bile değilsiniz :)

Annenin ayakkabıları giyiliyor, rujlar, ojeler sürülüyor, kadınlar arası ilk rekabet de böyle başlıyor; babaya sahip olma arzusu! Ama bebeğim! bebeğim! bebeğim! Bile bile lades demek bu! Küçük prenses yılmıyor, babaya olan aşkta galip gelecek:) Sonuç: ilk platonik aşk! ilk vazgeçiş, ölümüne isyan:)

Evet prenses, o yakışıklı erkek baban! gözlerini açar açmaz karşılaştığın, sıcacık ellerini tutan, derin bir sevgiyle bakan, dırdırına sesini çıkarmayan, evdeki 10 ayakkabıya rağmen yeni bir çift daha almana ses çıkarmayan, gece üstünü örten, saçlarını okşayan, sen uykuda olsan bile derin derin koklayarak öpen, hastalandığında gözleri dolan, seninle gülüp ağlayan o adam senin baban! Hep o adamı düşünüyoruz ve nihayetinde düşümüzden ayrı kalıyoruz.

İlk karşılıksız aşkla başladı zaten evrenin tüm problemi; baba gibi birine aşık olmak! O yüzden saçımızı okşayan, derin öpücüklere boğan, gözlerinin içine bakan erkeğe aşık olıuyoruz, hani bir ihtimal o ilk aşkın yerini doldurur diye...

Tüm prensesler olarak seni öpüyoruz Freud!
Bu da en baba, en analiz edilesi, durumu en özet edesi parça! Tam bir elektra problematiği :)

Hey kızlar!
Hepimize en baba aşklar :)


Keyifle...

Hayatımın Erkeği


Nisan 1988.
Gözümü açtım hayata, hayatımdaki ilk erkek karşımda.
"Hey sen heyecanlı adam" dedim içimden,
"maceraya hazır mısın" :)

O kadar hazırmış ki...

İlk erkek, ilk aşk...

Odaya girdim, koltuğun üzerinde, çok istediğim oyuncak bebek-yaş 6
Hadi Ayşe'm Hadi kızım, oku bakayım burada ne yazıyor- yaş 7/ okumayı öğreniyorum
bisikletimin 3. tekerini çıkardık ama arkamda babam vardı -yaş 8
Ben "şekerim" demeyi babamdan öğrendim, şeker gibi adamdır. Çok güzel dinler, akıl verir, muhteşem benzetmeleri vardır. "Eğer" diyemez "ener" der :)Dili dönmüyor nedense bu kelimeye :) Babam çok güzel yemek yapar, ama özellikle pazar kahvaltılarımızı hazırlamaktan keyif alır. O pazar günleri güzel tostlar yapar, fırında közler yapar
, çayı demler, yeşil salata hazırlar, zeytin yağı, tazecik ekmek... Sonra hepimize öpücük verir, sofrada yerimizi alırız.

Nasıl özledim...

Şİmdi bi toparlayamadım yazmak istediklerimi, ifade edemedim hiçbir şeyi. Hep askıda havada kaldı yazmak istediklerim.

Bi keresinde otogardayız, istanbul' a döneceğim. Tüm aile fertleri bekliyoruz otobüsü, karşımızda küçük bi oğlan çocuğu, gülümseyerek bakıyor babam ona (Ha biz 3 kız kardeşiz). Hani içten içe bi erkek evlat sahibi olma isteği vardır babamın illa ki ama bunu bize hiç yansıtmadı, söylemedi. Babamın öyle baktığını görünce o oğlan çocuğuna bi tuhaf oldum. Baba, dedim. "Erkek evladın olmadı ama umarım torunun olur". 3 erkek çocuğu verseler benim 3 kızımdan biri kadar bile değerli olamaz, dedi. o yeah adamım, o yeah, dedim içimden :)


.
.
.

Babam...

Nasıl dolu dolu, nasıl neşeli, nasıl güçlü bir adamsın.
Şimdi ben nasıl güzel, güçlü, kendinden emin bir kız çocuğu oldum sayende. Ve evet, hala küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum saçımı okşadığında.

Babam...

Yazacak, anlatacak ne çok şey varken, sustuklarımla çoğalttığımsın.
Hayata dair güzel masallar anlatanımsın.
Yoluma ışık tutanımsın.

Babam...
İyi ki varsın...

Bunlar da günün parçaları olsun:)
1. tık!
2. tık!

Haziran 16, 2011

İncir Reçeli ve Yan Etkileri

Sol gözüm acıyor, yanıyor, yaş geliyor. İncir Reçeli' ni izledim. Gözümden inen yaşın filmle alakası yok. İnan ki yok! İzlediniz mi, şöyle bi derinden "oooo nooo shit!" dediniz mi, evet! Sol gözümden inen yaşın, filmle alakası yok, olsa yalnız bırakmazdı sağ gözüm solu. Bana duygusal, aşklı, böcekli, ihtiraslı filmler olsun yeter ki, hiç acımam ağlarım. Ağlamaya yer de ararım.

Film beraberinde aklımda bin soru bıraktı;

1. sevişmeden aşk olur mu
2. SEvişince aşk olur mu
3. fuckbuddy kimdir, hakları nelerdir, nereye kadar yolu vardır
4. hugbuddy kimdir, "söz veriyorum sadece uyicaz" vaadinin telif hakkına mı sahiptir
5. İncir Reçeliyle birlikte feetbuddy çıktı başımıza, caiz midir ve de cazip mi :)

İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, bol şans!

p.s-1: cevapları bilen- bulan- çalan olursa haber versin, hepimiz öğrenelim.
p.s-2: bu haftaki blog başlıkları da kahvaltı masası gibi oldu; yanık tost, otlu peynir, incir reçeli... O zaman ben bi çay demleyeyim :) Ben çay demlerken siz de şunu dinleyebilirsiniz zira bekletmekten hoşlanmam:)

Sol gözüm acıyor

anlatsana
nasıl aşık oldun bana
ııı şey beni bennn
seni
sana
yalan söyledim.

Bi de bunu dinlesene

Keyifle...

hamam hamamamammamam mamma mia!


Pamuklara sarıp sarmalayıp saklayasım var kendimi! Sanki hamur gibi yoğruldum, içine de bade dolduruldum:)

Öğlen sınavdan çıktıktan sonra, sevdayla sarıyer yolunu tuttuk, hani hamama gidecektik ya, ha gittik, tarihi sarıyer hamamına. Şimdi canlar, eğer ilk defa hamama gidecekseniz doğru adres değil tarihi sarıyer hamamı. Şahsen ben ilk deneyimimi çemberlitaş hamamında edindim ki, muhteşemdi! Çemberli taş hamamı, tarihi, görkemli, kocaman lakin eğer sık sık ziyaret edip alışkanlık haline getirecekseniz, biraz tuzluya mal olabilir. Bugün gittiğimiz hamam ise, kendi halinde bi' yer. İçeri ilk girdik ya, bi' darlandım, kalp atışım hızlandı. Göbek taşına bi uzandık kiiiiiiiiii, sonrası bende kalsın, ama nasıl bi keyf-i sefadır anlatamam. Sonra bir kese, oh mis! öyle pürüzsüz oluyorsun ki, koala tutunmak istese vücuduna, tutunamaz kayar gider ;) Var ya, kuş gibi hafif hissediyorum, yüzüm gözüm, tenim ışıldıyor! Nasıl anlatsam, hani derler ya "bal dök yala", oha bu çok müstehcen mi oldu, fesat düşünmeyin ulennnnnnnn! Tamam şöyle diyelim; pammık gibi oldum, yeniden doğdum, 3 gün yumoşta bekletilmiş gibiyim :)
Neyse efendim hamamdan çıktık, resmen hamam havası çarptı zaten beni. Ama hakkaten ışıldadık, fotograf çekseydim sanki güneşe karşı çekmiş gibi olurdu, bilmem anlatabildim mi...Aslı-çağdaş-roland, bu noktada destek verebilirsiniz. Ay ardından bi açlık geldi, bozdum diyeti, yedim spagetti bolonezi:) ardından açık havada bi türk kahvesi derken, ay tutulmasını izleyelim dedik cihangirde bedri'ye misafir olduk, biralarımızı içerken muhabbete koyulduk, ay tutulmasını da, güzelim terası da unuttuk:) Sonuç; 1 birayla sersemledim resmen! Yarın yoğunum, yazamayabilirim, hepinizi öperim.Öp öpü öpüjem dedim :)

Bi sonraki yazı; mezuniyet balom, ve kavalye adaylarım!

Keyifle...

Haziran 15, 2011

yanık tost ve sütlü kahve

1. Tostun tek tarafını yaktım az önce, o zaman canlar, aba' ya sahip çıkalım!
Tamam, daha uyanamadım. Evet, tost otlu peynirli ve domatesli ve çok lezzetli! Burdan nereye bağlayacağım diye merak edenler varsa, önceki yazılarda da uyardığım gibi tekrar söyleyeyim; Dikkat! bu blog konular arası bağlantı problemleri yaşamaktadır, lakin bu problemlerle mutludur! Ha bağlayacağım en net sonuç da "tostumu yedim, bekliyorum" olur :)

2. Sütlü kahve muhteşem değil mi
Hele ki kahve gold ise mmmmmmmmmmmmmmmmm nefis! sanırım kahve afrodizyak özelliği taşıyor. Ya da bu benim kahveyle aramdaki mesele. benim meselemmmm, benim meselemmmmm! :) me-se-le, çok değişik bir kelime mesela.

3. Dün miray için taksi bekliyorduk, kaldırıma oturduk akşam. Yaşlı bir amca geldi "allah gönlüne göre versin" ded. E tabi baktı para dilendiğimiz yok, ne desin garibim! saol dayı! Gönlüne bereket! ama tam da o konudan konuşuyorduk mirayla. Hoş oldu, zamanlaması güzeldi.

4. Bugün hamama gideceğiz Sevdayla, zaten beyazım, çamaşır suyuna batırılmış gibi olurum artık. Of nasıl güzel olacak, hamur gibi gevşerim, eve gelir direkt yatarım. Benden haber alamazsanız ey dostlar, meraklanmayın. Düşlerimin huzur bahçelerinde dolaşıyor olacağım. "düşlerimin huzur bahçeleri" zincirleme isim tamlaması mı, soru işareti

5. Bugünlerde fazlaca oldu blogdaki yazı sayısı. Aşağıdakilerden hangisi son günlerde artan blog yazı sayısının nedenidir

a. sebebi koparılan çiçekler
b. serdar ortaç' ın muhteşem yorumunun, genç kızlarda yarattığı psikolojik problem
c. sınav dönemi, final polemiği
d. beni bu güzel havalar mahvetti

Cevabı bilip bana bildirene, ay dur olmadı; bana bildirip cevabı onaylanana cafe neroda chai tea latte:) Ay yok, vallahi çıkarım yok nerodan! :) Bahçesini bi kocaman yaptılar, pek güzel oldu, hepsi bu!

*sevgili beyaz atlı prens, artık atından in de bi taksi çevir! yoksa zor olacak istanbullarda buluşmamız. Adresi biliyosun, köşede buluşalım :)-aaaaaaa bu başka bi blog yazısıydı, neyse fragman oldu:)-

Öğlen bi sınavım var, notum var mı onu bile bilmiyorum. Ama öğlene daha çok var di mi:)
MUah!

Keyifle...

Haziran 14, 2011

Golden Girl

Birazdan kahvemi de koyduktan sonra, ders çalışmaya çalışma hazırlıklarım az çok tamamlanmış demektir. Kahvaltımı yaptım, balkon serin, salon güzel:) Günlük kariyer.net iş arama ve başvurma işlemlerimi de gerçekleştirdim, malum 30 haziranda periler gibi süzülürken elbisemin içinde, aklımın bir köşesinde, çıkardığım pembe gözlüklerim olacak. Gecen birisiyle mesajlaşırken, kahve içip dergi karıştırdığımı söyledim, söylemez olaydım, acı gerçekleri bir kez daha yüzüme vurdu. Aman da efendim zaten böyle kıytırık işlerle en güzel de öğrenciyken uğraşılırmışmışmışmış! bana bak delüanlııııı, bu öğrenci sıfatıyla nitelendirdiğin hatun, ne projelerin altından alnının akıyla çıktı, haberin var mııııııı, dicektim; zarif, narincecik yapıma ters düştüğü için demedim:) ammaaavelakin "adam haklı beyler:)".

Evet, bu durumu kabul ediyorum ve 2 haftaya kadar, özgür, çılgın, pervasız öğrenci sıfatımdan ayrılacağım için mutsuzum. Hakkaten mutsuzum. Tamam biraz mutsuz, biraz heyecanlıyım. Arkadaş şimdi işe girdiğimdeki olabilitesi yüksek günlük plana bakalım.
Çalışıyorum, paramı kazanıyorum, ayaklarımın üstünde duruyorum, biraz da ukalayım 1:
saat 07.00: alarm çalar(tıklayınız,izleyiniz, dinleyiniz)
ha ne diyor hanım kızımız; Je ne veux pas travailler (Çalışmak istemiyorum)
Çalışmak istemiyorum

Je ne veux pas déjeuner (Kahvaltı etmek istemiyorum)
Kahvaltı da etmek istemiyorum

Je veux seulement oublier (Sadece unutmak istiyorum)
Sadece unutmak

şarkının devamının konuyla ilgisi yok! :) evet muhteşem parça, ama özet olarak nasıl başlıyor; çalışmak istemiyorum!
saat 7 de alarm çaldı, 5 dk. daha dediniz, eğer imkan varsa uyanınca güzel güzel gülümsediğiniz sevgilinizle/ eşinize/fuckbuddy nizle/ hugbuddy nizle kahvaltıdan önce biraz daha seviştiniz (<--tıkla) :) bak okuyunca da gözleriniz parladı biliyorum :)o yeah, bi hareketlenme oldu bende:)
Neyse toparlandınız, giyindiniz, kokularınızı sürdünüz, şanslıysanız iş yeriniz en fazla yarım saat uzaklıkta evinizden- çok zor cicim çoookkk- işe gittiniz, çıkış saatini saymaya başladınız, çıktınız, ev-yemek-belki ev öncesi bi kaç tek atarsınız asmalıda. Eve gelip film izlemek istersiniz ama saat olmuş 23.30. TA ta ta tammmm işte karar anı; film izleyip az mı uyusam, yoksa yatıp adam gibi uyansam mı, soru işareti
Sonra bekle ki haftasonu gelsin, pöf!

Şimdi de serseri, kıytırık olarak nitelendirilen öğrenci hayatı:
Alarm çalar. Saçmalama ne alarmı ya! baksana saat bile yazmadım, keyfim bilir. Uyandım, perdeyi araladım, elimi yatagımın yanına uzatınca laptop elimin altında, bi müzik açtım--->oh yeah, it's a good day!-ha, evet benim blogum için esinlendiğim parça:),1.30. saniye benim keyfimin tavan noktası :) çok iyi bir hayalperest olduğum için günün devamı farklı kombinasyonlarla ilerleyebilir, en güzel ihtimallerden biri de, kalvaltıdan sonra da sevişmek için bolca vakit olmasıdır:)
Çok katı kurallarım vardı mesela okul hatayım boıyunca:
1. uykum varsa okula gitmem
2. hava soguksa, ayaklarım üşümüşse kapıdan dışarı çıkmam
3. yorgunsam, kahvem olmadan asla!
4. sırf canım istemiyor diye girmediğim sınavlar vardır( ha o sınavın vize olması sıkıntı yarattı biraz, hani final olsa, büt ihtimali var da, şimdi tek ders sınavına girme ihtimalim yüksek:) amannnnnn şimdi sıkamam güzel canımı onun için
5. güzel kahvaltılar vaadine kanmışsam da, o gün okul yalan olur. ne demiş cemal süreya" ... kahvaltının mutlulukla bi' ilgisi olmalı" olma mı yaaaaa :)

Hayalimdeki iş; bloguma yazacak bir çok şeyle beni ben yapsın!

Tartışmaya gerek yok canlar, öğrencilik candır, kandır ama kıytırık değildir; aksini iddia edenler için CV' mi yollayabilirim, hani öğrenciyken keyif pezevenkliği yaparken diğer yandan yaptıklarımı incelemek adına:) ha zaten ne zamandır aklımdaydı, bi sonraki yazı İÜ Psikoloji Kulübü' ne ithafen olabilir, tık! bakınız ben ve bal arılarım :) nasıl da severim her birini

Dün akşam, 4. pera flamenco festivaline gittim Cemal Reşit Rey' de. Pek tatlı bi' arkadaşım da dans edecek ekip arasındaydı. Aman yarabbi nasıl bir danstır öyle, nasıl davetkar! Hele işin pirlerinden biri çıktı; dans- Vanessa MONTERO/ gitar- Sergio GOMEZ, agzımız açık izledik. Hatun nasıl minik anlatamam, bir dans ediyor kocaman oluyor sahnede! Ancak gece boyunca tek bir olumsuz eleştiri vardı aklımda: uzun boylular böyle danslara bulaşmasın! hakikaten ha! çok eğreti duruyor, hiç estetik değil, yakışmıyorlar sahneye. Hani üzgünüm ama bu böyle. Çünkü, hareketler keskinleşemiyor, zerafetini kaybediyor.

Ama benim favorim bol kıvrak, pek canlı latin dansları arkadaş! efendime söyliim salsa, bachata, rumba! nasıl severim, keşke devam etseydim derslere de yarım kalmasaydı! Lakin bu dönem yogaya merak sarınca, dans arka planda kaldı, gün gelir çıkar tekrardan vitrine :) Herkes baksın keyfine...

Bu da dingin keyif parçası--> golden girl

Haziran 12, 2011

Femmes damnees




Belgesel: Küller ve Kar / Gregory Colbert(tıkla)

"Lanetlenmiş Kadınlar"

Hippolyte, lambaların solgun ışığı vuran
Mindelerlere uzanmış sessizce duruyordu,
Ve toy gençkızlığının perdesini kaldıran
Güçlü okşayışları, dalgın, düşünüyordu.

Sabah uyandığında nasıl başını yolcu
Çevirip mavi ufka bakarsa, tıpkı öyle,
Henüz uzaklardaki gökleri arıyordu
Fırtınalı bir anın ürküttüğü gözlerle.

Ölgün halkalardaki o tembel gözyaşları,
Bitkin, perişan hali, şehvetli üzgün teni,
Hurda silahlar gibi terk edilmiş kolları
Ve her şey süslüyordu narin güzelliğini.

Dişlediği avını öldürmeyip gözleyen
Güçlü bir hayvan gibi, Delphine, eteklerinde,
Dingin ve kıvanç dolu, baktıkça alevlenen
Gözlerini örtmüştü Hippolyte'in üstüne.

Güçlü güzellik ince güzellik önünde diz
Çökmüş ve şarabını içerken utkusunun,
Dermek istercesine ağzından tatlı bir söz,
Uzanıyordu ona doğru, sevdalı, tutkun.

Kurbanının gözünde arıyordu durmadan
Arzunun şakıdığı sessiz ilahileri
Ve uzun ahlar gibi gözkapağından çıkan
Şükran duygularını, o tatlı sözcükleri.

-Dedi: nedir düşüncen, ne dersin olanlara?
Hoyratça soldururlar, Hippolyte, tatlı yürek,
İlk güllerin kutsal adağını o kaba,
O yaban soluklara asla sunmaman gerek.

Benim öpüşüm, akşam, büyük, saydam gölleri
Okşayan susineği gibi yumuşacıktır,
Erkeklerin dudağı saban demiri gibi,
Tekerler gibi oyar, acı izler bırakır;

Atlar, öküzler gibi geçerler üzerinden,
Çiğnenirsin altında insafsız ayakların,
Hippolyte, kızkardeşim, yüzünü bana dön sen,
Ruhumsun, her şeyimsin ve öteki yanımsın,

Kutsal merhem, çevir o yıldızlı gözlerini,
Bir tek bakışın bana yeter, ey tatlı bacım,
Daha loş arzuların kaldırıp perdesini
Sonsuz düşler içinde seni uyutacağım!

Hippolyte genç başını kaldırdı usul usul:
-Pişmanlık duymuyorum, hiç de nankör değilim
Ama, ağır bir akşam yemeği yemiş gibi
Sıkıntılı ve öyle endişe içindeyim.

Sanki kanlı bir ufkun her yandan kapattığı
İşlek, uzun yollara beni sokmak isteyen
O yoğun ve o kara hayalet taburları
Çökmüşçesine ağır bir yük altındayım ben,

Diyebiliyorsan de bana, dehşetim, ruhum,
Yakışıksız, garip bir eylemde bulunduk mu?
Sen meleğim! dedikçe korkudan titriyorum,
Yine de dudaklarım gidiyor sana doğru.

Kalbimin sonsuza dek sahibi, kızkardeşim,
Artık tek düşüncemsin, öyle bakma yüzüme,
Beni yakacakları ateş ve cehennemim,
Günahımın ilki, ilk nedeni olsan bile

Öfkeyle silkeleyip perişan yelesini,
Delphine, demir kürsüde tepinir gibi, birden,
Gözleri çakmak çakmak, güçlü bir sesle, dedi:
-Kim söz edebilirmiş Aşk varken Cehnnemden?

Binlerce lanet olsun, o ilk hayalci kimse,
Lanet o budalaya, o dürüstlük satana,
Çözümsüz ve kısır bir sorunu benimseyip
Aşka dürüstlük denen saçmalığı katana!

Serin ile sıcağı, gündüz ile geceyi
Gizemli bir uyumda görmek isteyen bir kaz,
Bir işe yaramayan inmeli bedenini
Sevda denen o kızıl güneşte ısıtamaz!

Git, istersen aptal bir nişanlı bul kendine;
Kızoğlankız bir kalbi hoyrat öpüşlere sun;
Koşa koşa, dağlanmış göğsünü, bil ki, yine
Bana getireceksin, azapla dolu, solgun...

Bu dünyada herkesin bir tek sahibi vardır!
Çocuk birden acıyla haykırdı: -duyuyorum,
Şu an tüm varlığımda, benliğimde derin bir
Uçurum açılıyor; kalbimdir bu uçurum!

Volkan gibi yakıcı -ve boşluk gibi derin!
Euménide'in, elinde meşale, kanına dek
Yaktığı bu ejderin, bu inleyen yüreğin
Kanmayan susuzluğu dinmiyor, dinmeyecek.

Kopalım bu dünyadan, perdeleri çekelim,
Dinlendirsin öpüşler yorgun yüreğimizi!
Derin göğüslerinde yok olmak, tüm dileğim,
Ve bulmak mezarların uzak serinliğini!

-İnin, durmadan inin, ey acıklı kurbanlar,
İnin, sonsuz, ölümsüz cehennemin yolundan
Uçurumun dibine dalın, orda tüm suçlar
Kamçılanıp göklerden gelmeyen bir rüzgârla

Kaynar, fırtınaların, kasırgaların korkunç
Uğultusunda, koşun en son noktasına dek
Arzuların, ki onlar dinmek bilmeyecek hiç
Cezanız tutkunuzun karşılığı olacak;

Tek serin ışık sızmayacak mahzeninize
Ve işte, yarıklardan, sokak feneri gibi
Yanan kızgın mikroplar giriyor içeriye,
Korkunç kokularıyla kaplıyor gövdenizi.

Kıvancınızın buruk, doyumsuz kısırlığı
Susuzluğu dindirip derinizi geriyor,
Şehvetli teninizin öfkeli rüzgârları
Etinizi bir bayrak misali titretiyor.

İnsanlardan uzakta, gezginler, hükümlüler,
Koşun aç kurtlar gibi çöllere akın akın;
Yazgınızı kendiniz yazın, düzensiz ruhlar,
İçinizde kökleşen sonsuzluktan sakının!

Charles Baudelaire

otlu peynir

Gü-nayyyy-DIN!-Seda Sayan stayla:)-
8.45 e kurduğum saati erteye erteleye uyanmış ve henüz kahvaltımı yapmış bulunmaktayım. Balkona geçip kahvaltıma başlarken bi yandan da müzik dinleyeyim, video izleyeyim dedim. Demez olaydım, karşıma kaç gündür çıkan ama izlemediğim videoyu sonunda açtım. Bana öyle uzun videolar izletmek zordur, çabuk sıkılırım, sabah sabah ekrana uzun süreli bakmaktan haz etmem.
Video açılır;
Klasik tv şovlarından biri, evlenme teklifi. Hatunun haberi yok, adam bin zahmet evlenme teklifi edecek. Az çok tahmin ediyordum da olacakları, bu kadar değil. Noluyoruz arkadaş!!! YOk bilmem kaç kişi toplanmış da, sürpriz olmuş da, eş dost çağrılmış da, yüzükler alınmış, gösteriler yapılmış da vs vs vs. Saçmalamayın kıskanmadım. Hani zaten evlilik teklifi de almadım(aldıklarımı da ciddiye alamadım :)) zaten de, kıyaslayacak bir şey yok yani. Ama şu kıskançlık damarı denen damar her neremden geçiyorsa şöyle bir titreyiverdi:) Tamam şöyle bir değil, bildiğin zangır zangır :) Şaşırdınız de mi ben evlilik filan deyince. O zaman itiraf edeyim canlar;

Uzun uzun zamandır görüştüğüm biri var, düşündüm de zaten 23 yıllık kısa bi yaşantım var, uzun uzun değilmiş :) Hani iyi de gidiyor, heyecan, adrenalin tavanda. Sürprizlere açık, benim çılgınlıklarıma tahammüllü, eğlenceli, kariyeri var. Bak böyle sıralamamıştım adamın özelliklerini, hakkaten iyiymiş:) annem de sevdi- burada hangi şarkı aklımıza geldi--->gülben ergen,lay la lay la lay sen güneş ben ay, annem de seviniyor :)- şu çağrışımlarım beni çıldırtıcak bir gün! Ha benim okul malum 2 haftaya bitecek, şimdi ben bu çocuğu ciddiye alsam, 2 sene çalışır, sonra master yaparım oldu muk mu 26, evlen! 28 de de çocuk doğurdum mu, hem en çıtırından anne olurum hem de istediğim her şeyi yapmış! Evlilik teklifi önemli arkadaş, şimdi bu kadar plan yaptık yaşı 28 e getirdik çocuk sahibi olduk. Ama adam, adam gibi bi teklifle gelmezse, ayaklarımı yerden kesmez, gözlerimden yaşlar inmez ise, ben o teklifi kabul etmem şimdiden söyleyeyim! Bak o kadar da net, düşün onca gelecek planını çöpe attım! BUrda kendi çöplüğümde ötüyorum ya herif hakkında, ne cesaret diyosunuz de mi:) evet! ama ayşe yaş tahtaya basar mı basmaz! yaş tahta mıydı o hakkaten basmamamız gereken, soru işareti
Benim über yakışıklı damat adayının bu blogdan haberi yok. Saçmalamayın kandırmıyorum tabii ki, ama biliyor blogumun olduğunu. Adam yoğun canlarrrrrrrrrrr, ha bi de bi keresinde ben ona 'okuma blogumu' dedim. Deyiş o deyiş, çok geçti üzerinden zaten de hatırlamaz, facebook, twitter kullanmaz, özgürlüğünü kısıtlıyormuş böyle şeyler. ne kadar zıt karakterleriz di mi
ama kan çekiyor napalım:) Dün aradı, şimdi İspanya'da. Hani ben bi projeye dahil olacaktım ya, belki ben de 6 aylığına ispanyaya gider, onunla dönerim, dönüşte de yukarıdaki gelecek planına start veririz. Bak heyecanlandım şimdi...
Bu iş çok zor yonca! benim ilgimi canlı tutmak zor, enerjimi doğru kullanmak meşakat ister, bana ayak uydurmak da can!

Videoya dönecek olursak;
'kadın haklı beylerrrrrrrr!'
bakınız,tıklayınız;ya da tıklayınız bakınız. tavuk mu yumurt... :);


Günaydın
bir şizofreninin sabah düşlerini dinlediniz
marketten otlu peynir aldım, yedim.
otlu:)
hakkaten.
keyifle...

Haziran 09, 2011

Kelebek Etkisi

not: sabah 10.30 da yazılmıştır :)
(Oha notla başlamış oldum yazıya)
sabah enerjisi için buraya tıkla!

Bi önceki yazımda 'sevgili' blogumseverlerim yarine 'sezgili' yazmışım, yeni farkettim :) Hoşuma da gitti ama. Ben böyle zaman zaman, kimi zaman bilincimi kapalı kutulara koyup orda unutuyorum sanırım, sonra ne kafası yaşıyorum bilmiyorum ama getirileri fazla oluyor sevgili sezgililerim:)

Moda' daki nero cafeden sesleniyorum canlar sizlere. Şimdilerde seçim arabaları dolanıp duruyor ya-neyse ki son 3 gün- ondan etkilendim sanırım 'sesleniyorum' derken, oysa gayet sessiz bir eylem içindeyim, zihnimin içi çok sesli orkestra olsa da:) Ha seçim arabaları demişken bi tanesinin-sanırım chp- şarkısı dehşet ve akp ye göndermeli ; ak dediler kara çıktı :D ahahha komik be! tamam sustum. Ben bi kere kendi partimi kursam her gece partileriz:) şaka bi yana, o ne ses/ gürültü/ eziyettir parti arabalarından gelen yahu, hepsine de küfür ettim çok sağlam. Çünkü ansızın çıkıveriyor ve korkuyorum o ani sesten. Tahammül edemediğim seslerden biri de motor sesi, tamam motor sesinin konuyla ilgisi yok ama paylaşmak istedim, sevmediğim sesler başlığı altında:) Efendim, klasik müzik filan dinlet, bach, mozart, kerem görsev di mi ama, mottonu da oluştur; sinir değil huzur veriyoruz diye, oh mis :) Sezgili blogumseverlerim, şu an itibariyle kendi partimizi kurduk, sık sık partileyelim, tartışalım, konuşalım, huzur içinde yaşayalım e mi, soru işareti :)

Şöyle bi sorunum var, yol bulma konusunda çok iyiyimdir, bi gördüğümü kolay kolay unutmam, ancakkkkkkk o yol bulma sürecinde ilgimi dağıtan bir şey olursa ki bu genelde telefonumun çalması oluyor, kayboluyor! Bu kız kayboluyor, kaybolmayan sokak yap, kaybolmayan :) Hatırladınız mı bu reklamı; kayboluyor sakız kayboluyor! Kaybolmayan sakız yap, kaybolmayan :) Ay tanrım bu bendeki ne kafası ya, soru işareti:) Bu soru işareti mevzuu da şöyle çıktı canlar; şu elimdeki acer notebook-lanetler olsun ubuntu diye bi programla çalışıyor- nasıl yaptım bilmiyorum ama bi ayarıyla oynamışım, soru işareti yapmak istediğimde 'X' oluyor, X yapmak istediğimde de 'ñ' çıkıyor, nerden düzelteceğimi bulamadım, ha tabi şöyle bir soru sormam gerekiyor kendime;
- peki canım aradın mı, soru işareti
- hayır
- öyle mi canım (birkan:) )
Lafı şuraya bağlayacaktım, modanın sessiz sakin muhteşem sokaklarında dolanırken sabahın köründe, neroda kahvaltı yapma arzusuyla, telefonum çaldı, daldım konuşmaya ve telefonu kapattığımda her yer çok yabancıydı. Hala modadayım ama o keşf-i keleş ruhumu kaybetmiştim. Yoldan geçen nazik moda sakinlerinden yol tarifi aldım, minik bi gülücük verdim, her iki taraf da mutlu, yollarımıza devam ettik.

Karşımda mor-pembe menekşe, ardından moda sahil, sol tarafta bi apartman, dış sol balkonda sınava hazırlanan bi kız-sabahtan beri test çözüyor- ama şimdi biriyle mesajlaşıyor, ağzı kulaklarında ve saçlarıyla oynuyor, kimle mesajlaştığını anlamak zor değil de mi :) Sol duvarda bi fotograf var, bez üzerine işlenmiş, boyanmış her neyse işte sol duvarda üzerinde 2 kadının olduğu fotograf var. Biri ben olsam olurum, şu nero beni artık ödüllendirmeli, İLerde 9876543210 blog izleyicim olunca, herkes bakacak ki ben yazılarımın bi kısmını Cafe nero' nun 9876543210 farklı şubesinde yazmışım, satışlar patlicak, gençler izimden yürümeye çalışacak, nerolar dolup taşacak :) Komiğim ha bugün, güzel uyandım sabah :) Ha tabi gençlerin önünü açmak lazım, zaten ben çok ünlü bi psikolog olacağım için, blog işlerine de son vermem gerekecek. Nirvanaya ulaşmış sayacağım kendimi, işte biz o gün tükeneceğiz canlar. Ha son vermem gerekecek blog işine, hani etik değil çünkü benim gibi hanfendü ünlü bi psikologun özel hayatını paylaşması :) Üzüldünüz mü, şöyle boğazınız inceden düğümlendi mi, tez buldum, tez yitirdim mi dediniz, soru işareti
Tamam kıyamam ben size, isim değiştiririz, parola koyarız, rumuz takarız, yolumuza bakarız, biz ayrılamayız biz ayrılamayız :)

Yahu yolda aklıma bi şeyler gelmişti onu anlatacaktım, unuttum, hatırlayamıyorum. Başka şeyler anlattım şimdi. Olsun be Ayşe, dedim, malzeme bol bizde

Bi sır vereyim canlar, aramızda kalsın; bi kelebek yuttum sanırım, karnımda uçuşuyor:)

Haydi keyifle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...